Milyoner kalma

inanç

2020.10.03 12:37 flozenlol inanç

YAZIM AŞAMASINDA OKUMAYIN.10 KASIMDA BİTİCEKTİR ÇALIŞMAM
Günümüzde önemli bir yere sahip olan inancın hakikatlerini keşfetmek,onu anlamak anlatmak için çıktığım yolculukta edindiğim bilgilerle bir makale tarzı bir şey yazmaya karar verdim Ve yaşadığımız coğrafi bölgeyi,nüfusu,toplumu hesaba katarak doğal olarak günümüzde haşır neşir olduğumuz konulara değinmek istedim daha çok. o yüzden yazım "müslümanlık" üzerine olacaktır ilk başı.Daha çok bilimden bahsetmek istedim çünkü bunların doğruluğu tüm dinleri ve inancı feci şekilde sarsıyor./sadece islam değil)Şimdi düşüncemi destekleyecek büyük argümanlara geçelim.
(Sözeldeki amatörlüğümü mazur görün zaten bu yazıya başlarken ciddi yazmamıştım ve şimdi geriye dönüp akıcı hale getirmek biraz zor. ama gene de birçok soruya cevap verdiğimi düşünüyorum)
Ayrıca yazım 3'e ayrılacaktır : 1_Ayetler,mucizeler 2_Evrim gerçeği (çok tartışılan bir konu diye ele aldım) 3_Dinin amacı ve tanrı gerçeği
şimdi 1.olan ayet ve mucizelere geçelim
"İnsan neden yaratıldığına bir baksın. O, atılan bir sudan yaratıldı.O su, bel ve göğüs kafesi arasından çıkar.Şüphesiz Allah onu (öldükten sonra) tekrar yaratmaya elbette kādirdir;"(Tarık, 5-8)

Burada ne yazdığına bakın "bel ile göğüs kafesi arasından gelen su yani sperm.Bunu açıklamama gerek yoktur sanırım spermlerin testislerde oluştuğunu herkes biliyordur.1500 yıl önce böyle bir şey bilinmiyordu ve kitabı yazan kişi çok fazla bilimsel ayete girerek hata yapacağını öngörememiş ...

Peki ya spermlerin testislerden çıktığını bilen din hocaları,ilahiyatçılar ne yapmalı bu konuda sonuçta hayatları bu dine bağlı (para ün şöhret vb) Tabiki de ayet yanlış çevirilmiş diyerek ayeti yeniden düzeltmeli... Bu arada bu ayete küçük bir hata diyerek geçemeyiz çünkü bu kitabı yazanın sonsuz kudrete ilime bilgiye sahip olan allah tarafından yazıldığı iddia ediliyor...

Şimdi başka bir mucizelere bakalım

"O, birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi.(Ama) aralarında bir engel vardır; birbirlerine karışmazlar.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?Onlardan inci ve mercan çıkar.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz? Denizde yelkenlerini bayraklar gibi açarak süzülüp giden gemiler O’nundur.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?"
&
Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde salıveren ve ikisi arasına bir engel, aşılmaz bir perde koyan O’dur.

Burdaki gözden kaçan hataya bakacak olursak 1_Mercan kesinlikle sadece tuzlu suda yetişir (bilimsel hata) Ve biraz araştırmalarım sonucu böyle bir iddiayı daha önce hiçbir medeniyet veya herhangi tekil şahıs ortaya atmamış, sadece kuranı kerime özel olduğunu çıkardım.
Ana hataya gelecek olursak dünyadaki tüm sular kesiştiği takdirde birbirine karışır.Suyun üzerinde oluşan görüntü bizi yanıltmasın çökerti ve içindeki materyallerin farkından dolayı böyle bir görüntü veriyor
Zaten böyle bir şey yaşansaydı doğanın dengesinde bir takım geri döndürülemez sıkıntılar çıkabilirdi (yaşanan her şey değil,bir kısmı)
Gaius Plinius Secundus adlı m.ö de yaşanmış olan bilim insanı "Naturalis Historia" adlı kitabında suların karışımından bahsetmiş /kuranı kerimden 500 yıl önce daha bilgisizken'in altını çiziyorum
bir başka ayete gelicek olursak o da şöyledir
Nahl(16)/36. Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik.
Her ümmete peygamber gönderildiği iddia edilen bu ayette kızılderililer unutulmuş herhalde. ayrıca o yıllarda amerika kıtasının bilinmemesi ve kuranda da bahsedilmemesi bir tesadüf gibi gözükmüyor...
neyse diğer ayetimize geçelim.
Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz genişletmekteyiz. (Zarİyat Suresi,47) (daha farklı anlamlara da geliyor birazdan değincem)
biliyorsunuz ki +1920 yıllardan sonra kuantum fiziği big bang teorisi falan derken evrenin genişlemesi hakkında birçok görüş açığa çıktı (genişlemesi kanıtlandı)
Şimdi gerçekten bu ayette mecazi anlatım yapmadan hakikaten evrenin genişlemesi hakkında bahsediyorsa bu ayet çok güçlü bir kanıttır çünkü kimse daha böyle bir şey düşünemezken 1300 yıl önce böyle bir şeyden bahsedilmiş.
Ama gene bir takım sıkıntılar var bu ayetin kuantum fiziğinin hayatımıza girmesinden sonra değiştirildiği ispatlanmıştır o da şöyledir
Elmalılı Hamdi Yazır:
"Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz"
birçok yazar aynı bu cümleye benzer şeyleri 600lü yıllardan beri yazmaktadır.
yani demek istediğim kuranda bizim gücümüz yeter,istersek yaparız gibi bir anlama gelirken 1920li yıllardan sonra çevirilerde bir değişiklik yaşanmıştır.
Şimdi 2. kısım olan evrim ve din konusuna girelim.
ilk insan konusundan başlamak istedim. evrimagaci sitesinde bir kullanıcının yorumu budur :
Çamurdan yaratılma meselesine bir başka bakış açısı da şudur: Canlılık suda başlamıştır. Yani buna çamur diyebiliriz. Ve insanlar da bu çamurdan oluşan varlıklardan, evrim geçire geçire, milyonlarca/milyarlarca yıl içinde şuan ki halini almıştır. Adem ile Havva meselesi de şu şekilde olabilir: Tanrı Adem ile Havva'ya ruh üfledi. Bu ruh can mıdır yoksa bilinç midir? Eğer can ise, tanrının hayvanlara da ruh üflemesi gerekirdi lakin kutsal kitapta hayvanlara ruh üfledi demiyor. Demek ki buna bilinç/farkındalık diyebiliriz. homo sapiensin ön frontal lobu diğer primatlara nazaran daha gelişmiş olduğu için, sorgulama yeteneği vardır. Bu sebeple Adem homo sapiensin bir bireyi olabilir yada bu Adem ismi, bir homo sapiens topluluğu için de kullanılmış olabilir.
okuyunca mantıklı geliyor olabilir ama sıkıntı da şurda ilk insan yani hz ademin günümüzdeki insanlara benzer bir şekilde topraktan yaratıldığı bahsediliyor...
bir kere ilk insan diye bir şey yoktur hatta sadece insan değil ilk at ilk bakteri ilk mantar bile yoktur. evrim zamanla gerçekleşen olaydır ve hiçbir spesifik anda o an evrimleştim diyemezsin,ben o an homo sapiens'e dönüştüm diyemezsin homo sapiens ebeveyni homo erectus bulamazsın bu aynı ergenlikten çıkma gibidir ben tam o an çıktım diyemezsin çünkü bunlar zamanla ilerleyen şeylerdir.Zaten Hz adem homo sapiens olamazdı çünkü o dönemde neandertal ve homo sapiensler aynı bugünkü olduğu gibi toplu yaşıyorlardı yani ilk insan değil ilk insanlar diye bahsedilebilir ama ayetlerde hz adem ve havvanın dünyada tek olduğu bahsediliyordu bu imkansız...
Ademden ve havvadan gelmediysek o zaman kimden geldik ?
ilk insanın asla yaşamamış olması ilk etapta paradoksmuş gibi gözükebilir evrim teorisi nin zincirinin bozulduğunu düşünmenize neden olabilir halbuki türlerin kendileriyle aynı türden ebeveynlerden doğup da her nesildeki ufak değişimlerin nihayetinde yepyeni türler oluşturacak kadar birikebiliyor olması evrimi anlamanın anahtarlarından birisidir
Bunun için biraz geriye gidelim
165 milyonuncu dedeniz 300 milyon yıl kadar önce yaşamıştır ve bir memeli hayvan bile değildir dinozorlardan bile önce evrimleşmiş "Hylonomus" isimli antik bir sürüngen cinsiydi burda şuna dikkat çekmek gerekiyor : sürüngenlerin aile fotoğraf dizini de ayrı bir hat oluşturuyor(atalarından, günümüze kadar değişimlerin resmi) ancak yaklaşık olarak bu Hylonomus un bulunduğu kısımda bizimkisi ile kesişiyor böylece "evrim ağacı" üzerinde dalların nasıl oluştuğunu da anlamış oluyoruz atasal bir popülasyon ikiye veya daha fazla alt gruba ayrıldığında yepyeni soy hatları evrimleşebiliyor YYani her bir türün kendine ait bir fotoğraf dizini var Tıpkı her bir bireyin kendi aile soy ağacı olması gibi...
biraz daha geri gidelim. 185 milyon nesil öncesinde yani 350 milyon yıl kadar öncesinde ise artık balıksı atalara ulaşıyoruz Bir "Tiktaalik" Sudan karaya geçen ilk balıklardan birisi (meşhur bir resmi vardır : https://imgur.com/a/PBnsGuw )
daha da geri gidersek o da şöyledir
darwinden bu yana bu biyolojik çeşitliliğin canlıların evrimi sonucu ortaya çıktığını biliyoruz(veya bazılarımız öğrenecek) bunu destekleyen bilimsel kanıtlar da hızla artmaya devam ediyor yeryüzünde ortaya çıkan ilk canlılığın bir tek hücreli olduğu çok hücreliliğe geçişin daha sonra olduğu düşünüilmektedir buna dair birçok fosil(googledan bakabilirsiniz) kanıt bulunmaktadır ilk tek hücreli canlılar dediğimizde, bugün birlikte yaşadığımız tek hücreli canlılara yapısal olarak benzeyen dış dünyadan yağ yapıda bir zarla ayrılmış, genetik materyali bulunan organizmaları düşünün. elimizde bir zaman makinesi olmadığı için bizler bunun fotoğrafına sahip değiliz ama elimizde evrimsel tarihin fotoğraf makinesi paleontoloji ve genetik gibi güçlü bilim dalları bulunuyo tabi bir de bunların fosil kanıtları. bunların kayalar içinde fosilleşmiş kalıntıları ilk olarak 3.5 milyar yıl öncesine kadar gidiyor yani yerkabuğunun oluşumundan tam bir milyar yıl sonrasına. dedik ya, elimizde bir zaman makinesi yok ancak elimizde en az onun kadar güçlü kanıtlar var bundan 50-60 yıl önce genetik, paleontoloji gibi bilimler birbirinden bağımsız gözükse de, bugün bu bilim dalları, iç içe canlıların evrimini anlamamızı sağlamaktadır tek hücreli canlılardan çok hücreli canlılara geçiş aslında önemli bir evrimsel sıçramadır. bu sıçrama bu geçişle birlikte yeryüzünde şimdi gördüğümüz biz insanlar gibi çok hücreli canlıların temelleri atılmış oldu. aslında tek hücreli canlılar yeryüzünde en fazla biyoçewşitlilik ve biyokütleye sahiptir yeryüzündeki toplam biyokütlenin yarısı tek hücreli canlılardan oluşmaktadır. bu yayılış onların çevresel koşullara hızlıca uyum sağlamasından kaynaklanmaktadır.
Peki onları çok hücreliliğe iten neydi diyecek olursanız; tek hücreli canlılar kendi ihtiyaç duydukları maddeleri birkaç temel maddeyi çevreden alarak kendileri yapabiliyorlardı buradaki en kısa cevap: iş birliği ve iş bölümü olacaktırç. çok hücreli canlılar iş birliği ve iş bölümüyle tek hücreli canlıların tek başlarına ulaşamayacakları, kullanamayacakları kaynaklara ulaşabilmektedirler. örneğin çok hücrelilik bir bitkinin fiziksel olarak çok büyük olmasını sağlamaktadır. böylece bitki daha geniş ve yaygın köklere sahip olmakta, topraktan besini ve suyu buradaki kök hücreleriyle daha fazla alabilmektedir. yine aynı şekilde geniş ve büyük yaprakları aracılığıyla daha fazla güneş işığı alarak, daha fazla fotosentez yapmakta ve daha çok besin depolamaktadır çokhücreliliğe geçişte ilk aşama, tek hücreli canlıların bir arada koloniler halinde yaşaması olmuştur. bu kolonilerde belli bir düzeyde iş bölümü ve iş birliği görülmektedir. Sapiens: Hayvanlardan Tanrılara İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi'nin konseptinden yardım alarak yazdım PDF : http://www.evreninsirlari.net/dosyala136_s05_01.pdf
ayrıca darwin haricinde atladığımız bir konu da var :canlılığın nasıl başlaması ve abiyogenez teorisi.
bunun hakkında sonradan kendi cümlelerimi dökerim belki ama siz şu an bir alıntıyla yetinmeye çalışın.
"Bir diğer yaygın hata da, biyokimyanın en güçlü teorilerinden biri olan Abiyogenez Teorisi ile antik zamanlardan kalma Spontane Jenerasyon (Birdenbire Varolma) görüşünün birbirine karıştırılmasıdır. Bir çeşit yaratılışçılık fikri olan Spontane Jenerasyon, Abiyogenez Teorisi'nin erken evrelerinden ve modern bilim öncesi zamanlarından kalma bir alt başlıktır. Canlıların cansızlardan birdenbire var oluverdiği fikrine dayanır. Halbuki Evren'de hiçbir şeyin puf diye, son haliyle var oluvermediğini biliyoruz.
Buradaki makalemizden detayları okuyabileceğiniz gibi, Francesco Redi ve Louis Pasteur'ün yaptığı deneylerle, canlıların birdenbire, yoktan (veya cansızlıktan) var olamayacakları bilimsel olarak ispatlanmıştır. Ancak bu, Abiyogenez Teorisi'nin çürütülmesi ve "Biyogenez Teorisi"nin geçerli hale gelmesi demek değildir. En azından tam olarak değildir; çünkü kavramlar birbirine karıştırılmaktadır.
Redi ve Pasteur deneyleri sayesinde, canlıların cansızlıktan birdenbire var oluveremeyeceklerini görmüş olduk. Böylece biyogenez (canlıdan oluşma) adı verilen düşünce bilimde hüküm sürmeye başladı: her canlı, kendisinden önceki canlılardan gelir. Ancak bunun, canlılığın başlangıcıyla ilgili biyokimya teorileriyle (Abiyogenez Teorisi gibi) veya astrobiyoloji teorileriyle (Panspermia Teorisi gibi) hiçbir alakası yoktur. Yani çürütülen, birdenbire varoluştur (spontane jenerasyon), en başta cansızlıktan canlılığın evrimleşebileceği (abiyogenez) değil!
Bu son saydığımız teoriler, Dünya'da yaşamın nasıl başladığı ile ilgilidir. Pasteur ve Redi ise, canlılığın sürekliliğine yönelik bir açıklama yapmışlardır. Bugün biliyoruz ki canlılar, sürekli olarak ebeveynlerinden (yani kendilerinden önceki canlılardan) meydana gelirler. Ancak bu, canlılığın ilk başlangıcı için geçerli değildir. Canlılık, günümüzden 4.5 milyar ila 3.8 milyar yıl arasındaki kimyasal evrim süreci sonucunda, cansız moleküllerin birikimli seçilimi sonucu, cansızlıktan evrimleşmiştir (abiyogenez, cansızlıktan oluşma). Bu süreç, "birdenbire" değil, toplamda 500-700 milyon yıl kadar sürmüştür!
Bilim dahilinde teoriler, her şeyi, bir seferde açıklayamazlar. Belli sınırlara ve odak noktalarına sahiptirler. Örneğin canlılığın süreğenliği Biyogenez Teorisi ile açıklanırken (ki buna doğurma, yumurtlama, mitoz bölünme gibi çoğalma yöntemlerini dahil edebiliriz), canlılığın ilk başlangıcı Abiyogenez Teorisi ile açıklanır (buna kimyasal evrim, birikimli seçilim, panspermia, kuyrukluyıldızla taşınan organik moleküller, vb. çalışma sahaları dahil edilebilir). Bu durum ile fizik teorileri arasında bir analoji (benzerlik) kurmak mümkündür: günlük yaşantımızda süregelen fiziksel olayları açıklamak için Newton'un Kütleçekim Teorisi ve onun çıkarımları ("Newton Evreni") fazlasıyla yeterlidir. Ancak her şeyin başlangıcına, Evren'in doğumuna gittiğinizde, artık Newton Evreni geçersizdir. Kuantum Teorisi'nin sınırlarına girer, onun açıklamalarını kullanırsınız. Eğer ki Newton'un açıklamalarını kullanacak olursanız, hiçbir şeyi isabetli olarak açıklayamazsınız. Benzer şekilde, var olan canlılık, kendisinden önceki canlılıktan geliyor olsa da; canlılığın ilk başlangıcı, cansızlıktan gelmektedir.
Günümüzde Abiyogenez Teorisi dahilindeki araştırmalar, giderek güçlenen sonuçlar vermekte ve canlılığın milyarlarca yıl önce cansızlıktan nasıl evrimleştiğine her geçen gün daha net cevaplar verebilmektedir. Bilim camiasında; en azından bu sahanın uzmanı olan bilim insanları tarafından yaygın bir şekilde kabul görmektedir. Evrim Teorisi kadar güçlü ve genelgeçer kabul gören bir teori değildir (ve Evrim Teorisi ile doğrudan ilgili de değildir!); ancak yine de olmadığını iddia etmemize yetecek kadar hiçbir veri bulunmamaktadır. Tam tersine, her geçen gün, Abiyogenez Teorisi'ni destekleyen bulgular artmakta, gücü ve popülerliği de buna paralel olarak artmaktadır."
Kaynaklar
A. Brack. The Molecular Origins Of Life: Assembling Pieces Of The Puzzle. (17 Ağustos 2019). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Cambridge University Arşiv Bağlantısı J. S. Wilkins. Spontaneous Generation And The Origin Of Life. (26 Nisan 2004). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Talk Origins Arşiv Bağlantısı Aristotle. The History Of Animals. (27 Mart 2016). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Adelaide University Arşiv Bağlantısı T. Lynch. Redi's Experiment. (01 Ocak 1998). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Miramar University Arşiv Bağlantısı W. Harris. How The Scientific Method Works. (14 Ocak 2008). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: How Stuff Works Arşiv Bağlantısı
başka bilimsel olarak kanıtlanmış ve duyulması gereken bilgilerden bi örnek :
En yakın kuzenlerimiz olan homo neanderthalensis türünün yok olmasından sonra bile dünyada bizimle beraber bir süre daha yaşadığı ve yaklaşık olarak 15. 000 yıl önce elendiği söylenen homo floresiensis türü evrim ağacında nerededir? Günümüz modern insanı olan homo sapiens sapiens ile akrabalık bağı nedir?
cevap da şudur
"Homo floresiensis ("Flores Adamı"; takma adı "hobbit"), yaklaşık 50.000 yıl önce modern insanların gelişine kadar Endonezya'nın Flores adasında yaşayan küçük bir arkaik insan türüdür.
Arkaik Homo sapiens, genel olarak geçtiğimiz 500.000 yıl içerisinde var olmuş tüm Homo türlerini kapsayan bir terimdir. Homo heidelbergensis, Homo rhodensiensis, Homo neanderthalensis ve Homo antecessor bu türler arasında yer almaktadır. Bu türlerin tamamının ortak atası Homo erectus olarak kabul edilmektedir.
2009'da Amerikalı antropolog William Jungers ve meslektaşları, H. floresiensis'in ayağının birkaç ilkel karaktere sahip olduğunu ve Homo erectus'tan çok daha eski bir türün soyundan gelebileceklerini buldular.
2015 Bayesian analizi, Australopithecus sediba, Homo habilis ve ilkel H. erectus georgicus ile en büyük benzerliği buldu ve H. floresiensis'in atalarının H. erectus'un ortaya çıkmasından önce Afrika'yı terk etme olasılığını artırdı ve belki de bunu yapan ilk homininlerdi. Bununla birlikte, H. floresiensis'in H. erectus ile birkaç diş benzerliği vardır, bu da H. erectus'un ata tür olduğu anlamına gelebilir.
Ataları adaya bir milyon yıl önce ulaşmış olabilir. 2016 yılında, Liang Bua'ya yaklaşık 74 km (46 mil) uzaklıktaki Mata Menge'de Hominin floresiensis'in atası olduğu varsayılan homininlerden fosil dişler ve kısmi bir çene keşfedildi. Yaklaşık 700.000 yıl öncesine dayanıyorlar ve Avustralyalı arkeolog Gerrit van den Bergh tarafından daha sonraki fosillerden bile daha küçük oldukları belirtiliyor. Bunlara dayanarak, Homo floresiensis'in bir Homo erectus popülasyonundan türediğini ve hızla küçüldüğünü öne sürdü. 2017'de yayınlanan bir filogenetik analiz, Homo floresiensis'in Homo habilis ile aynı (muhtemelen australopithecine) atadan geldiğini ve bu da onu Homo habilis'in kardeş taksonu yaptığını gösteriyor. Bu sınıflandırmaya dayanarak, Homo floresiensis'in Afrika'dan şimdiye kadar bilinmeyen ve çok erken bir göçü temsil ettiği varsayılmaktadır. Benzer bir sonuç, Çin'in merkezindeki Shangchen'de bulunan taş eserleri 2,1 milyon yıl öncesine tarihleyen bir 2018 çalışmasında da öne sürüldü."
-ufuk derin
üstteki boşumu da yaptıktan sonra (!) şimdi konuyu biraz allahın ahlakına bağlayalım.
evrimin işleyişi,abiyogenez,tek hücreliden çok hücreliğe bitti ve sırada şimdi bir yaratıcıya karşı verilen en büyük argümanlardan biri geliyor : körelmiş organlar
sonsuz ilime güce kudrete sahip olan yaratıcı neden insanı kusursuz şekilde yaratmadı ? siz kusursuz gibi görebilirsiniz ama kaçırdığınız bazı noktalar var onlar da şunlar **körelmiş organlar**
20 yaş dişleri,darwin noktası,apandis gibi birçok organ
İlk insanlar ot temelli beslenen canlılardı bitkilerin çiğnenmesi, lifleri ve yapısında bulundurduğu selüloz nedeniyle zordu yani öğütücü dişlere daha fazla iş düşüyordu. Bu nedenle ilk insanların çeneleri genişti ve diş sayısı da fazlaydı. Yıllar içinde ot temelli beslenmeden et temelli beslenmeye geçildi bu geçiş kafa ve beyin de büyümeye neden oldu son olarakta ateşin bulunması(homo erectuslar yaklaşık 2.5m yıl önce) ile yiyecekler pişirildi bu da daha kolay çiğnemeyi ve öğütmeyi sağladı. Sonuç olarak çeneler küçüldü ve en arkadaki 4 adet 20lik dediğimiz dişler çenede kendilerine yer bulamamaya başladılar
sadece insanda da değil mesela balinaların arka bacakları (https://antidogmatik.com/konulabalinalarda-pelvis-ve-arka-bacak-kemigi.110/)
daha da uzatmak istemiyorum googledan bakabilirsiniz ama bunu da açıklamak gerekirse en basit şekliyle şu olacaktır : eskiden balinanın karada yaşaması daha sonra ise suya geçmesi ve adapte olması...
bu kadar evrim ile bilgi vermişken asıl soruyu cevaplamadım tüm bunlar uydurma mı gerçek mi gerçek bizden saklanılıyor mu "evrim gerçek midir yoksa sadece bir teori midir adı üstünde evrim yalnızca teori diyenlere" sözel bir anlatımla bu sefer
günlük dilde teori bir önsezi veya tahmin anlamına gelebiliyor ama bilim insanları için teori iyi desteklenmiş bir açıklama anlamına gelir bilimsel teoriler ve bilimsel kanunlar sıkça karıştırılır teoriler bir şeyin neden ve nasıl olduğunu açıklar doğadaki olay ve olguların açıklamasıdır, kanıtlara dayalıdırlar mesela atom teorisi maddenin yapısını açıklar, evrim teorisi canlı çeşitliliğini kaynağını açıklar
şimdi gene evrimagacindan bir alıntı yapalım.
"Bir şeyin teori olması onun zayıf olduğunu değil, tam tersine doğa kanunlarını açıklayan güçlü ve bilimsel verilere dayalı bir açıklamalar bütünü olduğunu gösterir. Canlıların nesiller içerisindeki değişimi bir yasadır, gözlemsel bir gerçektir. Buna, evrim yasası denir. Ancak bunun neden ve nasıl olduğunu açıklayan açıklamalar bütününe Evrim Teorisi adı verilir."...
şimdi gene benim yazıma gelelim.
kütleçekim teorisini duydunuz mu ? gayet hatasız iyi çalışıyor peki ya hastalık yapıcı mikrop teorisi ? görüyorsunuz bilimde "teori" sözcüğünü farklı bir şekilde kullanırız.Birkaç delinin (!) ortaya attığı çılgın fikir anlamına gelmez teori.
Ayrıca evrimi yalnızca darwin'in dediklerine göre yargılayamazsınız darwin çok uzun yıllar önce yaşamıştır ve tahminimce DNA nın ve nükleotitin ne demek olduğunu bile bilmiyordu... Bunu tıp alanına bağlayacak olursak, Howard Hughes Tıp Enstitüsü'nde birçok araştırmacı (ki bunlar en iyi üniversitelerden gelir en iyilerini seçerler aralarından) kanser tedavisi için evrimden birkaç bilgi alarak çözmeye çalışıyor sadece bu da değil bugün hayatımızı kurtaran bazı tedaviler "evrim teorisi" sayesinde çözüldü (hastalığın ne olması ve evrimsel geçmişi vb)
yazarken aklıma geldi bu , çoğu kişinin aklına gelmemiştir bile "alerji"
gene kusursuz yaratan allah alerjiyi niye yaratsın ? imtihan için mi
sadece alerji de değil milyonda bir görülen hastalıklar da bunun bir örneğidir (tek göz doğmak,kuyruk,3 burun deliği) veya çok sık görülen orak hücreli anemi,down sendromu gibi hastalıklar
down sendromundan biraz bahsetmek gerekirse görme,duyma,kalp hastalığı down sendromlularda yaygındır... sırf tanrı imtihan olsun diye mi rastgele suçsuz insanları imtihanla sınıyor? sadece etkilenen çocuk da değil onu bir ömür bakmakla yükümlü olan anne ve babası... imtiahn için yanlış bir yöntem olsa gerek
çoğu kişi bitkilerin hayvanların evrimini kabul eder ama konu insana gelince sert bir şekilde reddeder halbuki paleontoloji yalan söylemez ve ara formların fosilleri vardır googledan müzelerden ulaşabilirsiniz gizli saklı bir şey yok.
------------
Şimdi yazımın 3.kısmına geçiyoruz burası daha felsefi olacak bilimsellikten ziyade
dinin amacı bana göre Toplumsal düzeni yaratmak,insanların ahlakını belirlemek kötülüklerden uzak tutmak,bir amaca yöneltmek (kuranda oku demesi araştır demesi sonucunda da bilim insanlarının çıkması) insanların nihilist bir inanca yönelmemesini ve daha mutlu hayat yaşamasını sağlamak vee asıl önemli olan madde "Dinle halkı yönetmek istediğini yaptırmak"Kendi arzularını yerine getirttirmek ayrıca islam dini bir insan tarafından anlatıldı insan üstü varlık tarafından değil ve hz muhammed akıl ve mantık yoluyla gerçekliliğini doğrulamaya çalıştı ama bu günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumda çünkü aksi ispatlandı Ve ayrıca saygı değer gazeteci araştırmacı Turan Dursunun şöyle bir yorumu vardır "Muhammed tüccardı ,gezdiği birçok yerde din gördü ve toplumu kötü durumdaydı ve bu gördüğü öğrendiği dinleri toparladı ve araplara uygun şekilde düzenledi ve insanlara getirdi"
ayrıca bu da güzel bi düşüncemdir :
insan alfabesi,yazısı insanların kullandığı malzemelerden oluşmuş yapı, o dönemki insanların bildiği şeylerle sınırlı kalmış bilgiler... insan tarafından yazılmış olma ihtimali yüksek değil mi ? ve bizler tarafından yazılanlar anlaşılıyorsa aynısını da yazamaz mıyız ? zekamız o kitabı yazmaya yetecek durumda hem bugün hem 1400 yıl önce
insanları düzene sokmak için gerçekten böyle şeyler gereklidir gerçekten hammurabi kanunları gibi ama onlar da bir süre sonra yetersiz kalacaktır. Ayrıca insan zor durumda kaldığında ondan bir üst düzeyde olan birinden yardım ister bu iş yerinizde patron olsun allah olsun farketmez ondan medet umar ondan yardım bekler insan böyle bir canlıdır ve yıllarca dinin ayakta kalmasının sebebi budur.
...
Peki ya hangi inanç doğru diyecek olursanız bana göre : Agnostisizm veya gerçekten bir şeye inanmak istiyorsanız panteizm. Neden ateizm değil diyecek olursanız günümüzde ateist insan sayısı çok bunu hepimiz biliyoruz ama bunların sizce yüzde kaçı gerçek ateist çünkü gerçekten evrenin oluşumunu sadece bilimle açıklayabilen insanlar ateist olabilir
Mesela Stephen Hawking şöyle demiştir "Tanrı olabilir ama bilimle gerek kalmıyor" bunun ne anlama geldiğini anladınız mı ? şu demek evrenin başlangıcı için tanrıya gerek kalmaması, hayatın olması için tanrıya ihtiyaç olmaması gibi şeyler.
allah kelimesinin barındırdığı anlamlara sahip bir tanrının yaratıcının(insanları anlayabilen onlarla iletişime geçen,onları sınayan test eden insancıl özelliklere sahip bilinçli bir şahıs)gerçekten böyle biri olabilir ama bugüne kadar hiç ipucu vermedi bize ha şöyle dersiniz biri acı çekerken biri gelip ona yardım etmiştir bunu allah yollamıştır veya allahtan yardım istediğinizde size yardım etmiş gibi görülmesi istediğinizin yerine getirilmesi
bunlar zaten mümkün olabilecek şeyler yaşanabilecek şeyler matematiksel olarak oranları hesaplanabilir. bunların hiçbiri allahın var olduğunu ispatlamaz isterseniz ömrü hayatınız boyunca her istediğiniz gerçekleşsin dokunduğunuz kişi iyileşsin fakirlikten kurtulsun bunlar allahın yardım ettiği veya var olduğu anlamına gelmez çünkü dediğim gibi gerçekleşebilecek şeyler.
ve ayrıca ateist arkadaşlara carl sagan'ın şu sözünü hatırlatmak istiyorum kanıtın yokluğu,yokluğun kanıtı değildir.
metafiziksel bir şeyden bu kadar emin olmayın...
şimdi inanç konusu bittiğine göre felsefi görüşe geçebiliriz. bahsetmek istediğim konu : materyalizm materyalistler maddenin ebedi olduğunu söylerler şimdi bu konuya bir teist olarak bakarsak bu "ebedi" sıfatını bir tek tanrıya verdiğimiz zaman, tanrı maddeyi yaratan varlık olur ama aynı sıfatları maddeye de verme hakkınız var (A-teist olarak) yani her iki grupta birinin sonsuzdan beri var olabileceğini düşünüyorlar ancak bu varlığın kim veya ne olduğu konusunda anlaşamıyorlar allah sonsuzdan beri var olabiliyorsa ve yaratıcıya ihtiyaç duymuyorsa madde de böyle olabilir diyenler tanrısız bir alem tasavvur ettiler çünkü burada tanrı aslında direkt bir varlık değil tanrı yaratılıştaki veya oluştaki niyeti temsil ediyor orayı sonra değinicem.
Şimdi mantıken bir şey ya ezelidir ya da sonradan var olmuştur yani bir dönemde yaratılmıştır,bir dönemde ortaya çıkmıştır veya farklı bi forma geçmiştir
Nasıl ki ben var olan şeylerin bir araya getirilmesi ve değişmesi sayesinde şu anki halime geldiysem evren de aslında var olan bir şeylerin değişmesi sonucunda oluşmuş olabilir yani big bang aslında 0 noktasından,yokluktan gelmek 0dan yaratmak anlamına gelmiyor olabilir belki big bang bir doğuştur ve madde daha önceden farklı bir formdadır sonuçta böyle olabilir.yani burda demek istediğim şey big bang bir yaratılış olmadığı veya materyalistlerin iddia ettiği gibi maddenin ezeli ve ebedi olabilme ihtimalin hala bulunduğu. Big Bangle maddenin sonradan yaratılmış olduğununun kanıtlandığı düşünenler şunu hesaba katmıyor : Big bang bizim beyaz delik dediğimiz şey olabilir aynı kara delikler gibi ve karadelikler her şeyi yutuyor (gezegen yıldız pulsar ne varsa hatta ışık bile) ve bu karadeliklerin yuttuğu şeyler nereye gidiyor sorduğunuzda da muhtemel iki cevap verilebiliyor ya hiçlik ya da bir kanal sayesinde başka bir yere taşıyor. eğer 2. ise bu başka bir evren için big bang olabilir (diğer evrende alınan şeylerin yeni bir evrene aktarılması) 1.ye gelicek olursak bu durumda da var olan bir şeyin hiçliğe karıştığı ya da yok olduğu anlamına gelir demekki birt şeyin yok olması veya 0 noktasına kadar inmesi mümkün ve orda hiçbir şey yok, bir yaratılış yok bomboş yani big bangden de bir şeylerin olması ama şeklinin veya herhangi bir formunun olmaması mümkün.
tanrıyı kim yarattı,tanrı var mı dersek bu soruyu gerçekten bilemeyiz yazacak bir şey bulamadım :P bir çok paradoksa girer
Bu yazılanlardan sonra kafası karışanlar ben ne yapmalıyım,neye sığınıcam,ne için yaşayacam,yaşamalı mıyım gibi sorularla yüzleşiyorlarsa bir link bırakıyorum onu okuyabilirsiniz
https://www.google.com.tamp/s/www.yenivatan.at/einstein-hep-su-cevabi-verirdi-spinozanin-tanrisina-inaniyorum/amp/
Yazan -Uğur Karakaya
submitted by flozenlol to u/flozenlol [link] [comments]


2020.09.30 21:03 KutaySahin Türkiyede ne kadar Türk var, Anadolu'daki Türklerin gözleri neden çekik değil gibi sorulara cevaplar

“Türkiye’de ne kadar Türk var?”, “Anadolu Türkleri neden çekik gözlü değil?”, “Türkiye’de Türk var mı?” gibi… Umarım bu yazı, kafanızdaki bu tür sorulara bir cevap niteliğinde olur sayın kgb hulki.
TÜRK FETHİ ÖNCESİ ANADOLU’NUN DURUMU
Oğuzlar gelmeden önce Anadolu, daha önceki istilalar ve savaşlar nedeniyle fazla bir nüfus barındırmıyordu. Anadolu’nun üç kıtayı birbirine bağlayan stratejik konumu, bölgenin sürekli tahripkar mücadelelere sahne olmasına neden olmuştur.
Gerek 390 yılında anadoluya olan Macar akınlari gerek Doğu Roma ve Sassaniler gerekse emevilerle anadoluda yapılan savaşlar coğrafyanin nüfusunun sıklıkla tahrip olması ve bölgede çok insanın yaşamamasına sebep vermiştir.
1071 de yapılan savaştan önce Müslüman olan Türklerin Abbasi ordusunda sıklıkla görev yapması ve Göktanriya inanan Türklerin paralı askerlik yapması sebebiyle anadoluya Türkler yerleştirilmiştir. Hatta doğu roma kaynaklarında abbasilerin Türkler için yaptırdığı ve Türklerin yaşadığı şehirlerden Turcopoller olarak adlandırılmistir.
Oğuz göçleri ise sanıldığının aksine 1071 öncesinde başlamıştır. Örneğin 1054 yılında Erzincan ve Bayburt havalisi yağmalanmıştır. 1057’de Çağrı Bey’in oğlu Yakutî, Sivas’ı almış ve Kayseri’ye kadar ilerlemiştir. 1069’da Türkler, Konya’yı ele geçirip yağmalamıştır. Tüm bu gelişmeler üzerine, Romanos Diogenes, Türkleri durdurmak amacıyla 1071’de Malazgirt Savaşını yapmıştır. Türklerin 1071 zaferi ile artık Anadolu’da kendilerini durduracak bir güç kalmamış ve bu tarihten sonra fetihler kalıcı olarak gerçekleşmiştir.
Türklerin akınları sırasında, Anadolu’nun ne kadar tenhalaştığını gösteren bazı tarihi kayıtlar da mevcuttur:
Devrin Malatya Metropoliti ve Tarihçi Suryani Mihail: “Türklere karşı yenilen Rumlar, bir daha onlara karşı duramadılar. İmparator Mihail’i korku aldı. Korkak ve kadınlaşan müşavirlerinin sözlerine bakarak sarayından ayrılıp Türklere karşı çıkamadı. Hıristiyanlara acıyarak adamlar gönderdi. Pont çevresinde kalmış halkın bakiyelerini, eşyalarını atlara ve arabalara yükletip, denizin ötesine (Balkanlara) nakletti. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelerde Türklerin yerleşmesine yardım etti ve bu sebeple de o herkesin tenkidine uğradı.”
Dönemin bir Ermeni müellifi tenhalaşmayı şu şekilde aktarmaktadır: “1080 yılı Mart’ına doğru, Okyanus Denizi berisinde (Anadolu) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türklerin istilasına uğramış ve hiçbir vilayet bundan kurtulamamıştı. Birçok vilayet boşaldı, artık doğu milleti mevcut değildir.”
Malazgirt’ten sonra kitlesel Türk göçüyle ilgili Bizans kaynaklarında şu ifadeler geçmektedir: “Kara ve deniz sanki bütün dünya, kafir barbarlar (Türkler) tarafından işgal edildi ve ıssızlaştırıldı. Onlar doğunun (Anadolu’nun) bütün köylerini, evleri ve kiliseleriyle birlikte yağma ve istila ettiler.”
ANADOLU’NUN TARİH BOYUNCA NÜFUS YAPISI
Anadolu’nun Türkler gelmeden önceki tahmini nüfusu 10. yüzyılda 8 milyon olarak tahmin edilmektedir. Fakat Türk göçleriyle birlikte nüfusun önemli bir kısmı batıya, kıyı bölgelere ve Balkanlara doğru kaymıştır. Nitekim, Osmanlı Devleti’nin büyük bir titizlikle yaptığı 16. yüzyıl nüfus sayımlarında dahi Anadolu’nun toplam nüfusu bu rakamı asla bulmamaktadır. Örneğin 1520-1530 yılları Anadolu nüfusu, yaklaşık 6 milyondur. Bu durum, Türkler Anadolu’ya gelmeden önceki nüfus tahminlerine şüpheyle bakılmasına yol açmaktadır. Yine Bizans döneminden kalma devrin nüfusuyla ilgili kesin diyebileceğimiz somut veriler (devlet arşivleri ve kayıtlar) bulunmadığı için Türk göçleri öncesi Anadolu nüfusu hakikatte bir muammadır.
Osmanlı Devleti arşiv kayıtlarına göre, 1520-1530 yılları Anadolu’nun toplam nüfusu, 5.755.080‘dir. Kayıtlarda bu nüfusun yaklaşık %7’si Hıristiyan; %93’ü ise Müslümandır. Bu nüfusun 5.336.625 kadarlık kısmını konar göçer Türkler oluşturmaktadır. Kayıtlara bakıldığında 16. yüzyılda Türkmenlerin büyük bir çoğunluğu konar göçer halde (yaylak kışlak) yaşamaktadır.
Açıkça görülmektedir ki, 1520-1530 yıllarında toplam Anadolu nüfusunun yaklaşık %90’ını Türkler oluşturmaktadır. Bu, bir iddia değildir, Osmanlı arşivlerine dayanır. Nitekim genetik veriler baz alındığında da Anadolu Türklerinin Rum veya Ermenilerden farklı bir genetik yapıya sahip olduğu görülür.
Anadolu’daki karışımsız bir Yörük veya Türkmenin, Orta Asya’da uzun süre Moğol hükmü altında yaşamış olan bir Oğuz’dan daha saf ve daha arı bir Oğuz Türkü olduğu söylenebilir. Göktürkler’den Selçuklu ve Osmanlılara kadar büyük imparatorluklar kuran ve cihan hakimiyetini sağlayanlar mevzubahis Oğuz Türkleridir. Anadolu Türkü (Yörüğü ve Türkmen kökenlisi), en saf haliyle özünü, kültürünü, dilini koruyabilmiş öz Türklerdir. Osmanlı tahrir defterleri, sözkonusu Anadolu Türklerinin %90 oranında yörük ve Türkmenlerden geldiğini göstermektedir.
Bir Türk, Moğol olmadığı gibi; bir Moğol da dil, kültür ve etnik yönden asla Türk değildir.
Bu veçhile, kadim Oğuz boylarına mensup Türkiye ve Azerbaycan Türkleri, gerek dil ve kültür olarak, gerekse fenotip (dış görünüş) olarak, en fazla Türkmenistan Türklerine (daha sonra Özbeklere, Uygurlara vb) benzemektedir. Nitekim Türkmenistan’ın bir kısmını Hazarötesi Oğuzların bakiyesi teşkil ediyor olabilir. Türkleri Kazak, Kırgız, Başkurt veya Altaylılarla genetik olarak kıyaslamaktansa, en yakın tarihi akrabaları olan Hazarötesi Oğuzlar ile karşılaştırmak en makul yaklaşımdır. Benzer şekilde otozomal DNA çalışmalarında Uygurların Özbeklerle, Kazakların da Kırgızlarla genetik olarak kıyaslanması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Bazı art niyetli veya konu hakkında yeterli bilgisi olmayan kimseler, Anadolu’da Türkleşen Rum ve Ermeni oranını oldukça abartılı göstermeye çalışmaktadırlar. Örneğin Anadolu Türklerinin yaklaşık %50’sinin Rum veya Ermeni kökenli olduğunu iddia eden kişilerle karşılaşmak mümkündür. Oysa ki 1520-1530 yıllarına ait Osmanlı Tahrir defterleri incelendiğinde sadece Anadolu halkının %93 gibi bir oranının bile Türkmen aşiret ve cemaatlere mensup oldukları somut olarak ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık %10’luk gayri-Müslim nüfus oranı Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde de aynı oranlarda seyretmiştir. Anadolu’nun bazı kesimlerinde İslamlaşmanın etkisiyle az sayıdaki Müslüman olan yerli halk Türkler içerisinde erimiştir. Kaldı ki tehcir ve mübadele ile Türkiye’den ayrılan Rumlar ve Ermenilerin genetik yapıları Türkiye Türklerinden tamamen farklılık göstermektedir. 16. yüzyılda Doğu Anadolu’ya Kürtlerin yerleşmesi ile doğu Anadolu’nun demografik yapısında kısmen değişiklik olsa da Müslüman Türk ve Kürtlerin o bölgede kaynaşması daha kolay olmuştur. 19. yüzyıldan itibaren Türkiye’ye gerçekleşen Müslüman göçlerin de önemli bir kısmını dış Türkler (Kafkasya ve Balkan Türkleri) oluşturuyordu. Bunların da mevcut nüfus yapısına ve genetik yapıya kısmen etkisi olmuştur.
Bütün bu tarihi sonuçlara da dayanarak Anadoluda yaşayan ve kendisini etnik Türk olarak tanıtan insanların gerçekten de etnik kökeninin Türk olduğu söylenebilir.
Kaynak:
https://www.haplogruplar.com/turkiye-turklerinin-orta-asyali-turkmenlerle-genetik-akrabaligi/
https://www.haplogruplar.com/turklerin-genetik-yapisi/
Yusuf Halaçoğlu, XVIII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun iskan siyaseti ve aşiretlerin yerleştirilmesi, Ankara Yusuf Halaçoğlu, XIV-XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, TTK Yusuf Halaçoğlu, Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650) – 6 Cilt
Eger bu yazı ilgi görürse başka tarihi bilgiler de paylaşmayı planlıyorum(Türkler Altay ırkından mıdır, samanizm ve Göktanri inancınin aynı şey olmayışı vb.) Umarım yazı çok uzun olup okurken canınızı sikmamistir ve kafanızdaki sorulara cevap bulabilmissinizdir.
submitted by KutaySahin to KGBTR [link] [comments]


2020.08.12 03:02 karanotlar Büyük şirket iflaslarına hazırlık: Dev bankaları batık kredi telaşı sardı

Uluslararası bankaların yeni tip koronavirüs Covid-19 nedeniyle batık krediler için ayırdığı karşılıklar 2008 finansal krizi sonrası en yüksek düzeyine çıktı.
Citigroup verilerine göre, Avrupa bankaları 56 milyar euro, ABD bankaları 76 milyar dolar olmak üzere toplamda 139 milyar dolarlık batık kredi karşılığı ayrıldı.
Küresel sokağa çıkma kısıtlamaları ve seyahat engelleri sebebiyle iflasın eşiğinde olan milyonlarca şirket sebebiyle bankacılık sektörü 2008 finansal krizinden bu yana en derin mücadelesini veriyor. Hükümetler ve yasa yapıcılar sistemi destelemek, kredi akışı ile piyasalarda operasyonlarının devamlılığını sağlamak ve maaş teşvikleri ile haneleri ayakta tutmak için trilyonlarca dolar önlem paketleri açıkladı.
Euro Bölgesi’nde halihazırda negatif düzeyde olan faiz oranları da ABD’de sıfıra ve İngiltere’de yüzde 0,1’e indirilerek bankaların kredi marjları üzerindeki baskıyı artırdı.
Dünya gazetesinde yer alan habere göre, uzmanlar, hala 12 yıl önceki krizden toparlanmaya çalışan küçük ve zayıf şirketler için Covid-19’un ölümcül olabileceği uyarısını yapıyor. Büyük şirketler için ise borsa yatırımcılarının atağa geçtiği bir dönemde zayıf kârlar, yetersiz destekler ve temettülerin yok olduğu bir ortamda, bıçak sırtı bir hayatta kalma mücadelesinin gündemde olduğunu belirtiyorlar. Bu dönemde, Avrupa bankalarına kıyasla daha güçlü gelirler açıklayan ABD bankaları daha az zarar aldığı da ifade ediliyor.
Bu dönemde büyük kredi kayıpları en büyük endişe olarak öne çıktı. Covid-19 salgının altıncı ayında rakamlar zayıflamaya başladı. ABD’nin en büyük 15 bankası öngörülen batık krediler için toplamda 76 milyar dolar ayırırken, Avrupa bankalarında ise bu rakam 56 milyar euro oldu.
Citigroup verilerine göre söz konusu bankaların 139 milyar dolar değerindeki toplam kayıp kredi karşılıkları, 2009’un ikinci yarısında Bear Sterns ve Lehman Brothers gibi şirketlerin iflasına yol açan 2008 finansal krizindeki 189 milyar dolar düzeyinden sonraki ikinci en yüksek seviyede.
Daha fazla bankayı inceleyen Accenture danışmanları ise, batık kredilerin oluşturacağı kayıpların 2022 sonunda 880 milyar dolara ulaşabileceğini öngörüyor. Kayıp kredi karşılıkları finansal krizin bir sonucu olarak yeni küresel muhasebe kuralları sebebiyle artıyor.
JPMorgan ikinci çeyrek sonuçlarına göre, 998 milyar dolarlık toplam borç portföyünden 1,6 milyar dolar sildi.
Mortgage kredisi sağlayan İngiliz Lloyds da, geçen üç yılın ortalamasına oranla daha düşük seviyede kalsa da yıl başından bu yana 38,4 milyar sterlinlik küçük kredi portföyünden sadece 10,5 milyon sterlinlik borç sildiğini açıkladı.
Ancak, banka yöneticileri 440 milyar sterlinlik kredi portföyü içinde bu yıl sonundaki sorunlu kredi miktarının 5,7 milyar sterline ulaşabileceğini de vurguladı.
Toplamda 356 milyar Sterlin değerinde varlık yöneten Aviva Investors fon operasyon sorumlusu Jaime Ramos Martin, krizin sonunda doğacak olan kredi kayıplarını tahmin etmeye çalışmanın sonuç vermeyeceğini söyledi. Morgan Stanley, tarihinin en yüksek çeyrek gelirini açıklarken, sabit getirili işlem getirisinin yüzde 168 arttığını da açıkladı.
Avrupa bankaları net varlıklarının defter değerlerine oranı ortalama yüzde 48’i ile işlem görürken ABD’li bankalarda bu oran yüzde 89 düzeyinde. Yüzyıldan fazla tarihe sahip Barclays (17,4 milyar euro), Deutsche Bank (15,6 milyar euro) ve UniCredit’in (17,2 milyar euro) toplam değeri, 2011’de kurulan 72 milyar dolar değerindeki (61 milyar euro) video konferans şirketi Zoom’dan daha düşük.
Toplamda 1,5 trilyon euro bilançosu ve 2019’daki 3,2 milyar euroluk geliriyle Fransa merkezli Societe Generale’in hisse senedi fiyatı 2020’de yüzde 60 düştü. Şirketin 11 milyar euroya gerileyen değeri de, iş yeri mesajlaşma uygulaması Slack’in (14 milyar euro) altına indi.
Lloyds, Credit Suisse ve BNP Paribas’ın en büyük hissedarlarından ve toplamda 90 milyar dolarlık varlık yöneten Harris Associates Başkan Yardımcısı David Herro, ekonomilerin toparlanma yolunda olmasına ve sermaye ve nakit pozisyonlarının yeterince güçlü seyretmesine rağmen banka değerlerinin 2009’dan daha kötü bir durumda olduğuna dikkat çekti.
Euro Bölgesi’nin en büyük bankalarından Santander Yönetim Kurulu Başkanı Ana Botin, martta pandemi sebebiyle banka gelirlerinin yüzde 5 düşebileceğini öngörmüştü. Bu öngörüden dört ay sonra Santander kredi kayıpları için 7 milyar euro ayırdığını duyurdu ve İspanyol banka 163 yıllık tarihinde ilk kez çeyreklik zarar açıkladı.
Barclays ve HSBC, ikinci çeyrek net gelirleri de sırasıyla yüzde 91 ve 96 düştü. ABD’de 9,5 milyar dolar değerindeki batık kredi karşılığı ayıran Wells Fargo’da 2,4 milyar dolar zarar açıklarken Citi, Bank of America ve JPMorgan’ın kârı da yüzde 50’in üzerinde geriledi.
Gelirleri artırmak ve özellikle Avrupa’daki bankaların halihazırda anemik düzeydeki kârlarını korumak için maliyetleri daha fazla azaltması gerekiyor. HSBC ve Deutsche Bank, martta daha önce açıklanan işten çıkarmaların ertelendiğini açıklamıştı. Fakat iki aydan kısa bir süre sonra işten çıkarmalar devam etti.
https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/tekonomi/buyuk-sirket-iflaslarina-hazirlik-dev-bankalari-batik-kredi-telasi-sardi?amp
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.10 11:09 Levi565 APEİST MANİFESTO #1

Öncelikle bu serinin sebebinin daha çok canlı tarafından anlaşılabilmek olduğunu belirtmek isterim,özellikle birkaç "Maymun düşmanını" fark etmemden sonra görüşlerimiz bildirmemizin gerekli olduğu düşünüyorum.Bu subun kurucusu-modu olarak herkesin adına konuştuğumu da bildiririm.İnsanlar(Homo sapiens)bundan 10 milyon önce gorillerden(Gorilla gorilla),6 milyon yıl önce de en yakın akrabaları olan şempanzelerden(Pan troglodytes) ayrıldı,aradan geçen milyonlarca yıl insanların gelişmesine velise oldu.Günümüz olan 2020 de insanlar dünyayı domine eden tür iken,yakın akrabaları hayvanat bahçelerinde insanları eğlendirmek için kullanılan birer mahkum-soytarı.Bu sorunumuzun başladığı noktadır.Açıkça insanlar tembel bir canlıdır,harcadıkları gayretin bizim hayatta kalma içgüdümüzün yanından bile geçemeyeceği de pekâlâ aşikârdır.İnsanların ataları onları bu vaziyete nasıl soktuysa daha zor ve kötü duruma düşmüş olan biz de onları burdan çıkaracağızdır,teknolojinin yalnızca insanlara ait bir kavram olmadığını bilmek gerekir.
submitted by Levi565 to MAYMUNLAR [link] [comments]


2020.08.08 15:24 memegeneral25 AK Parti’den CHP’ye geçen Esenyurt Belediyesi’nin eski borçları nedeniyle banka hesaplarına haciz kondu: Bazı işçiler bu ay maaş alamayabilir

AKP’den CHP’ye geçen Esenyurt Belediyesi’nin; maaş, ikramiye, vergi gibi “haczedilemez” hesaplarının da aralarında bulunduğu tüm banka hesaplarına geçmiş dönemden kalan borçlar nedeniyle haciz koyuldu. Bazı belediye işçileri, haciz nedeniyle bu bayram ikramiyesini alamadı. Maaş hesabına koyulan haciz kaldırılmaması durumunda belediye çalışanlarının bir kısmının bu ay maaş alamayabileceği belirtiliyor.
AKP döneminden kalma 63 milyon lira alacağı olan bir şirketin başvurusu üzerine pandemi sürecinde Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğü icra takibi başlattı. Belediye Kanunu, Devlet İhale Kanunu, Kamu İhale Kanunu’na göre “haczedilemez” olan belediyenin; “Vergi Hesabı, Şartlı ve Şartsız Bağış Hesapları, OGS Hesabı, Avukatlık Ücreti Hesabı, Maaş Hesabı, Yapı Denetim Hesabı, Kamulaştırma Blokeli Hesap, 6306 Kanun İmar Hesabı, Teminat Hesabı Kamuya Tahsisli İller Bankası Payı Hesabı, İkramiye Hesabı”na haciz konuldu.
Esenyurt Belediyesi’nin icra takibinin durdurulması talebiyle yaptığı başvuru, 30 Temmuz tarihinde reddedildi. Belediyenin avukatları da ret kararının ve hacizlerin kaldırılması için 5 Ağustos 2020 tarihinde Büyükçekmece İcra Hukuk Mahkemesine başvurdu. Belediye adına yapılan başvuruda, kanunun açık hükmüne rağmen belediyenin ayrım gözetmeksiniz hesaplarının tümünün haczedildiği belirtildi.
OGS hesabı haczedildi
Sözcü’den Özlem Güvemli’nin haberine göre, belediye işçilerine ödenmesi gereken bayram ikramiyesinin bulunduğu hesabın haczedilmesi nedeniyle 50 belediye işçisine bayram ikramiyesi ödemesinin engellendiği belirtildi. Belediyenin maaş, SGK, elektrik, su doğalgaz gibi kurumsal ödemelerinin yapıldığı hesaba haciz konulmasının hukuksuzluğuna vurgu yapıldı. OGS Hesabı’nın haczedilmesiyle de kamu hizmetinin yürütülmesinin engellendiği, bu hesabın haczi ile idarenin araçları ile her OGS geçişinde ödeme yapılamadığından ceza alacağı vurgulandı.
Başvuruda; belediyenin bir kamu kurumu olduğu dikkate alınmadan tüm hesaplarının haczedildiği, kurumun çıkmaza sokulduğu, kamu hizmetini görmesinin engellendiği kaydedildi. Belediyenin çalışanlarına maaş ödemesi dahi yapamayacak hale getirildiğine dikkat çekildi ve haciz kararlarının kaldırılması istendi. Yasa ile haczedilemeyeceği açık olan hesaplardaki haciz kaldırılmazsa belediyenin yanı sıra bu hesaplarda hak sahibi olan yapı denetim kuruluşlarının, avukatların, kamulaştırma dosyaları davaları ve kentsel dönüşümden yararlanan vatandaşların da zarar göreceği vurgulandı. İdarenin telafi edilemez zarara uğrayacağı göz önüne alınarakkaynak öncelikle tedbir kararı verilmesi talep edildi.
submitted by memegeneral25 to politicsturkey [link] [comments]


2020.08.03 12:32 pocable69 mülteciler

şimdi 2016 dan kalma trump vs hillary tartışmasını izliyorum trump ülkesine 10bin tane suriyeli mülteci girdi diye ortalığı yıkıyor çok sinirli, 10bin mülteci arasından bazılarının kesinlikle terör örgütleriyle bağlantılı olabileceğini söylüyor şimdi 4 yıl geçti aradan trump bu 10binlik kesimden çoğu mülteciyi evine yolladı ama bizde yasal-yasadışı yaklaşık 6.7 milyon mülteci var amk kimbilir bunun yüzde kaçının terör örgütleriyle bağlantısı vardır amk bide üstüne 95bin tanesine vatandaşlık bile verildi aq
submitted by pocable69 to KGBTR [link] [comments]


2020.06.07 02:19 karanotlar Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı
https://preview.redd.it/03231g4bsd351.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=fa03d3d71cf7ec53a8f54d5bacaebd8a060efb2c
Dünyada sadece tek bir medeniyet var
Mark Zuckerberg insanlığı çevrimiçi ortamda birleştirme hayalleri kurarken, son zamanlarda çevrimdışı diyarda cereyan eden olaylar “medeniyetler çatışması” tezinin ateşini körükledi. Pek çok âlim, siyasetçi ve sıradan vatandaş Suriye iç savaşı, IŞİD’in peydahlanması, Brexit’in yarattığı kargaşa ve Avrupa Birliği’nde yaşanan istikrarsızlık gibi konuların hepsinin “Batı Medeniyeti”yle “İslam Medeniyeti” arasındaki çatışmadan kaynaklandığına inanıyor. Batı’nın Müslüman milletlere demokrasi ve insan hakları getir-me girişimleri şiddetli bir İslami tepkiye yol açtı ve Müslüman göçü dalgası beraberinde gerçekleşen İslami terör saldırıları sonucu Avrupalı seçmenler çokkültürlülük hayallerini rafa kaldırıp yabancı düşmanı yerel kimliklere meyletmeye başladı.
Sözkonusu teze göre insanlık ezelden beri birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan dünya görüşlerine sahip bireylerin oluşturduğu farklı medeniyetlere ayrılmıştı. Bu birbiriyle bağdaşmayan dünya görüşleri medeniyetlerarası çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. Nasıl ki tabiatta farklı türler doğal seçilimin acımasız yasaları doğrultusunda hayatta kalmaya çalışıyordu, medeniyetler de tarih boyunca defalarca çatışmış ve sadece en güçlü olanlar hayatta kaldığından olan biteni onlar aktarmıştı. Bu amansız hakikati göz ardı edenler, ister liberal siyasetçiler ister akılları beş karış havada mühendisler olsun, hatalarının ceremesini çekeceklerdi.’ “Medeniyetler çatışması” tezinin pek çok siyasi çıkarımı var. Tezin savunucuları “Batı”yla “Müslüman âlemi” birleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor. Müslüman ülkeler asla Batı’nın değerlerini benimsemeyecek, Batılı ülkeler de asla Müslüman azınlıkları özümsemeyi başaramayacak. Buna istinaden ABD, Suriye veya Irak’tan gelen göçmenleri kabul etmemeli ve Avrupa Birliği de çokkültürlü-lük yanılgısından kurtulup göğsünü gere gere Batı kimliğine bürünmelidir. Uzun vadede doğal seçilim sınavından sadece tek bir medeniyet geçecektirve Brüksel’deki bürokratlar Batı’yı İslam tehlikesinden korumayı reddediyorsa o vakit Birleşik Krallık, Danimarka ya da Fransa bu işin altından kendi başına kalkmalıdır.
Oldukça yaygın olsa da hatalı bir tezdir bu. Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği “medeniyet”, Batı’ya özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. IŞİD, İran’la ABD’yi ona karşı birlik olmaya boşuna itmedi. Ayrıca ortaçağdan kalma tüm fantezilerine rağmen, aşırı İslamcılar bile sırtlarını 7. yüzyıl Arabistan kültüründen ziyade çağdaş küresel kültüre dayıyor. Ortaçağ çiftçi ve tüccarlarının değil dışlanmış modern gençlerin korku ve umutlarına hitap ediyorlar. Pankaj Mishra ve Christopher de Bellaigue’un güçlü bir şekilde ortaya koyduğu üzere, radikal İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri kadar 19. yüzyıl Avrupalı anarşistlerinin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i dahi gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru olur.
Daha da önemlisi “medeniyetler çatışması” tezine dayanak olarak tarihle biyoloji arasında kurulan alegori yanlış. Küçük kabilelerden devasa medeniyetlere kadar her tür insan topluluğu hayvan türlerinden esas itibarıyla farklıdır ve tarihsel çatışmalar doğal seçilimden büyük farklılıklar gösterir. Hayvan türleri binlerce yıl sağlam kalan nesnel kimliklere sahiptir. Şempanze mi goril mi olduğunuz inançlarınıza göre değil genlerinize göre belirlenir ve farklı genler başka toplumsal davranışlar dayatır. Şempanzeler dişi erkek karışık gruplar halinde yaşar. İktidar için her iki cinsiyetten destekçilerin ittifakını sağlayarak yarışırlar. Buna karşın gorillerde tek bir baskın erkek, dişilerden oluşan bir harem kurar ve lider genellikle konumunu sarsma tehlikesi taşıyan diğer erkekleri kovar. Şempanzeler gorillere özgü toplumsal düzenlemeleri benimseyemez, goriller şempanzeler gibi örgütlenemez ve bildiğimiz kadarıyla şempanze ve gorillerin kendilerine özgü toplumsal sistemleri onyıllardır değil yüz binlerce yıldır süregelmiştir. İnsanlarda buna benzer bir şey göremeyiz. Evet, insan topluluklarının da kendilerine has toplumsal sistemleri var ama bunları belirleyen genler değil, ayrıca birkaç yüzyılı aşkın süre boyunca sağlam kalan birsistem de pek yok.
Örneğin 20. yüzyılda yaşayan Almanları ele alalım. Yüz yıldan kısa bir süre içinde Almanlar kendilerini altı farklı sistem içerisinde teşkilatlandırdı: Ho-henzollern Hanedanı, Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich, Alman Demokratik Cumhuriyeti (namıdiğer komünist Doğu Almanya), Almanya Federal Cumhuriyeti (namıdiğer Batı Almanya) ve son olarak yeniden birleşen demokratik Almanya. Elbette Almanlar Almanca konuşmayı, bira içip bratwurst yemeyi sürdürmüştür. Ama Almanları tüm diğer milletlerden ayıran kendilerine has ve II. Wilhelm’den Angela Merkel’e kadar değişmeden kalmış bir öz var mı? Ve böyle bir şey buldunuz diyelim, o şey bin ya da beş bin yıl önce de var mıydı?
Yürürlüğe girmeyen Avrupa Birliği Anayasası Önsözü, “Avrupa’nın ihlal edilemez ve şahısların elinden alınamaz insan hakları, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin oluşmasına temel sağlayan kültürel, dini ve insani mirasın” esas alındığını ifade ederek başlıyor.’ Bu söylem doğrultusunda Avrupa medeniyetini insan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin belirlediği izlenimini edinebiliriz rahatlıkla. Antik Atina demokrasisiyle günümüz Avrupa Birliği arasında doğrudan bir bağlantı kurarak Avrupa’nın 2500 yıllık özgürlük ve demokrasi geleneğini öven pek çok söylev bulunur.
Durum filin kuyruğunu tutup fil denen hayvanı bir çeşit fırça sanan kör adamın hikâyesinden farksız. Avrupa’nın yüzlerce yıldır demokratik fikirler barındırdığı doğru ama bu fikirler hiçbir zaman bütünlüklü değildi. Atina demokrasisi tüm görkemine ve yarattığı etkiye karşın sadece iki yüz yıl hayatta kalabilmiş ve Balkanlar’ın ufak bir köşesinde isteksizce uygulanmış bir deneyden ibaretti. Avrupa medeniyeti geçtiğimiz 2500 yıl boyunca demokrasi ve insan haklarının beşiği olduysa, Sparta ile Jül Sezar’ı, Haçlılar ile Konkistadorlar’ı, Engizisyon ile köle ticaretini, XIV. Louis ile Napolyon’u, Hitler ile Stalin’i nereye oturtacağız? Bunların hepsi yabancı medeniyetlerden gelen davetsiz misafirler mi? Esasen Avrupa medeniyetini Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyorsa. Ve bu medeniyete yüzyıllar içinde son derece farklı anlamlar yüklenmiş. İnsan topluluklarını süregiden herhangi bir şeyden ziyade uğradıkları değişimler tanımlar ama insanlar hikâye anlatma becerileri sayesinde kendilerine her koşulda kadim bir kimlik yaratmayı başarırlar. Ne tür devrimler yaşanırsa yaşansın insanlar genellikle eskiyle yeniyi aynı potada eritirler. Bireyler bile devrim niteliği taşıyan şahsi değişimlerini anlamlı ve güçlü bir hayat hikâyesi oluşturacak şekle sokabilir: “Bir zamanlar sosyalisttim ama sonra kapitalist oldum; Fransa’da doğdum ama şimdi ABD’ de yaşıyorum; evliydim ama boşandım; kansere yakalandım ama iyileştim.” Aynı şekilde Almanlar gibi bir topluluk da kendilerini geçirdikleri deneyimler üzerinden tanımlayabilir: “Bir zamanlar Naziydik ama dersimizi aldık ve artık barış yanlısı demokratlarız.” Önce 11. Wilhelm, sonra Hitler ve son olarak da Merkel dönemlerinde kendini gösteren nevi şahsına münhasır bir Alman niteliği aramaya gerek yok. Alman kimliğini belirleyen, bu kökten dönüşümlerin ta kendisi. 2018′ de Almanlık liberal ve demokrat değerleri savunurken Naziliğin ağır mirasıyla cebelleşmek demek. 2050’de ne anlama gelir kim bilir.
İnsanlar çoğunlukla, özellikle de konu temel siyasal ve dini değerler olunca, bu değişimleri görmezden gelir. Sahip olduğumuz değerlere yedi ceddimizden kalma kıymetli miraslarmış muamelesi yaparız. Ne var ki böyle yapabilmemizin yegâne sebebi ceddimizin ölüp gitmiş ve söz alamayacak olmasıdır. Örneğin Yahudilerin kadınlara karşı tutumunu ele alalım. Günümüzde aşırı Ortodoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor. Aşırı Ortodoks Yahudilere yönelik reklamlarda sadece erkeklere ve erkek çocuklara yer veriliyor; kadınlar ve kız çocukları asla kullanılmıyor.
2011’de aşırı Ortodoks tandanslı Brooklyn gazetesi Di Tzeitung, Usame bin Ladin’in ikamet ettiği komplekse düzenlenen baskını izleyen ABD’li devlet görevlilerinin fotoğrafını, fotoğraftaki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da dahil, kadınları dijital yöntemle silerek yayınlayınca bir skandal patlak vermişti. Gazete daha sonra yaptığı açıklamada, Yahudi “tevazu kaideleri” gereği böyle yapmak zorunda kaldıklarını söylemişti. Benzer bir skandal Ha-Mevaser gazetesi Charlie Hebdo katliamının ardından düzenlenen gösteride çekilmiş bir fotoğraftan Angela Merkel ‘i, olur da Merkel ‘in resmi sadık okurlarının zihnine şehvet tohumları ekerse diye çıkarınca yaşanmıştı. Başka bir aşırı Ortodoks gazetenin yayıncıları da bu davranışı desteklemiş, “Arkamızda binlerce yıllık Yahudi geleneği var,” diye açıklamıştı.
Kadınların görülmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinagoglar. Ortodoks sinagoglarında kadınlar erkeklerden itinayla ayrı tutuluyor ve dua eden ya da Kutsal Kitap okuyan erkekler ezkaza kadın bedeni görmesin diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar. Peki ama tüm bunlar binlerce yıllık Yahudi geleneğine dayanıyorsa, arkeologlar İsrail’deki Mişna ve Talmud dönemlerinden kalma antik sinagogları kazdı-ğında ortaya çıkan gerçekleri, cinsiyet ayrımına dair hiçbir kanıt bulunmamasından öte, kimi yarı çıplak denilebilecek kadınların resmedildiği güzide yer mozaiklerini ve duvar resimlerini ne yapacağız? Mişna ve Talmud’u kaleme alan hahamlar bu sinagoglarda dua edip çalışmış ama günümüz Ortodoks Yahudileri bunları günah, dine hakaret ve eski geleneklere saygısızlık olarak değerlendiriyor.
Eski geleneklerin bu minvalde çarpıtılmasına dair örneklere her dinde rastlanır. IŞİD, İslam’ın özgün ve saf haline dönmekle övünür ama aslında yepyeni bir İslam anlayışları var. Eski kutsal metinlerden alıntı yaptıkları doğru ama hangi metinleri kullanıp hangilerini göz ardı edecekleri ve alıntıladıkları kısımları nasıl yorumlayacakları hususunda ihtiyatlı davranıyorlar. Esasen kutsal metinleri işlerine geldiği gibi yorumlama tavırları da başlı başına çağdaş bir olgu. Bilindiği üzere, tefsir, eğitim görmüş ulema sınıfının, Kahire’deki El-Ezher gibi saygın kurumlarda İslam hukuku ve teolojisi çalışan âlimlerin tekelindeydi. IŞİD liderlerinin pek azı böyle bir eğitime sahip; ulema sınıfının en saygın mensupları, Ebu Bekir el-Bağdadi ve şürekâsını cahil ve azılı mücrimler olarak görüp kınıyorlar.
Bu durum IŞİD’i, kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam dışı” ya da “İslam karşıtı” kılmıyor. Barack Obama gibi Hıristiyan liderlerin kalkıp Ebu Bekir el-Bağdadi gibi Müslümanlığı kimlik edinmiş kişilere Müslüman olmanın ne demek olduğunu anlatmaya cüret etmesi de son derece ironik.8 İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne anlam atfederse İslam da o anlama gelir.9
Almanlar ve goriller İnsan gruplarıyla hayvan türlerini birbirinden ayıran çok daha keskin bir fark var. Türler çoğu kez ayrılır ama asla birleşmez. Yedi milyon yıl kadar önce şempanze ve gorillerin ortak bir atası vardı. Bu tek ata türü zamanla kendi farklı evrimsel yollarını tutan iki popülasyona ayrıldı. Böyle bir sürecin bir kez gerçekleştikten sonra geri dönüşü yoktur. Farklı türlere ait canlılar çiftleştiğinde kendi aralarında üreyebilen yavrular doğuramadığından, türlerin kaynaşması mümkün değildir. Goriller şempanzelerle, zürafalar fillerle, köpekler kedilerle birleşemez.
Bunun aksine insan kabileleri zaman içinde gittikçe daha büyük gruplar meydana getirecek şekilde kaynaşma eğilimindedir. Çağdaş Almanlar kısa bir süre öncesine kadar birbirinden pek haz etmeyen Saksonlar, Prusyalılar, Svabyalılar ve Bavyeralıların birleşmesiyle oluşmuştur. Denildiğine göre, Otto von Bismarck (Darwin’in Türlerin Kökeni eserini okuduktan sonra) Avusturyalılarla insan arasındaki kayıp halkanın Bavyeralılar olduğunu ifade etmiştir.’0 Fransız halkı Franklar, Normanlar, Bretonlar, Gaskonlar ve Provanslıların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Kanalın diğer tarafında da İngiliz, İskoç, Galli ve İrlandalıların (isteseler de istemeseler de) kay-naştırılmasıyla Britanyalılar meydana gelmiştir. Çok geçmeden Almanlar, Fransızlar ve Britanyalılar da kaynaşıp Avrupalıları oluşturabilir.
Londra, Edinburgh ve Brüksel’de yaşayan insanların bugünlerde güçlü bir biçimde fark ettiği üzere birleşmeler her daim ebedi olmuyor. Brexit hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği’nin eşzamanlı olarak çözülmesini pekâlâ tetikleyebilir. Ancak uzun vadede tarihin ne yönde seyredeceği belli. On bin yıl önce insanlık sayısız münferit kabileye bölünmüş durumdaydı. Geçen her bin yıl bu parçalar daha büyük yığınlar meydana getirecek şekilde iç içe geçti ve birbiriyle bağlantısı bulunmayan medeniyetler giderek azaldı. Kalan birkaç medeniyet de tek bir dünya medeniyetine dönüşecek şekilde kaynaşıyor. Siyasi, etnik, kültürel ve ekonomik ayrımlar hâlâ var ama bunlar asli birliği bozmuyor. Hatta kimi ayrımları mümkün kılan da bu geniş ve kapsamlı ortak yapı. Mesela ekonomide, herkes aynı piyasaya iştirak etmezse işbölümü başarıyla sağlanamaz. Bir ülkenin otomobil veya petrol üretiminde uzmanlaşması ancak buğdayve pirinç üreten başka bir ülkeden gıda ürünü temin edebiliyorsa mümkündür.
İnsanların birleşme sürecinin iki belirgin biçimi var: farklı zümreler arasında bağlantı kurmak ve zümreler arasındaki faaliyetleri homojenleştirmek. Oldukça farklı davranmaya devam eden zümreler arasında bile bağlantılar kurulabilir. Hatta can düşmanı zümreler arasında bile bağlantı kurulabilir. İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Tarihçiler, küreselleşmenin 1913’te zirveye ulaştığını, ardından dünya savaşları ve Soğuk Savaş sırasında uzunca bir süre düşüşe geçip ancak 1989’dan sonra yeniden yükselmeye başladığını iddia ederler çoğunlukla. ” Bu tespit ekonomik küreselleşme açısından doğru kabul edilebilir ama fark içermekle beraber aynı derecede önem taşıyan askeri küreselleşmeyi göz ardı eder. Fikirlerin, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar. 1918’de ABD’nin Avrupa’yla bağı 1913’e nazaran daha güçlüydü ve iki dünya savaşı arasındaki dönemde uzaklaşan tarafların kaderi 11. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’la ayrılmaz bir şekilde iç içe geçti.
Ayrıca savaş insanların birbirine ilgisini körükler. ABD’nin Rusya’ya duyduğu ilgi Soğuk Savaş döneminde doruğa ulaşmış, Moskova koridorlarında biri öksürse Washington merdivenlerinde bir koşuşturma başlar olmuştu. İnsanların düşmanlarına duyduğu alaka ticaret ortaklarına duyduklarını katbekat aşar. Vietnam hakkında çekilmiş filmlerin sayısı, Tayvan hakkındaki filmlerin sayısını en az elliye katlar.
Ortaçağ olimpiyatları 21. yüzyılın başında dünya farklı zümreler arasında bağlar kurulmasının çok ötesine geçti. Dünyanın farklı yerlerindeki insanlar birbiriyle iletişim kurmakla kalmayıp giderek daha çok benzer inanç ve davranış biçimlerini benimsemeye başladılar. Bin yıl önce gezegenimiz düzinelerce farklı siyasi modele elverişli topraklara sahipti. Avrupa’da bağımsız şehir devletleri ve ufak çaplı teokrasilerle çekişen feodal beyliklerle karşılaşabilirdiniz. İslam dünyasında evrensel hâkimiyet iddiası taşıyan bir halife bulunsa da krallıklar, sultanlıklar ve emirlikler de mevcuttu. Çin imparatorları kendilerini tek meşru siyasi merci olarak görüyor, kabilelerin oluşturduğu birlikler Çin’in kuzeyiyle batısında birbiriyle çatışıp duruyordu. Hindistan ve Güneydoğu Asya’da rejim çeşitliliği hüküm sürerken Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki adalar boyunca hem küçük avcı toplayıcı gruplar hem de genişleyen imparatorluklar yer alıyordu. Bırakın uluslararası yasaları, komşu insan gruplarının bile ortak diplomatik prosedürler üzerinde anlaşamamasına şaşırmamak gerek. Her toplumun kendi siyasi paradigması bulunuyordu ve yabancı siyasi kavramları anlayıp bunlara saygı göstermeleri zordu.
Aksine günümüzde her yerde kabul edilen tek bir siyasi paradigma var. Gezegenimiz iki yüz bağımsız devlete bölünmüş durumda ve bu devletler aynı diplomatik protokoller ve ortak uluslararası hukuk konusunda genellikle uzlaşıyor. İsveç, Nijerya, Tayland, Brezilya; hepsi atlaslarımızda aynı tip renkli şekiller halinde gösteriliyor; hepsi Birleşmiş Milletler üyesi; pek çok farklılık barındırsalar da hepsi aynı hak ve ayrıcalıklara sahip egemen devletler olarak tanınıyor. Aslında hepsi temsil organları, siyasi partiler, genel oy hakkı ve insan haklarına en azından simgesel bir inancı da içine alan pek çok ortak siyasi anlayış ve uygulamaya sahipler. Londra’da ve Paris’te bulunduğu gibi Tahran’da, Moskova’da, Cape Town’da ve Yeni Delhi’de de bir meclis bulunuyor. İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi taraflarını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar. Dünya belki “başarısız devletler” silsilesinden payını almıştıramabildiği tek bir başarılı devlet paradigması vardır. Dolayısıyla küresel siyaset Anna Karenina prensibine göre işliyor: başarılı devletlerin hepsi aynı ama tüm başarısız devletler baskın siyasi formülün şu veya bu içeriğini eksik bıraktıkları için kendilerine has bir biçimde başarısız oluyor. Kısa bir süre önce IŞİD bu formülü toptan reddedip tamamıyla bambaşka, evrensel halifeliği esas alan bir siyasi varlık göstermek istemesiyle dikkat çekti. Fakat tam da bu sebeple başarısız oldu. Pek çok gerilla hareketi ve terör örgütü yeni ülkeler kurmayı ya da var olanları ele geçirmeyi başardı. Ama bunu yapabilmelerinin sebebi küresel siyasi düzenin temel ilkelerini kabul etmeleriydi. Taliban bile uluslararası arenada bağımsız Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmanın peşine düştü. Şimdiye kadar küresel siyasetin ilkelerini reddeden hiçbir grubun kayda değer bir bölgede kalıcı kontrol sağlayabildiği görülmedi.
Belki de küresel siyasi paradigmanın gücünü ortaya koymanın en iyi yolu savaş ve diplomasi gibi ağır siyasi sorulardan bahsetmektense, 2016 Rio Olimpiyatları gibi bir konuya değinmek. Olimpiyatların nasıl organize edildiğini düşünün. 11 bin sporcu din, sınıf ya da dil gözetilmeden, milliyetleri esas alınarak delegasyonlara ayrılıyor. Budist delegasyonu, proletarya delegasyonu ya da İngilizce konuşanlar delegasyonu diye bir şey yok. Birkaç örnek dışında (özellikle de Tayvan ve Filistin), sporcuların milliyetini belir-lemek gayet basit. 5 Ağustos 2016’da düzenlenen açılış töreninde sporcular gruplar halinde geçerek milli bayraklarını salladı. Michael Phelps ne zaman yeni bir altın madalya kazansa Amerikan milli marşı eşliğinde Amerikan bayrağı çekildi göndere. Emilie Andeol judo dalında altın madalya kazanınca “Marseillaise” çalınıp Fransa’nın üç renkli bayrağı dalgalandırıldı.
Duruma uygun şekilde dünyadaki her ülkenin aynı evrensel model çerçevesinde bir milli marşı var. Neredeyse tüm milli marşlar orkestra eşliğinde söylenebilecek birkaç dakikalık kompozisyonlar, yani yalnızca dini göreve veraset yoluyla gelmiş belli bir zümrenin okuyabildiği yirmi dakikalık ilahiler sözkonusu değil. Suudi Arabistan, Pakistan ve Kongo gibi ülkeler bile milli marşları için Batılı müzik standartlarını benimsemiş. Çoğu marş Beethoven’ın kılını kıpırdatmadan besteleyebileceği nitelikte. (Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde tüm geceyi YouTube’dan çeşitli milli marşlar çalıp hangisinin hangi ülkenin marşı olduğunu tahmin etmeye çalışarak geçirebilirsiniz.) Marşların sözleri bile dünya genelinde neredeyse aynı; aynı ortak siyasi görüşleri ve topluluğa bağlılık anlayışını yansıtıyorlar. Örneğin sizce aşağıdaki milli marş hangi ülkeye ait olabilir? (Yalnız ülkenin adını genel bir ifade olsun diye “ülkem” şeklinde değiştirdim):
Ülkem, vatanım, Toprağına kanımı akıttığım, Başında bekliyorum, Bekçisiyim vatanımın. Ülkem, milletim, Halkım ve vatanım, Birlikte haykıralım “Birlik ol vatanım!” Yaşasın toprağım, devletim, Milletim, vatanım, hep bir bütün kalsın. Ruhu dirilsin, canlansın bedeni, Büyük ülkem için bunların hepsi! Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sevdiğim evim ve ülkem. Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sen çok yaşa büyük ülkem!
Cevap Endonezya. Peki Polonya, Nijerya ya da Brezilya desem şaşırır mıydınız? Milli bayraklara da aynı sıkıcı temayüller hâkim. Tek bir istisna var. Tüm bayraklar bir dikdörtgen kumaş üzerine işlenmiş son derece sınırlı sayıda renk ve geometrik şekilden ibaret. Bir tek Nepal farklı. Nepal bayrağı iki üçgen şeklinde (ama Olimpiyatlarda hiç madalya almadılar). Endonezya bayrağı beyaz üstünde kırmızı şerit. Polonya bayrağı kırmızı üstünde beyaz şerit. Monako bayrağı Endonezya bayrağıyla aynı. Renk körü birinin Belçika, Çad, Fildişi Sahili, Fransa, Gine, İrlanda, İtalya, Mali ve Romanya bayraklarını birbirinden ayırması mümkün değil; hepsinde değişik renklerde yan yana üç şerit var.
Bu ülkelerin bazıları birbirleriyle kıyasıya savaşmış ama 20. yüzyılın çalkantıları esnasında Olimpiyat Oyunları savaş yüzünden sadece üç defa iptal edilmiş (1916, 1940 ve 1944’te). 1980’de ABD bazı yandaşlarıyla beraber Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş. 1984’te Sovyet bloğu Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları boykot etmiş. Ve çeşitli seneler Olimpiyat Oyunları siyasi çalkantıların göbeğinde cereyan etmiş (bunların en önemlileri Nazi döneminde Berlin’de düzenlenen 1936 Olimpiyatları ve 1972 Münih Olimpiyatları’nda Filistinli teröristlerin İsrail takımını katletmesi). Fakat genele bakarsak siyasi anlaşmazlıklar Olimpiyat projesini yoldan çıkaramamış.
Şimdi bin sene öncesine gidelim. Diyelim 1016 yılında ortaçağ olimpiyatlarını Rio’da düzenlemek istiyorsunuz. O vakitler Rio’nun Tupi halkının yaşadığı küçük bir köy olduğunu12 ve Asya, Afrika ve Avrupa yerlilerinin Amerika Kıtası’ndan haberi bile olmadığını bir anlığına unutun. Dünyanın en iyi sporcularını uçak yokken nasıl Rio’ya getireceğinize dair lojistik sorunları kafanızdan çıkarın. Dünya çapında herkesin yaptığı pek az ortak spor dalı bulunduğunu ve herkes koşsa bile koşu yarışı kaideleri konusunda herkesin anlaşamayacağını da unutun. Sadece yarışacak delegasyonları neye göre gruplayacağınızı düşünün. Günümüzün Olimpiyat Komitesi Tayvan ve Filistin sorunu üzerine saatlerce kafa patlatıyor. Ortaçağ olimpiyatlarının siyasi sorunları üzerine kaç saat harcamanız gerekeceğini bulmak için bu süreyi on binle çarpın.
Öncelikle 1016’da Çin’deki Song İmparatorluğu dünyadaki başka hiçbir siyasi oluşumu kendi dengi görmüyordu. Dolayısıyla kendi Olimpiyat dele-gasyonuyla Kore’nin Koryo Krallığı ya da Vietnam’daki Dai Viet Krallığı, hele hele deniz aşırı yerlerdeki ilkel barbarların delegasyonlarıyla aynı kefeye konulmasını akla hayale sığmayacak bir aşağılanma olarak algılardı.
Bağdat’taki halife kendini evrensel hegemonyaya sahip görüyor ve çoğu Sünni Müslüman tarafından dini lider statüsünde tutuluyordu. Ancak pratikte halifenin Bağdat yönetiminde pek bir sözü yoktu. O halde tüm Sünni sporcular tek bir halife delegasyonu altında mı toplanacak yoksa Sünni dünyasına hükmeden sayısız emirlik ve sultanlıklara göre mi ayrılacaklar? Ama iş neden emirlikler ve sultanlıklarla sınırlı kalsın? Arabistan çöllerinde Allah’tan başka hükümdar tanımayan bir dolu özgür bedevi kabile yaşıyor. Bunların her birinin okçuluk ya da deve yarışı dallarında müsabaka edecek bağımsız takımlar göndermesine izin verilecek mi? Avrupa da aynı ölçüde baş ağrısına sebep verecek nitelikte. Norman kasabası Ivry’den çıkan bir sporcu Ivry Kontu’nun mu yoksagüçsüz Fransa Kralı’nın mı sancağı altında yarışacak?
Bu siyasi oluşumların pek çoğu yıllar içinde belirip kaybolmuş. Siz 1016 Olimpiyatları’na hazırlık yaparken hangi delegasyonların zuhur edeceğini önceden bilmeniz mümkün değil çünkü kimse bir sonraki sene hangi siyasi oluşumların varlık göstermeyi sürdüreceğini bilmiyor. İngiltere Krallığı 1016 Olimpiyatları’na katılmış olsa sporcular madalyalarını alıp eve dönünce Londra’nın Danimarkalılar tarafından işgal edildiğini ve İngiltere’nin Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte Kral Büyük Knud’un Kuzey Denizi İmparatorluğu’na dahil edildiğini görürlerdi. Yirmi yıl sonra bu imparatorluk dağıldı ama ondan otuz sene sonra İngiltere yeniden, bu defa Normandi-ya Dükü tarafından işgal edildi.
Bu gelipgeçici siyasi oluşumların pek çoğunun ne çalacak bir milli marşı ne de göndere çekecek bir bayrağı bulunmadığını söylemeye gerek bile yok. Tabii ki siyasi semboller önemliydi ama Avrupa siyasetinin sembolik diliyle Endonezya, Çin ya da Tupi siyasetlerinin sembolik dilleri birbirinden son derece farklıydı. Zafer göstergesi teşkil edecek ortak bir protokol üzerinde anlaşmak neredeyse imkânsız olurdu.
O yüzden 2020 Tokyo Olimpiyatları’nı izlerken milletler arasındaki bu sözde çekişmenin aslında muazzam bir küresel uzlaşmayı temsil ettiğini unutmayın. Kendi ülkelerinin temsilcileri altın madalya kazanıp bayrakları göndere çekilince herkesi milli gurur duygusu kaplıyor ama esasen insanlığın böyle bir etkinlik düzenleyebilmesi çok daha büyük bir gurur kaynağı.
Yuval Noah Harari 21. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/dunyada-sadece-tek-bir-medeniyet-var-yuval-noah-harari/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.20 00:50 karanotlar Pontos Rumları: 19 Mayıs bizler için soykırımdır

19 Mayıs 1919’un Pontos Rumlarına yönelik soykırımın "en ölümcül darbesinin" başlangıcı olduğunu belirten Pontuslu Rumlar, bu tarihin aynı zamanda Kürtler, Aleviler ve diğer halklar için de soykırımı ifade ettiğini vurguladı.
İttihat ve Terakki yönetimi tarafından 1915’te bir buçuk milyon Ermeni ve 300 bine yakın Süryani’nin hayatına mal olan tehcir ve soykırımın son halkası Pontus Rumlarına yönelik gerçekleşti. Yunan tarihçi Konstantinos Fotiatis’e göre, 1914-1921 yılları arasında Amasya, Samsun ve Giresun’da 134 bin 78, Niksar’da 27 bin 216, Trabzon’da 38 bin 434, Tokat’ta 64 bin 582, Maçka’da 17 bin 479, Şebinkarahisar’da 21 bin 448 Rum, mübadele yollarında hayatını kaybeden 50 bin insanla birlikte toplam 353 bin Pontoslu soykırıma uğradı. Yine Fotiadis ve Pontoslu Rumlara göre, 1914’de başlayan sürecin en ölümcül darbesi 19 Mayıs 1919 tarihinde yaşandı. Bu tarihte Samsun’a çıkan Mustafa Kemal’in ilk olarak görüştüğü Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman’ın Rum halkına yönelik saldırılarda ön planda olması bu iddiayı güçlendiriyor.

Pontoslu Rumlar, soykırımın yıldönümü olarak kabul ettikleri 19 Mayıs'a ilişkin konuştu.

SON ETABIN BAŞLADIĞI TARİH

Trabzon Maçkalı olduğunu belirten yazar Tamer Çilingir, hep farkında olduğu Rum kimliğini kabul etmesinin 40’lı yaşlarında olduğunu ifade etti. Okudukları okullarda ve çevrelerinde yıllarca Rumların "kötü ve hain insanlar" olarak anlatıldığına değinen Çilingir, "Türklük ise en ‘yüce’ değerdi" dedi.

Çilingir, Pontos Rumlarına yönelik soykırımın, Süryani ve Ermenilere yönelik soykırımdan bağımsız olmadığı gibi Trakya ve Küçük Asya Rumlarına yönelik soykırımdan da bağımsız ele alınamayacağına dikkati çekti. 19 Mayıs 1919’u söz konusu projenin "son etabı" olarak nitelendiren Çilingir, Pontos’ta bu tarihe kadar 150 binden fazla insanın katledildiğini söyledi. 19 Mayıs’ın resmi ideolojide ise "emperyalizme karşı bir kurtuluş savaşının başladığı tarih" olduğunu belirten Çilingir, “Ortada bir ‘milli mücadele’ de yoktur. Emperyalist paylaşım savaşının mağlubu Osmanlı’dan geriye kalan topraklardaki iktidar mücadelesi modern, batıcı ama Müslüman kimlikli bir kapitalist devlet olarak ayakta kalma çabasıdır” diye belirtti.

KATLİAMLAR TARİHİ

“Yüz yıllık cumhuriyet tarihi de baskı, zulüm ve katliamlar tarihidir” diyen Çilingir, "kanlı tarihin" başlangıcı olan 19 Mayıs’ın sadece Rumlar açısından soykırımı ifade etmediğini kaydetti. 100 yıl boyunca zulüm ve katliamlara uğrayan Aleviler, Kürtler ve Lazlar için de aynı anlama geldiğine işaret eden Çilingir, bu tarihin kendisine "Türküm" diyen yoksul işçiler ve Müslümanlıktan asla ödün vermeyenlerin kadınlara reva gördüğü uygulamalarıyla, kadınlar açısından da kara bir gün olduğunu vurguladı.

PONTOSLULAR KİMLİĞİ İLE YÜZLEŞİYOR

Devletin baskı, yasak ve asimilasyon politikalarından kaynaklı Pontosluları da kendi kimliklerini gizlemeye ittiğine dikkati çeken Çilingir, “Neredeyse tüm ailelerin soylarının Müslüman ve Türk olduğunu ispat etme çabaları da yüz yıl öce ve yüz yıl boyunca nasıl bir korku içinde olduklarının göstergesi değil midir” diye sordu. Ancak, son yıllarda kimlikleri ile yüzleşenlerin sayısının arttığını vurgulayan Çilingir, şunları söyledi: “Asıl korku devletin ve kendisine bir takım statükolar oluşturmuş kesimlerin korkusudur. Pontos’un dışındaki Rum düşmanlığı Pontos’ta aynı düzeyde değildir. Binlerce yıllık kültürel ve tarihsel birikim soykırıma rağmen hala yok edilemediği için herkes açısından ‘acaba ben Rum muyum’ ‘şüphesi(!)’ hep var olmuştur. Pontos insanı, Rum kimliği ile yüzleşmenin dışında her şeyden önce yüz yıl önce bu topraklarda Hristiyan Rumların yaşadığını biliyor.”

'TÜRK TOPLUMU VİCDANIYLA YÜZLEŞMELİ'

Yunanistan’da ve Avrupa’da Pontoslu Rumların kurdukları federasyonların soykırım ile ilgili etkinlikler yaptığını anımsatan Çilingir, “Konferanslar, belgesel film çalışmaları, kitap yayınları ve değişik dillere çevrilmesi gibi faaliyetlerden oluşan bu etkinlikler bir duyarlılık yaratıyor. Fakat yeterli değil tabi. Sonuçta bu federasyonlar diasporadaki Rumlardan, yani 100 yıl önce sürgün edilmiş olan Rumların torunları. Bu konuda asıl çalışmanın daha etkili olması için bugünkü Pontos coğrafyasından yapılması gerekiyor. Ve dünya kamuoyundan daha da önemlisi bugünkü Pontos coğrafyasında ve Türk toplumun vicdanında bir yüzleşme yaşanması gerekiyor. Öte yandan özellikle muhalif kesimlerin ve tabi Kürtlerin de bu konuda seslerinin çıkması bu süreci hızlandıracaktır” diye konuştu.

KRALDAN DAHA KRALCI

Samsun Bafralı barış aktivisti Yannis Vasilis Yaylalı ise, kendisi gibi büyüklerinin de Pontos’ta doğduğunu, yedi göbek Pontos Rumu olduğunu vurguladı. Ailesinin hem korkudan hem de bölgede Rum kimliğinin "küfür" olarak algılanmasından kaynaklı kimliklerinden uzak durduğunu ifade eden Yaylalı, “Hatta o kadar uzak ki, bizlere Türk ordusu ve çetecileri tarafından öldürülen büyük babamız ve ailesini, sözde ‘Kurtuluş Savaşı’nda’ öldüğü ve cenazesinin ise getirilemediği söylendi. Kraldan daha kralcı olmak deyimi vardır ya, bizimkiler bunun ile yetinmemiş ve bizleri sözün tam manası ile kendi değerlerine sırt çevirmiş birer Türk ırkçısı olarak yetiştirdiler” diye belirtti.

YÜZLEŞMEYİ SAĞLADI

Kendisi gibi durumun farkında olmayanların kendi halkı Rumlar dahil herkesten nefret ederek büyüdüğünü söyleyen Yaylalı, bu dönüşümün ise 1994’de askerlik yaparken PKK’nin eline geçmesi ile başladığını belirtti. Böylece Kürt halkı gerçekliği ile karşılaştığını paylaşan Yaylalı, “Bu hesaplaşma daha sonra beni kendi halkımla, kendi değerlerimle yüzleşmeye taşıdı. Kürt halkına karşı savaşa gitmişken, onca kötülüğü yapmışken, Kürt halkının yiğit evlatları insan olabilmem için bana bir şans daha verdi. Pontos'daki Rum halk gerçeği ile yüzleştiğimde ise bu inkar, katliam ve soykırım sisteminin temelinde, halkların kanı ve mezarsız canların olduğunu gördüm” dedi.

'ÖLÜMCÜL' SALDIRI: 19 MAYIS

Gayri Müslim halklara yönelik soykırımın üç aşamada gerçekleştiğini kaydeden Yaylalı, ilk iki aşamanın Osmanlı döneminde II. Abdülhamit ve İttihat Terakki döneminde olduğunu belirtti. Yaylalı, "Ölümcül" saldırının ise, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıkmasıyla başladığını vurguladı. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının tüm imkanlarını Pontos Rumlarının soykırımını tamamlamak için seferber ettiğini söyleyen Yaylalı, “Böylece Pontos Rumları ile birlikte üç aşamada gerçekleşen gayr-ı Müslim halkların imhası tamamlandı. Bu yüzden 19 Mayıs 1919 günü temsili olarak yaşadığımız soykırımı anma günü olarak görülür” diye ifade etti.

HALKLARIN MÜCADELESİ İVME KAZANDI

Kürt mücadelesinin getirdiği ivme ile halkların kendisini toparlama sürecine girdiğini ifade eden Yaylalı, Karadeniz bölgesinde Hemşin, Laz ve Gürcü halkından sonra kendilerinin de ayağa kalmaya çalıştıklarını belirtti. 2016 yılında Ankara’da soykırım konferansı düzenlediklerini hatırlatan Yaylalı, “Yüzyıl sonra soykırımı yürüten merkezde Pontos'un, Pontuslu Rumların hala burada oldukları mesajını verdik. Bu üç kesimin dikkatini çekti. Birincisi Pontoslu Rum gençlerin, ikincisi Sol, sosyalist, muhalif güçlerin ve tabi devletin de dikkatinden kaçmadı. İlk iki kesimden çok olumlu tepkiler aldığımızı söyleyebilirim. Devlette özellikle önde koşturan bizlere karşı birçok soruşturma başlattı. Tutuklanmama neden olan davalardan biri de Pontos Soykırımı ile yaptığım paylaşımlardı” ifadelerini kullandı.

‘RÖNESANSIMIZI YAŞIYORUZ’

"Yüzyıl sonra tekrar Rönesans’ımızı yaşar gibiydik” diyen Yaylalı, bu dönemden sonra Pontos Rumlarına yönelik soykırımı anlatan birçok kitabın yazıldığını ya da Türkçeye çevrildiğinin altını çizdi. Başta Yunanistan olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde konferanslar düzenlendiğini de ekleyen Yaylalı, “Elbette bu daha başlangıç, diğer halklar gibi Pontos'da ve Türkiye'de kurumsallaşmış bir örgütlülüğümüz yok ama bu çalışmalar ileride onu da getirecektir. Halkımız, mücadelemizle birlikte halkların ağzında 'küfür' olmaktan çıkıp, kendi dilimizde kardeşliğin haykırıldığı sloganlara dönecektir. Nerede olursak olalım, yüzümüz hep Pontos'a dönük olacaktır. Mücadelemize gençlerin ilgisi şimdiden çok arttı, mücadele devam ettikçe sistemin 600 yıllık inkar ve asimilasyonu karton gibi yırtılıp atılacaktır” diye konuştu.

YÜZLEŞMEKTEN KORKULUYOR

Türkiye’de sol muhalefetin hala Pontoslu Rumların soykırımı ile yüzleşmekte sorun yaşadığını da sözlerine ekleyen Yaylalı, “Bir şeyi açıkça belirtmem gerekir, çünkü bu Kürt halkına karşı benim bir borcumdur. Geçtiğimiz 19 Mayıs’ta modern Genç Osmanlıcılar, İttihatçılar ve Kemalistlerin Samsun'a çıkarma yapmasına ilişkin Pervin Buldan şahsında HDP'nin 'bizde orada olmalıydık' sitemi biz Pontos Rumlarını oldukça üzmüştür. Yine, benzer şekilde Sol Partili Alper Taş’ın 23 Nisan ve 19 Mayıs kutlamaları bizleri çok üzmüştür” dedi.

“19 Mayısı ya bayram olarak kutlarsın, ya da anma olarak” diyen Yaylalı, şöyle devam etti: “Yani, ya inkarcı, talancı, soykırımcılar ile yan yana olursunuz ya da soykırıma uğratılmış halklar ile yan yana olursunuz. Kürt halkı ve iradesi bana insanlığımı kazandırdı. O yüzden başka türlü düşünüp başka türlü konuşamam. Soykırımcılar sizi hedef tahtasına koyduğunda, kimseyi ayırt etmiyorlar, herkesi bir arada yok edip gidiyorlar. Tarihimiz o kadar açık ki, resmi ideolojinin materyalleri dışında da çok değerli çalışmalar vermeye başladık. Lütfen o acı deneyimleri okuyalım ve bu deneyimleri halklar ile paylaşalım ki tekrar benzer durumları yaşamayalım."
http://mezopotamyaajansi22.com/tum-haberlecontent/view/97099
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.04.11 22:09 AloneD4rk KGB askeri uçakları öğreniyor #1 F-22

F-22 Raptor ABD'nin 5. nesil savaş uçağıdır. F-22 Raptor Lockheed Martin firmasının ABD ordusu için geliştirdiği ve ürettiği Stealth uçaktır bu uçak tek pilot tarafından kontrol edilebilir, gücünü 2 adet itki yönlendirme sistemine sahip turbofan motordan alan F-22 Raptor bu motorlar sayesinde 2.25 mach hıza kadar çıkabilmektedir ayrıca itki yönlendirme sistemi sayesinde yüksek bir manevra kabiliyetine sahip manevra yaparken çıktığı en yüksek g seviyeleri-3,5 +9,5 g'dir bu uçak her ne kadar teknik özellik bakımımdan çok iyi olsada masrafları da bir okadar fazladır Tek bir adet F-22 Raptor'un maliyeti 150 milyon USD ayrıca her bir uçağın 1 saat havada kalma maliyeti 19.000 USD'dir fakat her bir saat için F-22 Raptor'ların yerde en az 12 saat bakım görmesi gerekmektedir yani bu uçak her ne kadar teknik özellik bakımımdan en iyilerden belkide en iyi olmasına rağmen yüksek uçuş,üretim maliyetleri ve harbe hazırlık oranı yüzünden çok ciddi bir durum olmadığı sürece F35'ler operasyonel olarak sahada F-22 'lerden daha fazla kullanılır.
submitted by AloneD4rk to KGBTR [link] [comments]


2020.03.26 20:11 karanotlar Salgın Durumu Üzerine

Alain Badiou
Çeviri: Büşra Özcan ve Dicle Kızılkan
Başından beri, viral bir pandemi ile karakterize edilen güncel durumun hiç de öyle özellikle olağanüstü olmadığını düşündüm. AIDS’in (viral) pandemisinden kuş gribine kadar; Ebola virüsü, SARS1 virüsü, birkaç başka gribi de unutmadan –antibiyotiğin iyileştirmediği verem çeşitlerine, kızamığın geri dönüşüne değinmiyorum bile– dünya pazarının, tıbben yetersiz bölgelerin varlığı ve gerekli aşılar konusundaki küresel disiplinin eksikliği ile birleşerek kaçınılmaz olarak ciddi ve yıkıcı salgınlar ürettiğini biliyoruz (AIDS özelinde, birkaç milyon ölüm). Mevcut pandemi halinin, oldukça konforlu ‘Batı Dünyası’ndaki büyük etkisini saymazsak –ki bu bile başlı başına yeni bir önemi olmayan, bunun yerine sosyal medyada şüpheli ağıtları ve iğrenç ahmaklıkları ortaya çıkaran bir gerçek– bariz koruyucu önlemlerin ve yeni hedeflerin yokluğunda virüsün ortadan kalkması için geçecek sürenin ötesinde, neden bu kadar üst perdeden konuşmanın gerekli olduğunu anlamadım.
Dahası, devam eden salgının gerçek adı hatırlatmalı ki, gökkubbenin altında yeni bir şey yok. Bu gerçek isim SARS 2, yani ‘Ağır Akut Solunum Sendromu 2’, tanımın (2003 baharında dünyaya yayılan SARS 1 epidemiğinden sonra) ikinci defa kullanıldığını gösteriyor. O zamanlar ’21. yüzyılın ilk bilinmeyen hastalığı’ olarak adlandırılmıştı. O halde mevcut salgının hiçbir şekilde, radikal ölçüde yeni veya eşi benzeri görülmemiş bir şey olmadığı açıktır. Bu yüzyılda türünün ikinci örneğidir ve ilkinin varisi olabilir. Öyle ki bugün yetkililere tahmin konusunda yöneltilebilecek tek manalı eleştiri, SARS 1 deneyiminden sonra SARS 2 ile mücadele etmeyi mümkün kılacak hakiki araçları sağlayabilecek araştırmaların fonlanmamış olmasıdır.
Bu yüzden diğer herkes gibi kendimi evimde tecrit etmeye çalışmaktan başka yapacak bir şey veya diğer herkesi aynısını yapmaya teşvik etmeyi amaçlayan laflardan başka söylenecek bir söz olduğunu düşünmedim. Bu noktada katı bir disipline bağlı kalmak, en çok maruz kalanlara destek olmak ve temel koruma sağlamak açısından gereklidir. En çok maruz kalanlar, enfekte olanlar dahil diğerlerinin disiplinine güvenebilmeleri gereken, ön cephede yer alan sağlık personeli; bakım evlerinde bulunan yaşlılar gibi en zayıf olanlar ve hastalığın kendisine bulaşma riski yüksek olan, her gün işe gidenlerdir. ‘Evde kal’ emrine itaat edebileceklerin disiplini, evi olmayanlara veya ev demeye bin şahit isteyecek yerlerde yaşayanlara güvenli bir barınak bulmayı ve önermeyi de kapsamalıdır. Bu durumda otellere el konulması tasavvur edilebilir.
Bu görevlerin giderek daha acil olduğu doğrudur ancak en azından ilk tahlilde, büyük bir analitik çabayı veya yeni bir düşünme biçiminin oluşturulmasını gerektirmiyor.
Ama yakın çevremde rastladıklarım da dahil olmak üzere, yarattıkları kafa karışıklığı ve içinde bulunduğumuz basit durumu anlamadaki mutlak yetersizlikleriyle beni öfkelendiren çok şey okuyor ve duyuyorum.
Bu buyurgan bildirgeler, patetik çağrılar ve ısrarlı suçlamalar değişik biçimler alsa da hepsi mevcut pandeminin inanılmaz basitliğini ve acayiplik yokluğunu hor görme konusunda bir. Kimileri, doğası gereği yaptığını yapmaya mecbur güçler karşısında gereksizce bir kölelik halinde. Ötekilerse gezegene ve onun esrarına yakarırlar, ki beyhudedir. Berikiler her şeyde talihsiz Macron’u suçlar ki garibim epidemi ya da savaş zamanlarında devletin başı olarak ne yapması gerekiyorsa onu yapmaktadır ve işini yapmakta diğerlerinden geri kalıyor da değildir. Bazıları, eşi görülmemiş bir devrimin (virüsün imhasıyla olan bağı hala anlaşılmaz olan) kurucu olayı hakkında kuru gürültü yaparlar - devrimcilerimiz yeni bir araç filan da sunmamıştır bu arada. Kimileri kendilerini kıyamet karamsarlığına batırır. Diğerleriyse çağdaş ideolojinin altın kuralı ‘önce ben’in bu defa kendilerine çıkar sağlamayışından, yardım etmeyişinden ve hatta belanın belirsizce sürmesinin suç ortağı oluşundan ötürü örselenmiş hissederler.
Görünen o ki salgının zorluğu her yerde Aklın esas işlevini ortadan kaldırıyor, özneleri Orta Çağ’da veba ortalığı süpürürken gelenekselleşmiş acınası tesirlere dönmeye zorluyor (mistisizm, uydurma, dua, kehanet ve lanet).
Sonuç olarak, bir şekilde bazı basit fikirleri bir araya getirme mecburiyeti hissediyorum. Onlara memnuniyetle Kartezyen derdim.
O halde, başka yerlerde pek bayağıca tanımlanmış ve bu yüzden de pek bayağıca ele alınmış sorunu tanımlayarak başlayalım.
Bir salgın, doğal ve toplumsal belirlenimler arasında her zaman bir bağlantı noktası olması gerçeği nedeniyle karmaşıktır. Kapsamlı analizi çaprazlamadır; kişi iki belirlemenin kesiştiği noktaları kavramalı ve sonuçları buna göre çıkarmalıdır.
Örneğin, güncel salgının ilk dayanağı yüksek ihtimalle Wuhan bölgesinin pazarlarında bulunabilir. Çin pazarları tehlikeli kirlilikleriyle, üst üste yığılmış her türlü canlı hayvanın açık hava satışının engellenemeyişiyle bilinirler. Dolayısıyla belirli bir anda yarasalardan gelen virüs, vasat hijyen koşullarında ve kalabalık ortamda, bir hayvan formunda kendine yer bulmuştur.
Virüsün bir türden diğerine olan yörüngesi böylece insan türüne doğru seyreder. Tam olarak nasıl? Henüz bilmiyoruz ve yalnızca bilimsel çalışmalardan öğrenebileceğiz. Hazır değinmişken, kendilerine bakılırsa her şeyin kökeninde Çinlilerin yarı canlı yarasa yemesi yatan, internette dolanan tipik ırkçı anlatılara ve sahte görsellere sövelim...
Sonunda insana ulaşan hayvan türleri arasındaki bu yerel geçiş tüm meselenin başlangıç noktasıdır. Bundan sonrası artık yalnızca çağdaş dünyanın temel bir verisinin işlenmesidir: Çin’in devlet kapitalizminin emperyal rütbeye yükselişi, diğer bir deyişle yoğun ve evrensel bir şekilde dünya pazarında bulunma durumu. İşte karantina başlayana dek çoktan sayısız yayılım ağının oluşmuş olmasının sebebi budur. Çin hükümeti çıkış noktasını, yani 40 milyon nüfuslu bir eyaleti son derece başarılı bir şekilde tecrit etmişti; fakat bu hamle epideminin yerküreye yayılmak üzere yola çıkışını, uçaklarla ve gemilerle taşınmasını durdurmak için fazla geç kaldı.
Salgını açıklığa kavuşturucu, benim çifte eklem dediğim şu detayı bir düşünün: bugün SARS 2 Wuhan’da zapt edildi ancak birçoğu yurtdışından gelen Çin vatandaşları sebebiyle Şanghay’da bir sürü vaka var. Dolayısıyla Çin’de ilki arkaik sonraki modern olmak üzere; kötü koşullara sahip eski usul pazarlardaki doğa-toplum kesişimi ile kapitalist dünya pazarının hızlı ve aralıksız hareketliliğine dayanan küresel dağılım arasındaki bağı gözlemleyebiliyoruz.
Sonrasında devletlerin yerel olarak bu dağılımı bastırmaya çalıştığı aşamaya giriyoruz. Salgın çaprazlama/evrensel ilerlerken hükmün yerel kaldığını da belirtelim. Bazı ulus-ötesi otoritelere rağmen, ön cephede olanların yerel burjuva devletler olduğu açıktır.
Burada çağdaş dünyanın büyük bir çelişkisine değiniyoruz. İmal edilen malların seri üretim süreci de dahil olmak üzere ekonomi, dünya pazarının himayesi altına girmektedir; basit bir cep telefonu montajının bile en az yedi farklı devlette, maden sektörü de dahil olmak üzere işgücü ve kaynakları harekete geçirdiğini biliyoruz. Ne var ki siyasi güçler esasen ulusal ölçekte kalmaktadır. Avrupa, ABD gibi eski emperyalizmler ile Çin, Japonya gibi yeni emperyalizmler arasındaki rekabet, kapitalist bir dünya devletiyle sonuçlanacak herhangi bir süreci dışlamaktadır. Salgın aynı zamanda ekonomi ve politika arasındaki ayrımın çirkince kendini teşhir ettiği bir andır. Avrupa devletleri bile virüs karşısında politikalarını zamanında ayarlamayı başaramıyorlar.
Bu çelişkinin gölgesinde, ulus devletler riskin doğası onları yetkilerinin eylem ve biçiminde değişiklik yapmaya zorlasa da Sermaye’nin işleyişine mümkün olduğunca riayet ederek salgınla baş etmeye çalışıyor.
Ülkeler arasındaki bir savaş durumunda devletlerin, yerli sermayeyi kurtarmak için, beklenileceği gibi yalnızca halk kitlelerine değil burjuvaziye de hatırı sayılır sınırlamalar getirmek zorunda olduğunu çok uzun zamandır biliyoruz. Kimi endüstriler doğrudan hiçbir paraya çevrilebilir artı değer yaratmayan askeri teçhizatın ölçüsüz üretimi adına neredeyse tümüyle millileştirilmiştir. Çoğu burjuva memur olarak silah altına alınmış ve ölümle karşı karşıya getirilmiştir. Bilim insanları yeni silahlar üretmek için gece gündüz çalışmış, pek çok entelektüel ve sanatçı ulusal propaganda ihtiyacını karşılamaya zorlanmıştır, vb.
Bir salgınla karşı karşıya kalındığında bu türden bir devletçi refleks kaçınılmazdır. Bu nedenle, Macron ve başbakan Edouard Philippe’in ‘refah’ devletinin dönüşüne ilişkin açıklamaları (işsizleri desteklemek için harcama yapmak, dükkanları kapanan serbest çalışanlara yardım etmek, devlet hazinesinden 100 ya da 200 milyar talep etmek ve hatta ‘millileştirme’ ilanları) şaşırtıcı ya da paradoksal değildir. Buradan çıkan sonuç Macron’un kullandığı metaforun –Koronavirüse karşı savaştayız– doğru olduğudur: Savaşta ya da salgında, devlet stratejik bir felaketten kaçınmak için kimi zaman sınıf doğasının olağan seyrini ihlal etmek, daha otoriter ve umumu hedefleyen uygulamaları üstlenmek zorunda kalır.
Bu tutum, mevcut toplumsal düzenin içinde kalarak ve mümkün olan en yüksek kesinlikle, salgını zapt etme amacının –Macron’un metaforunu yeniden ödünç alırsak, savaşı kazanmanın– bütünüyle mantıksal sonucudur. Şakası olmayan, doğa (dolayısıyla bilim insanlarının bu konudaki rakipsiz rolünü) ve toplumsal düzeni (dolayısıyla devletin, ki başka türlüsü olamazdı, otoriter müdahalesini) kesiştiren ölümcül bir sürecin yayınımının dayattığı bir zorunluluktur.
Bu çabanın ortasında büyük bir boşluğun belirmesi kaçınılmazdır. Koruyucu maske yokluğunu ve hastane izolasyonu konusundaki hazırlıksızlığı göz önünde bulundurun. Ama kim bu tür bir durumu ‘tahmin etmekle’ böbürlenebilir ki? Belirli açılardan devletin mevcut durumu engellemediği doğru. On yıllar içinde ulusal sağlık sistemini, kamu yararına hizmet eden tüm devlet sektörleriyle birlikte zayıflatarak devlet, yıkıcı bir salgına benzer hiçbir şey ülkemizi etkileyemezmiş gibi davrandı. Bu açıdan devlet, yalnızca Macron şahsında değil, geçtiğimiz 30 yılda göreve gelenlerin tümü şahsında, mutlak suçludur.
Ancak şu belirtilmelidir ki, belki birkaç yalıtık bilim insanı haricinde, hiç kimse Fransa’da bu tür bir salgının yaşanabileceğini öngörmemiş, bunu hayal dahi etmemiştir. Pek çok kimse büyük ihtimalle bu tür bir şeyin izbe Afrika ya da totaliter Çin’e müstahak olduğunu düşünmüştür, demokratik Avrupa’ya değil. Nutuk atma ve son zamanlarda kendilerine seçtikleri gülünç hedef Macron hakkında yaygara koparmaya devam etme hakkının tadını çıkaran solcular –ya da Sarı Yelekliler ve hatta sendikacılar– da bunu kesinlikle öngöremediler. Tam tersine, salgın Çin’den gelmekteyken, çok yakın zamana kadar, onların –kim olursa olsun– bugün olan bitene ilişkin iktidarın aldığı önlemlerdeki gecikmeleri yüksek sesle mahkûm etme ehliyetlerini elinden alması gereken kontrol dışı toplantılar ve gürültülü gösteriler gerçekleştirdiler. Doğrusunu söylemek gerekirse Macron devletinden önce bu tedbirleri hiçbir siyasal güç almamıştır.
Devlet bakımından durum, burjuva devletin açıklıkla, kamusal olarak, burjuvaziden daha geniş kesimlerin menfaatine davranırken, stratejik olarak gelecekte bu devletin genel biçimini temsil ettiği sınıf çıkarlarının üstünlüğünü sürdüreceği mahiyettedir. Bir başka deyişle, konjonktür devleti, kendisi genel mahiyette olan bir düşmanın –savaş zamanlarında bu yabancı işgalci olabilir, mevcut durumda SARS 2 virüsüdür– içerideki varlığından ötürü durumu yetkili temsilcisi olduğu sınıfın çıkarlarını daha kamusal çıkarlarla kaynaştırmaya başvurarak kontrol etmeye zorlamaktadır.
Bu tür bir durum (dünya savaşı ya da dünyasal salgın) politik düzlemde ‘tarafsız’dır. Geçmişteki savaşlar yalnızca iki durumda, Rusya’da ve Çin’de – bunlar o dönemin imparatorlukları bakımından aykırı değerler olarak adlandırılabilir– devrimleri tetikledi. Rusya örneğinde bunun nedeni Çarlık rejiminin her anlamda ve çok uzun süredir, ve aynı zamanda bu uçsuz bucaksız ülkede gerçek bir kapitalizmin doğumuna potansiyel olarak adapte olan bir güç olarak, gerilemesiydi. Ve ona karşı, Bolşevikler suretinde, olağanüstü liderler tarafından iradeli bir biçimde yapılandırılmış, modern bir politik öncü mevcuttu. Çin örneğinde, devrimci iç savaş dünya savaşını öncelemişti ve Çin Komünist Partisi henüz 1940 senesinde denenmiş ve sınanmış bir halk ordusunun başında bulunuyordu. Buna karşın hiçbir Batılı güç muzaffer bir devrimi tetiklemedi. 1918’de yenilen Almanya’da bile Spartakist ayaklanma hızlıca ezildi.
Bundan alınacak ders açık: sürmekte olan salgın, salgın olarak, Fransa gibi bir ülkede kayda değer hiçbir siyasal sonuç doğurmayacaktır. Burjuvazimizin –yeni başlayan homurdanmaları ve yaygın olsa da eften püften sloganları göz önüne alınacak olursa– Macron’dan kurtulma vaktinin geldiğine inandığını varsaydığımızda bile bu hiçbir kayda değer değişiklik anlamına gelmeyecek. ‘Siyaseten doğru’ adaylar, köhne olduğu kadar tiksinti verici de olan ‘milliyetçiliğin’ küflenmiş bir biçiminin müdafileri olarak halihazırda kulislerde beklemekte.
Bu ülkenin politik koşullarında esaslı bir değişimi arzulayanlar olarak bu salgının doğurduğu aralıktan ve hatta –bütünüyle gerekli olan– izolasyondan politikanın yeni biçimleri, yeni politik alanlara ilişkin tasarılar ve komünizmin görkemli yaratımını ve –ilgi çekici olmakla birlikte son kertede yenilgiye uğramış– devletçi deneyimini takip edecek olan ulus-aşırı üçüncü aşaması üzerine çalışmak için faydalanmalıyız.
Ayrıca salgın gibi bir hadisenin kendi başına politik olarak yaratıcı bir yönde etkili olabileceğine inanan her bakış açısının sıkı bir eleştirisini gerçekleştirmek gerekiyor. Salgın hakkındaki bilimsel bilginin genel yayılımına ilaveten, politik bir talep yalnızca hastaneler ve halk sağlığı, okullar ve eşitlikçi eğitim, yaşlıların bakımı ve bu türden başkaca sorunlara ilişkin yeni ifade ve görüşlerle sürdürülebilir. Herhalde yalnızca bunlar mevcut durumun su yüzüne çıkardığı tehlikeli güçsüzlüğün bilançosu ile birlikte telaffuz edilebilir.
Sırası gelmişken açıkça ve cesaretle sözde ‘sosyal [olan] medya’nın, bir kez daha palavracıların akli felcinin, raydan çıkmış söylentilerin, nuh nebiden kalma ‘yenilikler’in keşfinin ve hatta faşizan gericiliğin yayılması için bir zemin olduğu açıkça ve cesurca gösterilmelidir.
İzolasyonumuz süresince bile ve hatta özellikle de bu süreçte, bilim tarafından kontrol edilebilir hakikatler ve yeni bir politikanın ayağı yere basan perspektifleri, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik amaçları haricindeki hiçbir şeye güvenmeyelim.
https://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/696-salgin-durumu-uzerine
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.03.20 05:49 parabilgi California'da Kovid-19 nedeniyle 40 milyon insana evde kalma emri verildi https://www.parabilgi.com/californiada-kovid-19-nedeniyle-40-milyon-insana-evde-kalma-emri-verildi/?feed_id=26124&_unique_id=5e744b4bef273

California'da Kovid-19 nedeniyle 40 milyon insana evde kalma emri verildi https://www.parabilgi.com/californiada-kovid-19-nedeniyle-40-milyon-insana-evde-kalma-emri-verildi/?feed_id=26124&_unique_id=5e744b4bef273 submitted by parabilgi to u/parabilgi [link] [comments]


2020.02.09 11:59 SikiTuttunSaruman KGB REDDİTİN KURULUŞU 8.BÖLÜM

Her şey çoktan sona erdi.
Sarumanın günlükleri 9. Kayıp cilt, 2.ekleme, sayfa 1119
~~ Bu bölümün müziği~ ~
"Ne ilginçtir ölüm!"
Diye bağırdı u/YanikTheGent
KGBTR ayaktayken içtiğimiz şarapların ahengine kapılmıştı o da.
Beyaz asamı alıp ilerlerken geçtim tonla hobbitin arasından, tavernamızda yine soğuk yellerin yadigarı bulutların gür şarkısı patlıyordu. fakat bu sefer tek bir farkla, masanın üzerinde zıplayan u/rientala19'un ayak sesleri bozuyordu tüm ritmi.
Rasathanenin sokağını geçtiğimde sıhhiyeye gelmiştim, yatağında yatan u/s_v_m gülümsüyordu.
"Hala iyileşemedin mi babalık?"
"Ölü gibiyim amına koyayım, benim yerime siz sikersiniz artık repostları" dedi gülerken. Kapıda u/ministerblackveil ve u/berdog elf peksimetleriyle iyileşmesine yardım etmek için bekliyordu.
Yolda gördüğüm u/aprencher'in koluna girdiğimde ise ağzımdan çıkacak bir deli saçmasına inanabilecek yegane adamın o olduğunu biliyordum. "Gitmemiz gerek"
"Nereye Saru? Delirdin mi sen amk?" diye sorgularcasına bakıyordu suratıma, kelimesini ağzına tıkıp devam ettim konuşmama.
"Shadowban ve diğer tonla şey gelmek üzere. u/IAmAHustle u/borderlineomer'i kurtarmak için gitti bile."
"Kgb yalnız kalacak..."
"Zor, ama imkansız değil." diye cevapladı sitemimi.
Her şey giderek daha karmaşık hale geliyordu. Tüm bu soru işaretlerinin arasında aklımdaki tek çıkış yolu, u/s_v_m'nin de bizimle gelmesi olabilirdi sadece. Birkaç komutana ihtiyacımız vardı.
"u/mcakici nasıl olur?" diye sordum sesimi yükseltmeden. Bir büyücünün sessizce bir şeyler fısıldaması ise çoktan dikkatleri çekmişti bile.
"Oo, vay saru. Neler oluyor böyle fısır fısır. Ne işler çeviriyorsun?" diye yaklaştı u/ImmortalThoth. Her şeye muhalefet orospu çocuğu yine bir şeylere çomak sokmuş, cevabımızı bekler duruyordu.
"Dinle..."
"?"
"Bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor. Beklenmedik bir yolculuğa..."
"Ben varım, planı anlat."
Bu fazlasıyla cesur adam ille de tüm planı duymak istiyordu, fakat maia ruhum istemiyordu gerçekleri saçmaya ortalığa. En azından zamanı gelene kadar.
"1 kasımda bizim ile kgb controversial posts'ta benim postun altına buluş, sana her şeyi anlatacağım." dedim eline bir altın tutuştururken.
"Pekala, seni hınzır büyücühehe" diye gülümseyerek çekildi ortalıktan elindeki altının gerçekliğini dişleriyle kontrol etmeyi unutmadan. Bir kişi daha.
************************************************************************************************
O günün sonuna gelene kadar elimden geldiğince çok insana ihtiacım vardı. Lord'un Textpost çağrısı ile ghostları toplamasının ardından bu gereken şey olabilirdi. Tüm kgb'nin içinde olacağı bir aktivite düzenlemeyi deneyebilirdik, ya da elimize yüzümüze bulaştırıp karanlığa esir düşer ve goblinlerin kör yüreklerimizi çürük dişleriyle parçaladığı ana kadar acı icinde dönerdik. Seçim bize aitti.
"Ne düşünüyorsun saru?" diye yaklaştı u/Cathessis. Planımıza o da dahil olacaktı, hem de en beklemediği anda. hehehe. Fakat şimdilik dikkatini dağıtmam gerekiyordu, asamı bir at gibi yola sürdüm ve üzerine atladım; arka kısmına deh diye vururken zıplaya zıplaya uzaklaşıyordum ondan. Sinsi planlarımı farketmiş olamazdı...
"Nerey..."
"Acelem var vuhuu yeni edit yapmam gerek" dedim ak saçlarım suratıma vururken. Zıplaya zıplaya gitmem kafasını karıştırmıştı, işte bu! Şimdi tek ihtiyacım u/terstensaplayan123'ten alacağım bir nsfw ile zabumafuyu bu yolculuğa hazırlamaktı. Yehuv Saruman! İşte şimdi çüklerin savaşma vakti, nasıl olsa downvoterları hakladık sayılır.
Kapıdan girmemle üzerime tekrar hüzünün çoktüğünü hissettim, hala daha shelob ile ayrılığımızın yükleri duruyordu üzerimde. Fakat gerçek bir kgbli üzülmezdi. Sadece seks yapar ve çiğ et kemirirdi, parçalayıp yoluma devam etmeliydim.
*************************************************************************************************
1 Kasım
O sabah sessizce yürüyüp controversial postun altında yerimi almıştım. u/ImmortalThoth da keza oradaydı, ağzımdaki baklayı çıkarmanın zamanı gelmişti.
No nut geldiğine göre şafak sayma vakti. Arkama geçin hobbitler ve KGB, uzun bir yolculuğa çıkıyoruz...
Sesler kesildi kgbde, savaşın üzerinden geçen sadece birkaç günün ardından bunu kimse beklemiyordu sanırım. Ayrıca herkesin kafası sikile sikile türk kahvesi gibi olmuştu, beklediim tepki pek de farklı sayılmazdı aslında.
"Ben varım" diye bağırdı delinin biri, bu u/Lephistodesign'di. "Hadi yola çıkalım!"
Vay canına, hızlı olmuştu.
"Sizinleyim" diye yanıma geldi u/rientala19, sayının giderek artışı ilgimi çekiyordu; dün gece yağlaya ballaya çektiğim 31in ardından bu iyi gelmişti.
"Ben de varım!" diye bağırdı u/Cathessis, "size bir rehber lazım".
Giderek artıyordu sayımız, ilginçleşiyordu her şey.
"Yürü, Saruman!" diye bağırdı mod nişanıyla u/YanikTheGent, istemsizce gaza getiriyordu beni. Keza bir süvari isterdik yanımızda. Masanın üzerinde Textpost gününe özel bırakılmış, kelimelerden bir nsfw gördüm, her şeyi daha da güzel yapıyordu.
Nsfw'nin kendisi
Vay amk.
Hızlı hızlı u/TigrisSs'in yanına yürüdüm, fakat o oralı olmadı. Durumun imkansızlığından dem vuruyordu keza. Fakat yapabilirdik.
"Ben denemiştim daha önce..." dedi u/lettersnumbers_-, "şimdi ne yapmamız gerekiyor?"
Tam da işin siklere varan kısmından bahsedecektim ki bir ses daha yükseldi:
"Milleti gaza getirip, engelleyip zeytin yağı ile 31 çekeceksin. Kanmayın bu deliye, günde 5 postası var!"
İşler çığırından çıkıyordu giderek, böyle giderse asla ilerleyemeyecektik bile. Ne diyeceğimi düşünürken de aklım iyice dolmuştu, ayrıca tereyağı daha iyi olmuyor muydu amk?
"Saruman!" diye girdi konuşmaya u/s_v_m, Deus ex machine gibi belirmişti kapıda orospu çocuğu
"SikiTutmaSaruman!"
Vay amına koyayım, ne ara iyileşti bu da post atıyor. Neyse neyse, bir cüceden zarar gelmez, hele ki böyle bir yolculukta.
"Pekala, o zaman karar verilmiştir. Arkama geçin, gidiyoruz! Heybelerinizi doldurun ve kılıçlarınızı alın sadece, fazlasına ihtiyacımız yok. u/Cathessis bize yolu gösterecek, ha bir de..."
Sorgulayan bakışlar üzerimde yükselirken eline telefon verilmiş avrupa yakası gaffur gibi kalmıştım, ama bombayı patlatmanın tam zamanıydı.
"...bir de 30 gün kremşantiyi balla karıştırmayacağız"
"?"
"Diyorum ki, yumurtayı küçük kapta çırpmayacağız beyler"
"???"
"Yahu harcı fırına atmayacağız işte!"
"FINDIKLIKEK TARİFİ Mİ VERİYORSUN AMK SARUMANI?!"
"Amnskm 1 ay 31 çekmeyeceğiz işte." Fırladı gitti.
“Sen kafayı sıyırmışsın.”
Tam olarak öyle olabilirdi, kadim zabumafu da bu durumdan pek hoşnut sayılmazdı, fakat yapabileceğimizi biliyordum.
“Hadi yola çıkalım.”
*********************************************************************************************
Gün 1
Cathessis ile konuşup yola çıktık, 3 yıldır bu yolun müdavimi olmuş bir adam olarak ihtiyacımız olan yardımı alacağımız kesindi, o ise bizi dar geçitlerle dolu heybetli bir dağın içinde bekliyor olacaktı. İşin ilginci, daha ilk günden bir sürü insanı geri dönerken gördük, pornhub parametreleri gösteriyordu ki 20 milyon kişi çoktan vazgeçmişti bile. Daha ilk günden… İyi yanından bakarsak ise 2 gün önceden herkes sikini duvarlara vura vura 31 çekmiş olacaktı ki, hiç kimseyi kaybetmemiştik. En azından böyle olduğunu sanıyorduk…
*Saat 02:30, Kgb çıkışı eski ormanın derinlikleri, geçici bir post çadırı.
.
Svm: Hadi beyler ben de yatıyorum amk iyice geç oldu, başımıza bir iş gelmesin
u/phalakne: Ben de 2 gün önce niyet ettim allah rızası için son pornomu izlemeye. Sapasağlamız hala, tık yok. Ben nöbeti alırım, hem edit fikri falan geliyor gece olunca, iyi oluyor.
2:45
.
...
"HASSİKTİR!"
Phalakne'nin bağırışıyla kalktım yer minderimden, ne oluyor amına koyayım bu saatte? Gece gece yine köyden atılmış orkların biri tagsiz nsfw paylaşsa, yine de ilk günde sayılırdık sonuçta. Hem bu orospu çocukları zaten genelde redditearth'de yeni oldukları için bir kere ban yediler mi, geri girmezlerdi, yani başka bir şey vardı kesin, ben de asayı çekip çıktım dışarıya; tabi her yer zifiri karanlık, sol elini bile zor görürsün. Sesin geldiği yön aynı zamanda sağımda, kamp ateşinin arkasında olması gereken bir çadırın arkasında kalıyordu, yani en azından öyle olmalıydı fakat dediğim gibi o karanlıkta biri sol taşağınızı çalsa sağdakinin haberi olmazdı. Asayla yolumu kontrol ede ede ilerledim.
Çadırın arkasına vardığımda ise yerde yatan cüceyi gördüm. Onu tanımamam imkansızdı, çünkü yerde yatan can dostum u/corneliusvanbaerle'den başkası değildi, phalakne sağ elini sarıyordu bir bezle. Sakalına bulaşmış zamk ise boynuna dökülüyordu.
"Bir dryad. Ağaç ruhu."
"Ne oldu!" diye sarstım omuzlarından tutarak, bilinci kapanıyordu. Bu ormanın bizi kabul etmeyeceğini ta en başından beri biliyordum ama o olamazdı. Daha ilk günden can dostumu kaybedemezdim.
"Üzgünüm Saruman, ben... Ben kaybettim. Bensiz devam edin."
Bir anlığına "Hayır" demek istedim, fakat artık çok geçti. Phalakne yavaşça ayağa kalktı bir iğneyi corneliusun eline sardığı beze tuttururken. Yapacak bir şey olmadığını vurguluyordu adeta, ben de yük taşıyan keçilerden birinin bağını çözdüm. Üzerine atlarken son bir defa baktı hepimize, bitap düşmüş sayılırdı ama az bir yol vardı gitmesi gereken. u/TigrisSs onun geldiğini görecek ve orada onu alacaklardı büyük ihtimal. Son bir kez baktım gitmeden önce, kısa bir cümle kurdu:
"En azından lord usülü oldu, sakalımıza da bulaştırmadık demeyiz!"
Sonrasında sakalındaki zamkı çıkarmaya çalıştı gözden uzaklaşırken, fakat tek yaptığı diğer eline bulaştırmak oldu tabi.
**********************************************************************************************
Gün 3, u/soyadi elendi.
**********************************************************************************************
Gün 5 Post'u (bas buna önemli). Güvenilir dostum u/aprencher ve onca kişiyi kaybettik. Yolda karşılaştığımız bir mutfuck robotu (tam seçemedim ama yüzü aşırı tanıdık geliyordu) ise garip bakışlarla izledi bize yola devam ederken. Yaklaşık 23 kişiyiz.
*********************************************************************************************
Gün 9.
  1. günden beri u/ovzan'ı görmedik. Umarım başına bir şey gelmemiştir, yolumuza devam ediyoruz. Ha bir de, u/ormanayisi erzağımızın büyük bir çoğunluğunu (özellikle bal) yemiş durumda. Bize cesaretlendirici olaylar anlatıyor en azından, çöldeki kutup ayılarının içinde yer aldığı mitler de var tabi ama sanırım hiçbirimiz o kadar bahtsız değil. Yani sanırım benim dışımda hiçbirimiz. Amk kutup ayıları.
********************************************************************************************
Gün 11.
u/Cathessis ile buluştuk, fakat çoğumuz eksik bir şekilde. Tek tek isimleri saydı kontrol etmek için, ama iyiyiz iyi. Ayrıca bugün palantirle bakarken u/yusufokur'un eski sevgilim sakso çekmiş isimli bir çalışmasına denk geldim. orosbuçocu.
********************************************************************************************
Gün 14.
Zorlanmaya başladım. Gittiğimiz yol bile gittikçe kararıyor, gökteki martıdan yerdeki karıncaya kadar. Ayrıca zabumafu harry potterdaki seçmen şapkaya döndü amk, konuşmaya başladı galiba. Bu arada yolda birkaç kgbliyle daha karşılaştık, sayımız eskisine yaklaştı sayılır.
********************************************************************************************
Gün 23.
Nindalf bataklığında gruplara ayrıldık. Ben hobbit u/rientala19 ve u/Brkndt ile kaldım.
********************************************************************************************
Gün 24.
Toplanmayı başardık, fakat mental olarak çöküntülerin altındayız sanırım. Her şeye muhalefet orospu çocuğu u/ImmortalThoth ve u/7piis de bizimle, 9 kişiyiz. Bataklıkta çoğumuz kayboldu veya çok daha kötü şeyler oldu, bilmiyorum...
********************************************************************************************
GÜN 28.
Orodruin'e çok yaklaştık. Hepmizin elinde nsfwler hazır bir şekilde bulunuyor, ve iskandinav tanrıları gibi ruhlara dönüşecek halde gibiyiz. Ne yapacağımızı biliyoruz. İşin ilginci, grupta N'ut'a çıktığımız ilk gün tonla nsfw paylaşılmasına rağmen bugünlerde tık yokmuş, yani en azından palantir öyle söylüyor. Elimizdeki nsfwleri sonsuzluğun ateşinde yok edebileceğimiz tek yere gidiyoruz, Kgb'den çok uzaktaki bir yanardağa.
********************************************************************************************
Gün 29. Orodruin'e vardık. Saat 00:00'da alevlerin en kızgın olacağı ana az kaldı. Umarım birileri hata yapmaz...
Umarım...
******************
Gün 30'un sonu...
Heybemin cebinden bildiğim yegane nsfwleri çıkardım, çok az kalmıştı. bunları son zamanlarda çevre nsfw sublarından toplamıştım, yani gonewild'dan bahsetmiyorum. çok daha derin ve uzun bir yolculuğa aitlerdi hepsi. Benim değerli Nsfw'lerim!
Değerli...
"Bunu yapmasak ne olur ki?" diye sordu u/rientala19, ne olabilirdi harbiden? Kgbye geri döner ve yaptığımızı söylerdik, bir filmdeki domuz sikme sahnesi gibi olurdu. Herkes ezilmiş bir kondom verir ve yaptığını söylerdi ve geek kulübe alınırdı, her şey sakince devam ederdi. Ama yapamazdık. Tüm bu yolculuğumuzun yegane bir amacı vardı, ve bunu başaracaktık.
Saat 00:00
"ATIN!" diye bağırdı birisi, kıyamet koptu! Tonlar cevher düşüyordu lavların arasına, tonla düş sona eriyordu. Cazgır alevler yükseldi, suratımızı yakan sıcaklığın sessiz hükmü gözyaşlarına karıştı; ve bitti. Başardık?
"Ben atmayacağım!"
Aniden sesin geldiği yöne döndüm, ceketindeki nicki okumaya çalıştım: u/ENESM1.
Üzerine doğru koştururken dağ kızmıştı sanki, zangırdıyordu. Zorla üzerine atılırken hepimiz gözü dönmüş bir şekilde koşturuyorduk. Bunun bedelini sadece o değil, hepimiz öderdik. Hem bizim değerli nsfwlerimiz gitmişti, onunki ne hakla duracaktı?!
"VER ONU." Diye atılırken u/ormanayisi, fakat sağa atılıp sıyrıldı hobbit.
"Hayır! Dur!"
rientala kamasını çekti belinden, sağ elinde sıkıca tutmuş şekilde üzerine yürüdü.
"Durun, durun!"
Çevik bir hamleyle yüksekçe bir yere çıktı u/ENESM1, gözleri başka birine ait bir ışıkla parlıyor, aklını leş kargalarına yedirmişçesine bir sağa bir sola bakıyordu.
7piis yayını çekti şaşkınlığını atlatıp, fakat... sanki farklı bir şey vardı.
"Anlatacağım bir şey!"
7piis'in omzuna dokundum,
"Dinlemeliyiz, Söyleyecekleri olmalı."
Oku sol omzunu sıyırıp geçti konuşmacının.
"Bakın"
O onu oradan çıkarana kadar orada dahi olduğunu farketmediğimiz duvarların arasındaki büyülü bir taşı çekti tüm gücüyle, parlak bir ışık yayıldı boşluktan. Bu büyüyü biliyordum. Kadimlerden kalma eski bir mühür. Sadece yılda çok kısa bir an, bir saatten bile kısa, burasının açık olduğu anlamıNedendir ki İçeride gizlenmiş nsfwleri gördüm, o zaman anladım sanırım. Elindeki nsfwyi de onların arasına koydu.
"Ben, ben devam edeceğim. Buraya daha önce de geld"
"Hadi ordan!" diye kesti rientala.
"Bunun imkanı yok."
Fakat konuşmasına devam etmesi için u/brylmz eliyle işaret etti enesm1'e.
"Buraya daha önce de geldim, yolları biliyorum. Fakat tek gelenler sizler değilsiniz. Bambaşka yerlerden, ismini dahi duymadığınız sublardan gelen tonla insan var, birisinin yol göstermesi gerek. Bunları ise saklıyorum çünkü..."
"Çünkü?"
"Çünkü zaten onlara asla bakamıyorum. Bu benim 'kaderim', Buraya gelenlere yol göstermek. En azından buraya gelene kadar bundan emin değildim, fakat artık biliyorum. Her şey, tüm bunlar. Ben devam etmek istiyorum. Bu yüzden, ne olursa olsun buraya geri döneceğim, bambaşka insanlarla birlikte. Her şey için size minnettarım."
Öyle ya da böyle, sanırım herkes bir şekilde bu delinin dediklerine bir şekilde -şu kaya numarası etkileyici olmuştu tabi bir de- inanmıştı. Bizim ise artık gitmemiz gerekiyordu, kgb kasabasında bizi bekleyen tonla insanımız vardı nihayetinde. Hem nasıl olsa geri dönüş için ise kimsenin bilmediği bir yol biliyorduk, maksimum 10 saat sürerdi koca yolu dönmemiz. Fakat insanların hafızalarına bu dönüş yolculuğunu da bir 30 gün sürmüş gibi eklememiz gerekecekti. Peki madem kısa yol vardı da biz neden uzun yolu tercih ettik? Neden nude'ları kartallarla götürmedik? Sanırım önemli olanın yol değil yolculuk olduğunu asla bilemeyecekler ha zabumafu. hop.
...
şş! kalkma zamanı lan nut bitti! Lan!
LAN!
******************************************************************************************************************************************************************************
Ve N'ut böylece sona erdi...
******************************************************************************************************************************************************************************
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]


2019.11.08 01:19 furkantopal Yunan müzikleri ve kültürü üzerine [Yorumlarınızı bekliyorum mutlaka]

Şimdi size keşfettiğim bazı Yunan müziklerinden en beğendiklerimi paylașacağım. Bu başlığı temelinde onun için açtım, ama aynı zamanda biraz da öğrendiklerimi ve bunun hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Ve bunun üzerine sizlerden yorumlar almak. Bildiğiniz gibi Yunanistan'a gitmeyi planladığım için, Yunan kültürünün iç yüzünü araştırmaya koyuldum. Üniversitede Tarih okuduğumdan ve araştırmacı bi kişiliğe sahip olduğumdan Yunanların Antik ve Bizans dönemiyle ilgili, mitolojileriyle ilgili ve tabiki de felsefesiyle ilgili biraz bilgim vardı. Ama günümüzdeki kültürlerine dair nerdeyse hiçbir şey bilmiyordum, hatta ciddi ciddi bir tek Yunanca sözcük bile bilmiyordum. Yani selam vermesini dahi bilmiyordum. Şimdi yaklaşık bir haftadır dil üzerine de çalışıyorum. Ama bi kültürü keşfetmenin en direkt ve iç yolu, o milletin müziklerine bakmaktır diye düşünüyorum. Ve öyle de yaptım. Biraz greece subredditinden Yunan rap parçaları istemiştim, o önerilerle başladım, derken kendim geze geze farklı türlerde de gerçekten çok ilginç şeyler keşfettim. Bunlar uzun hikaye. Öncelikle sizinle bunları paylaşmak istiyorum çünkü müzik kütüphanenize gerçekten güzel müzikler ekleneceğini düşünüyorum. Öte yandan işin iç boyutu ve bende oluşturduğu bazı düşüncelere değinmek istiyorum, bu devlet sınırları ve diller öyle bir şey ki, dip dibe olduklarımızla bambaşka dilleri konuşuyoruz, ortak şeyler var evet ama temelinde bambaşka altyapılarda kültüre sahibiz. Ve daha da ilginci birbirimizden zerre haberimiz olmuyor.
Başta şunu itiraf etmeliyim, Yunan dilini çok sevdim, bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum, kulağa hoş geliyor, İspanyolca'nın daha cool hali gibi ve biraz da İtalyanca'yı andırıyor. Açıkçası 400 yıl boyunca Türklerin hakimiyetinde kalıp (ki öncesinde de o kadar güçsüz düşmüşler ki Sırpların hakimiyetinde bile kalmışlar, öncesinde de Romalıların vs, yani çalkantılı bir tarihleri var) dillerini bu kadar koruyabilmiș olmalarına da şaşırdım. Çünkü bildiğiniz bambaşka bir dil. Araştırmalarım sonucunda şu anki kullandığımız Latin alfabesinin de, Rusların kullandığı Kiril alfabesinin de, ve daha birçok alfabenin atasının Yunan alfabesi olduğunu öğrendim. Ve yazılı kaynağa ulaşılabilmiș, dünya üzerinde 'bilinen' en eski dilin de Yunan dili olduğunu öğrendim. +5000 yıllık bir dil. Yani adamlar esasında ciddi ciddi Sümerler, Asurlar, Hititler zamanından kalma bir millet, diğer diller ve milletler tarihe karıştı ama antik çağlardan bu zamana kadar aynı isimle kalabilen tek millet. Tabi tarihin güç döngüsü içerisinde en parlak zamanları Büyük İskender zamanında kalmış ama Rönesans ve Reform'un temelini atan düşünceler yine Antik Yunan döneminden kalma düşüncelerle atıldı. Hani bu etkilerini biliyordum ama alfabe ve dil olayını bilmiyordum, Avrupa'nın Yunanistan'a bu kadar sahip çıkmasının aslında harbiden hak edilmiş bir vefa borcu olduğunu daha iyi kavradım, ki Osmanlı'dan bağımsızlıklarını da arkasına İngiltere, Fransa ve Rusya gibi devletleri alarak ilan etti zaten. Günümüzde bi ekonomik krizde bile Avrupa'dan Yunanistan'a hemen yardım geliyor. Yani Avrupa kültürünün temelini Yunanların attığı herkesçe bilinen bir şeydir ama bunun günümüzde bile hala prestijinin sürdürmesinin balon bir şey olmadığını öğrenmiş oldum. Ayrıca Hint-Avrupa dil ailesine bağlı olsa da, diğerlerinden tamamen ayrı bir kategoride olduğunu da. Yani tamamen özgün bir dil. Nüfusları da gerçekten aslında çok az yani İstanbul'un nüfusu kadar bile değil. Yaklaşık 11 milyon nüfusu var. Bi nevi günümüze ulaşmış tarihi bir figür gibiler.
Şimdi bu ön bilgilendirmelerden sonra gelelim en beğendiğim parçalara, size 4 + 1 bonus şeklinde sunucam keşfettiğim bestlerimi;
Asıl olarak beğendiklerim bunlar. Yunan müzik turlarımda benim oluşturduğum Mahşerin Dört Atlısı bu yani.
Artı bonus olarak müzikal olarak bunlar kadar iyi olmasa da insanı acayip pozitif hissettiren bir parça var. Bu Stavento denen adam Yunanistan'da ünlü birisiymiș, başka şarkılarını da dinledim ve bu parçada düet yaptığı hatun acayip sempatik. Şu klibi izleyerek parçayı dinlediğinizde bilmiyorum siz de benim gibi kendinizi gülümserken bulacak mısınız;
Bonus Parça
Evet millet, sizinle paylaşmak istediklerim bu kadar. Ne düşünüyorsunuz bu müzikler hakkında? Ve varsa eklemek istediğiniz bir şeyler nedir düşünceleriniz? Tüm bunları tek başıma keşfedip kendim şaşkınlık yaşıyorum. Sizinle de paylaşmak istedim. Yanı başımızda bambaşka bir kültür var. Bana göre bu parçalar efsane ve Yunan dilinin harbi bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum. Diğer komşularımızın dillerinden aşağı yukarı haberdarım, hepsini duymuşluğum var. Hele Fatih Terim'in Ermenistan'da basın açıklaması yaparkenki o Ermenice ne kasvetli bir dildi öyle. Kürtçeyi zaten biliyoruz, hiç estetik bir dil değil, Ruhani'den Farsçayı da duyduk, zaten bunlar akraba diller, altımızda Araplar var zaten, bunlar da hiç kulağa hoş gelen diller değil bana göre. Üstte Ukrayna tarafları var, onların aksanı yani slavic diller Türkçe gibi damaktan konuşulan dillerdir, aksan olarak çok benziyor bize, kulağa biraz tırmalayıcı geliyor ama bi önceki saydıklarıma nazaran daha güzel bi dil Rusça. Bulgarca da aynı şekilde Türkçe-Rusça karışık tadında, bir iticiliği yok ama ahım şahım bi çekiciliği de yok. Gerçi Yunanca'yı öğrendikten sonra sıradaki öğreneceğim dil Rusça olacak. Ama bu Yunan dili benim harbi hoşuma gitti. Dibimizde İspanyolcanın daha hoş bi versiyonu varmış, harbiden yeni haberim oluyor. Hatta Youtube'daki LangFocus kanalının "Yunanca ve İspanyolca neden birbirlerine benziyor" diye bir videosuna denk geldim kendim bu benzerliği farkettikten sonra. Altına bi Yunan demiş ki, "La Casa De Papel'i ilk izlediğimde 'Bi dakka bunlar Yunanca konuşuyor ama aynı zamanda bu Yunanca değil' dedim" diyor. Öyle bi muhabbet yani. Bir dili öğrenirken o dilin kulağa hoş gelişi çok önemli bence ve insanın o dili öğrenme azminde en büyük pay sahibi de bu etken olsa gerek. Almanca'yı da seven biri olarak, (gırtlaklı konuşulan dillerden tek sevdiğim dil) umarım onu da envanterime eklerim bir gün. Neyse konumuz Yunan müzikleri ve kültürü. Kendimi artık Deutsche Rap'in yanında dinlemekten keyif alacağım ekstradan yeni bir rap dili ve hatta müzik yani vokal dili bulmuş gibi hissediyorum. Benim düşüncelerim bunlar. Bi de sizinkileri alalım. Parçalar nasıl sizce? Ve tüm bu anlattıklarımla ilgili genel olarak ne düşünüyorsunuz?
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.08.24 11:02 Haberfutbol24 24 Ağustos 2019 Cumartesi Galatasaray Haberleri

Monaco sözünü tutmazsa Radamel Falcao o belgeyi işleme koyacak

Taraftarlar heyecanla bekliyor, G.Saray-Falcao-Monaco üçgeninde her geçen gün yeni bir gelişme yaşanıyor.
Hem bonservis parası hem de bir golcü daha almayı isteyen Fransız ekibi, G.Saray'ı oyalamaya devam ediyor. Kolombiyalı yıldız, Monaco'ya "14 milyon olan ücretimi 8'e indirdim. Karşılığında bana bonservisim için bedel almama sözü verdiniz. Şimdi niye para istiyorsunuz?" dedi. Fransızlar kulağının üstüne yattı. Öte yandan yıldız oyuncu; Monaco ile imzaladığı iddia edilen 'serbest kalma' anlaşmasını, Fransız ekibinin sözünü tutmaması halinde işleme koyacak.
Radamel Falcao transferinde her geçen gün yeni bir gelişme yaşanıyor. Galatasaray taraftarı yolunu gözlerken, Fransa'da adeta psikolojik bir savaş devam ediyor. Dün de Falcao'nun Galatasaray'a transferiyle ilgili olarak Kolombiya'dan çarpıcı bir iddia geldi. Marca Claro'da yer alan habere göre; Falcao'nun elinde Monaco ile imzaladığı 'serbest' kalma anlaşması bulunuyor. Galatasaray ile de anlaşma sağlayan Kolombiyalı yıldız, Monaco'nun son anda 180 derece görüş değiştirmesi sonrası şaşırdı. Fransız ekibi, Falcao'nun yerine benzer kalitede birini bulana kadar izin istedi ancak Kolombiyalı yıldızın kalitesinde ve bütçelerine uygun bir isim bulunamadı.

SON GÜNE KADAR BEKLEYECEK

Şampiyonlar Ligi'nde tekrar forma giymek isteyen Falcao, bu nedenle Monaco'dan ayrılmayı kafasına koydu. 33 yaşındaki yıldız, transferin biteceği son tarihe kadar bu belgeyi kullanmak istemese de Monaco şayet söz verdiği şekilde serbest bırakmazsa bu belgeyi işleme koyacak.

Galatasaray'dan Nikola Kalinic harekatı!

Monaco'nun Kolombiyalı golcüsü Radamel Falcao'nun transferinde mutlu sona bir türlü ulaşamayan Galatasaray'la ilgili İtalya'dan gündem yaratan bir iddia geldi. Çizme basını, Sarı Kırmızılılar'ın Atletico Madrid'in Hırvat futbolcusu Nikola Kalinic için harekete geçtiğini yazdı.
Monaco'nun Kolombiyalı golcüsü Radamel Falcao'nun transferinde mutlu sona bir türlü ulaşamayan Galatasaray'ın rotasını başka bir santrfora çevirdiği öne sürüldü. İtalyan basını, Sarı Kırmızılı kulübün Atletico Madrid'in Hırvat forveti Nikola Kalinic'i kadrosuna katmak için harekete geçtiğini yazdı.
Ülkede yayım yapan Tutto Mercato Web adlı internet sitesi, bugün okuyucularıyla paylaştığı özel haberinde daha önce de sıklıkla Türk kulüplerinin gündemine gelen yıldız isimle Cim Bom'un yanı sıra Serie A devleri Roma ve Lazio'nun da ilgilendiğini öne sürdü. 31 yaşındaki Kalinic, geçtiğimiz sezon takımıyla çıktığı 24 maçta yalnızca 4 kez fileleri havalandırabilmişti,
Galatasaray Maçı canlı izle, Canlı Maç İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium24 HD İzle, Justin TV
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.08.22 12:09 NewsJungle Türkiye, İstanbul’daki kayıt dışı mülteciler için son tarihini uzattı

Türkiye, İstanbul’daki kayıt dışı Suriyeli mültecilerin kentten iki ay ayrılmalarının son tarihini uzattı.
Türkiye'nin diğer şehirlerinde kayıtlı Suriyeli mültecilerin yanı sıra, hiç kayıtlı olmayan mültecilerin ülkenin en büyük kentini terk etmeleri için son tarih 20 Ağustos'ta sona ermişti.
“Suriyeli mültecileri ülke genelinde dengeli bir şekilde yaymaya çalıştık. Her şehir belli bir kapasiteye sahiptir. Halen 540.000'den fazla Suriyelinin İstanbul'da kalma hakkı var. Bu sayıdan daha fazlasını tutamıyoruz; düzenlememiz gerek ”dedi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 21 Ağustos'ta bir grup dış medya temsilcisine söyledi.
Halihazırda İstanbul'daki okullara kayıtlı 1600 öğrencinin ailesi, yasal çalışma izni olanların yanı sıra sağlık meseleleri gibi belirli insancıl alibileri olan kişiler bu karardan muaf tutulmaktadır.
Benzer bir süreç Ankara'da başlamış ve kapasitelerinden daha fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Bursa'da başlayacaktır.
Soylu, Türkiye'nin mülteci politikasının temel ilkeleri değişmedi ve hiçbir mültecinin zorla sınır dışı edildiğine dair bir soru bulunmadığını söyledi.
Soylu'ya göre, geçici koruma altındaki Suriyeli mültecilerin sayısı 3.649 milyon, geri dönenlerin sayısı ise 347.000'e ulaştı. 2017'de 175.000 düzensiz mülteci yakalanırken, bu sayının bu yıl sonuna kadar 305.000'e ulaşması bekleniyor.
Soylu, hükümetin amacını herkesi kayıt altında tutmak olduğunu söyledi. Türkiye’nin açık kapı politikası devam ediyor, dedi. 2017'de yaklaşık 485.000 yeni kayıt yapıldı, 2018'de bu sayı 280.000 idi. “Bu yıl 70.000 yeni kayıt var. Başka bir deyişle, akış devam ediyor. Ancak Suriye'deki iki askeri operasyon sayesinde güvenli bölgeler yarattığımız için gönüllü geri dönüşler de var ”dedi.
Ancak, kayıt dışı ekonomisi açısından mülteciler için cazip olan kentte aşırı bir sıkıntı yaşanmaması için İstanbul'a yeni kayıtlar durduruldu. Soylu, “İstanbul gayrı resmi çalışmalar nedeniyle neden cazip, kayıt dışı istihdama karşı mücadele etmeliyiz” dedi.
Şimdiye kadar 102.000 Suriyeliye Türk vatandaşlığı verilmiştir. Soylu, Suriyelilerin yüzde 70'inin ülkesine geri dönmek istediklerini söylerken, birçoğunun Türkiye'de yaşamlarının geri kalanında ne kalacağı konusunda bir tahminde bulunmadığını belirtti.
İçişleri bakanı, göç, terör ve uyuşturucu yollarının bir araya geldiğini ve bu yolların hem hedefinin hem de hedefinin Türkiye olduğunu belirtti.
Bakan, Batılı ülkeleri mülteci sorununun gerçek sebeplerine kayıtsız kaldıkları için suçladı ve onları giden göçün ana kaynağı olan bölgelerde refah ve istikrarı geliştirmek için harekete geçmeye çağırdı. Batı’nın mültecileri sınırlardan uzak tutma politikası sürdürülebilir değil. Türkiye’nin göç konusunda en üst düzey yöneticilerine göre, Avrupa’nın 2018’de nispeten kolay bir yıl geçirmesine rağmen, mültecilerin gelişi bakımından bu eğilimin devam edeceğine dair bir garanti yok.
"Belediye Başkanları" nın kaldırılması yasal
Halk Demokrasi Partisi (HDP) 'nin terör örgütünü destekleme soruşturması yapan adayları aday göstermesi, devlete, yasaya ve demokrasiye açık bir meydan okuma olduğunu söyledi. Soylu, üç belediye başkanını Ağustos ayındaki görevden alma kararıyla ilgili olduğunu söyledi. 0,19.
Soylu, “Amacımız demokrasinin kötüye kullanımını önlemek” dedi.
Güneydoğudaki Diyarbakır ve Mardin belediye başkanları illeri ve Doğu Van ili - Adnan Selçuk Mızraklı, Ahmet Türk ve 31 Mart yerel seçimlerinde ezici çoğunluklarla seçilen Bedia Özgökçe Ertan ilçeleri askıya alındı.
Soylu, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), soruşturma altında olan ancak kesin bir mahkumiyet olmadan aday gösterilmesini kabul edebilir, dedi. Soylu, Anayasa’nın 127. Maddesinde ise terör eylemleriyle ilgili soruşturma sürdüğü sırada belediye başkanını askıya alma yetkisini verdi. “Suç faaliyetleri varsa, yasal işlemin bitmesini beklerken bu faaliyetlere göz yumar mıyız? Bu önleyici bir önlem olarak alınmaktadır ”dedi Soylu.
Bakan, kararın belediyeler yasasının 45. ve 47. maddelerine uygun olarak alındığını savundu.
Cumhurbaşkanı, İspanyol mahkemelerinin Bask ve Katalan siyasetçilerine karşı örneklerini göstererek, kararın uluslararası normlara da uygun olduğunu söyledi.
“Ahmet Türk'ün (Mardin belediye başkanı), (önceki belediye başkanlığından) askıya alındığı bilgisine rağmen, kendisi hakkında yedi ayrı soruşturma olmasına rağmen; Yine aday olarak aday gösterildi. Mesaj açıktır: bu devlete, yasaya meydan okumaktır ”dedi.
“Demokrasi bir Truva atı değil. HDP demokratik süreçleri kışkırtır ”dedi.
İçişleri bakanı, hükümetin önceki yıllara karşı çıkan "belediye başkanları" olarak atandığını söyledi.
İçişleri bakanı, hükümetin “ombudsman” teriminin önceki kullanımına itiraz eden “belediye başkanları” atadığını söyledi.
Soylu, bölgedeki yaşamın her zamanki gibi devam ettiğini ve “Neden insanlar sokağa çıkmadı?” Dedi. Çünkü hepsi biliyorlar ki (askıya alınmış belediye başkanları) terör örgütü ile işbirliği yapıyorlar. ”
Soylu ayrıca, bu belediye başkanlarının 31 Mart seçimlerinde oyların büyük çoğunluğunu niçin aldıkları konusunda da kendisi sorusunu gündeme getirdi.
“İstanbul'da Adalet ve Kalkınma Partisi politikalarını onaylamayan insanlar olduğu gibi, Güneydoğu'da da bize oy vermek istemeyen benzer insanlar var. Alternatif olmadığından, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bölgede bulunmadığından HDP'ye oy veriyorlar. HDP'ye oy veren herkesin (yasadışı) PKK ideolojisini desteklediğini iddia edemeyiz. ”
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.08.19 10:58 Haberfutbol24 19 Ağustos 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Ünal Karaman'dan futbolcularına övgü: Son derece memnunum!

Trabzonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman, Süper Lig’de Kasımpaşa ile 1-1 berabere kaldıkları maçta oyuncularının sergilediği performanstan memnun olduğunu söyledi.
Süper Lig’in ilk haftasında Kasımpaşa sahasında Trabzonspor’u konuk etti. Konuk ekip karşılaşmanın 34’üncü dakikasında Sörloth’un attığı golle 1-0 öne geçti. Kasımpaşa bu gole 40’ıncı dakikada Aytaç Kara ile karşılık verdi. Karşılaşmanın kalan dakikalarında iki takımın gol girişimleri de sonuç vermedi ve mücadele 1-1’lik skorla sona erdi.
Karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamada bulunan Trabzonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman, maça galibiyet için çıktıklarını dile getirerek, "Avrupa maçı öncesi kazanmak istiyorduk. Artı ve eksilerimiz var ama karşımızdaki takım dirençliydi. Her şeye rağmen kazanabilirdik ama olmadı. Oyuncularımın göstermiş olduğu mücadeleden son derece memnunum. Evet hatalarımız var ki bunlar sezon başında tolere edilebilecek şeyler. Oyuncularımızın niyetleriyle ilgili hiçbir sıkıntımız yok. Umarım perşembe günü oynayacağımız maçta da ülkemizi en iyi şekilde temsil eder, bize yakışır bir skorla döneriz." diye konuştu.
Karaman, yoğun bir maç trafiğine girmeleriyle ilgili bir soru üzerine, "Arkadaşlar bu müsabakalar oynanacak. Bugün 4 oyuncumuzu dinlendirerek maça başladık. Oyuncularımızı dinlendirip, AEK maçına en iyi kadroyla çıkmak ve bize yakışan bir oyunla dönmek istiyoruz. Ne benim ne de oyuncuların şikayet etme imkanı var. Bizler bu maçlar için mücadele ediyoruz. Bu hakkı elde ettikten sonra ’yoruluyoruz’ deme durumumuz yok. Çıkacağız oynayacağız ve inşallah iyi skorla Türkiye’ye döneceğiz." değerlendirmesinde bulundu.

"İhtiyacımıza göre durumu değerlendiririz"

Ünal Karaman, transfer konusunda ilgililerle gerekli görüşmeleri yaptıklarını aktararak, şunları kaydetti:
"Saha içindeki rekabeti artırma adına gerekli bilgileri profesyonellerimizle konuşuyoruz. Biz konuşuruz, ilgililer de gereğini yapar. Elbette bazı şeylerin farkındayız. Bir de bu işin mali disiplini var. Ayrıca aldığımız oyuncu, aile ortamını bozmamalı. Bu konuya çok hassasiyet göstermeniz gerekir. Bu transfer dönemini en az hatayla geçme çabamız var. Mevcut oyuncularımız inanılmaz mücadele veriyor. Bu sene aramıza katılan oyuncular ailemizi biraz daha genişletti. Transfer bitene kadar imkanımız olursa ihtiyacımıza göre durumu değerlendiririz."
Tecrübeli teknik adam, transfer gündemlerinde olan Daniel Sturridge ile ilgili bir soruya, "Şimdi olmayan bir transfer üzerine yorum yapmak abes olur. Her transfer haberi üzerine yorum yaparsak, bu işin üstesinden gelemiyiz. Sonuçta bu işin ilgilileri takım kimyasını dikkate alacak hamleler içerisindedirler. İnşallah bizim kimyamızı hiçbir şey bozamaz, takımımızın harcı sağlam." yanıtını verdi.

Alexander Sörloth: Galibiyetle dönmek isterdik

Kasımpaşa ile deplasmanda 1-1 berabere kalan Trabzonspor’da takımın tek golünü kaydeden golcü futbolcu Alexander Sörloth, karşılaşmanın ardından açıklamalarda bulundu.
Trabzonspor'un Kasımpaşa ile 1-1 berabere kaldığı müsabakanın ardından Trabzonspor'un maçtaki tek golünü kaydeden Alexander Sörloth, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. 3 resmi maçta 3 gol kaydeden yıldız oyuncu, "Kendi adıma iyi bir maç geçirdiğimi söyleyebilirim. Ancak takımın kazanması önemli, bu maçtan galibiyetle dönmek isterdik" ifadelerini kullandı.
Bordo mavili takımın UEFA Avrupa Ligi'nde oynayacağı AEK maçına ilişkin gelen bir soruya yanıt veren Sörloth, "AEK maçı çok önemli bir maç olacak. Şu ana kadar bizim adımıza yılın en önemli maçı olacak. Deplasmanda iyi bir sonuç alırsak, evde de kazanabilir ve tur atlayabiliriz" diye konuştu.

Ahmet Ağaoğlu'ndan Sörloth ve Fernandes'e övgü

Süper Lig'in ilk haftasında Kasımpaşa ile 1-1 berabere kalan Trabzonspor'da başkan Ahmet Ağaoğlu basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Yeni transferler Sörloth ve Fernandes'in gösterdiği performansa ilişkin gelen soruya yanıt veren Ağaoğlu, "Sörloth ve Fernandes'in performansından benim şüphem yoktu. Çok ince eleyip sık dokunarak yapılan transferler.'' dedi.
34 haftalık bir maraton geçireceklerini söyleyen Ağaoğlu, "Kazanmamız gereken bir maçtı. Sparta Prag maçında iyi oynamıştık ama o maçta fazla efor sarfeden oyuncularımız bugün formunda olmayınca böyle bir sonuç çıktı ortaya. Yenilmeden devam ettiğimiz 19'uncu maçımız. Fakat bu bir anlam ifade etmiyor 3 puanlı ligde. Kazanmamız lazımdı, önemli başlangıç yapabilirdik. Sağlık olsun. Önümüzde AEK maçı var, tur atlamamız gereken bir maç. AEK maçından sonra Malatya maçı var. Malatya da hazır bir ekip. Tekrar AEK ile ve Fenerbahçe ile oynayacağız. Zorlu 2-3 hafta bizi bekliyor. 34'üncü hafta bittiğinde konuşuruz şampiyonluğu. İşin başındayız. Her takım savaşıyor, mücadele ediyor. Trabzonspor'un hedefi her zaman zirve. Zirve yarışının içinde varız. Kadro yapısı ve oyunumuz itibarıyla bunu ortaya koyuyoruz" dedi.

"SÖRLOTH VE FERNANDES'DEN ŞÜPHEM YOKTU"

Yeni transferler Sörloth ve Fernandes'in gösterdiği performansa ilişkin gelen soruya yanıt veren Ağaoğlu, şöyle konuştu: "Sörloth ve Fernandes'in performansından benim şüphem yoktu. Çok ince eleyip sık dokunarak yapılan transferler. Son dakika transferi değil ikisi de. Fernandes'in transferi biraz gecikti. Menajeri ile alakalı sıkıntılar vardı. Yoksa kamptan önce transferi söz konusuydu. Kulübüyle ileriye dönük transferiyle alakalı görüşmelere başlayacağız. Sörloth geçen sene izleme ekibinin gündemine gelen bir oyuncuydu. Cyrstal Palace başka bir takımla takasını gündemine getirdiği için o da gecikti ve kampa yetiştiremedik. Tam bir atlet. Hazır olarak geldi. Takımla 2-3 antrenman yapıktan sonra Prag maçında oynadı ve golünü attı, Akyazı'da da attı. Döndü burada attı. Bizim oyun sistemimiz göz önüne alındığı zaman bir forvetin yapabileceği her şeyi yapıyor gibi görüyorum. Oyuncunun verimi herkesin malumu, üç maçta üç gol. Bu formunu devam ettirirse takımın değişmez oyuncusu olur. Ona daha iki sene var. Formunu devam ettirirse o rakam 6'nın çok çok üzerine çıkar. Ticari taraftan bakıldığı zaman verimli ve isabetli bir transfer."

"TRANSFER HER ZAMAN TARAFTARIN KANINI KAYNATAN BİR OLAY"

"Transfer gelecek mi" sorusuna Ağaoğlu, "Transfer her zaman taraftarın kanını kaynatan bir olay. Transfer hasretle beklenen ama takıma külfeti veya katkısı analiz edilmeden, performans değil de kariyerli isimler gündeme gelince toplum heyecanlanıyor. Biz takım oyunu oynuyoruz. Gençlere yatırım sözü verdik. Forvet olarak takımda Sörloth, Ekuban, Koray, Muhammet ve Salih var. 5 forveti olan bir kulüpten bahsediyoruz. Oraya dışarıdan büyük bir ismi getirince bu sefer alt taraftaki çocukların şevkini kırarsınız. UEFA, lig, Türkiye Kupası uzun bir maraton, orada da gerçekten bir transfer gerekli mi, bu gündeme geliyor. Transferin ekonomik bir boyutu var. Bankalar Birliği'nin bize sağlamış olduğu limit var. O limitin üzerine çıkınca sıkıntı yaşarım. Çünkü geriye dönük bütün borçlardan ben şahsen sorumlu hale geliyorum. Bunun detayının kamuoyunun bilmesi lazım. Bize, Beşiktaş'a, Galatasaray'a tanınan bir bütçe var. Bu limitlerin içinde kalma zorunluluğu var. Bir yandan da yarışa devam edeceksiniz" yanıtını verdi.

"YUSUF'TAN GELECEK PARANIN TAMAMI BANKALAR BİRLİĞİ'NE BORÇ KAPATMAYA GİDİYOR"

Bankalar Birliği ile yapılan anlaşmaya değinen Ahmet Ağaoğlu, "Yusuf'tan gelecek paranın tamamı Bankalar Birliği'ne borç kapatmaya gidiyor. Bankalar Birliği elde ettiğiniz gelirin yüzde otuzu oranında size harcama hakkı tanıyor. Sponsorluk, tribün, ürün gelirleri de aynı şekilde. Bunların tamamı Trabzonspor'un kasasına girmiyor. Bu iyi analiz edilmeli. Bu gelirler yüzde yetmiş, yetmiş beşi borç kapatmaya gidiyor. Kalanı transfer ve maaş ödemelerine gidiyor. Bu limitler içinde kalma zorunluluğunuz var. Süper Lig özellikle bu üç takım için eski Süper Lig değil. Şirket olarak faaliyetlerini sürdüren kulüplerimiz hariç diğer kulüplerimiz lisans yönetmeliğine tabiler. Lisans yönetmeliğinde de aynı şeyler geçerli. İster Bankalar Birliği ile yeniden yapılandırmış olun ya da olmayın ocak ayında yürürlüğe girecek Lisans Yönetmeliği, UEFA'nın finansal fair play kurallarının bire bir uygulanacağı anlamına geliyor. Bunu yaptığınız taktirde biz üç kulüp başkanı olarak geriye dönük bütün borçlardan sorumlu oluruz, kulübü batağa sürüklemiş oluruz, transfer yasağı, puan silme cezası alırız. Bu işin sonu küme düşmeye kadar gidiyor" ifadelerini kullandı.

"VER COŞKUYU, COME TO TRABZONSPOR..."

Yıldız transferler ile ilgili taraftarları beklentiye sokmanın doğru olmadığını kaydeden Ağaoğlu, "Camiaları, taraftarları yıldız transferi ile alakalı beklenti içine sokmak sağlıklı bir yaklaşım değil. Transfer artık o kadar kolay değil. Ver coşkuyu, come to Trabzonspor... Tamam da kim ödeyecek bunları? Taraftar nasıl ödeneceğini biliyor mu? Burası çok önemli. Buna sadık kalmaya çalışıyoruz. O yüzden kadromuzu 52 kişi tuttuk. 52 kişilik kadromuz var. Rezerve takımımızın maliyeti senelik 2 milyon lira civarında. İleriye dönük Trabzonsporun mali ve sportif yapısını kurtaracak oyuncular bunlar. 'Yıldız futbolcu yetiştiremedin' deseler kalbimden vuracak en güzel eleştiri bu. 'Yıldız transferi niye yapmıyorsun' değil. Önümüzdeki birkaç ay içinde yeni tesislerimizde rezerve takımın yapılanmasını, tesislerimizi kamuoyuna tanıtmış olacağız" dedi.
Ahmet Ağaoğlu son olarak Daniel Sturridge'in transferiyle ilgili gelen bir soruya, "Bir sonraki soruya geçelim" diyerek yanıt vermekten kaçındı.

Trabzonspor'un golcüsü Sörloth bildiğiniz gibi!

Bordo-Mavili forma ile 3. kez sahaya çıkan Sörloth, müthiş performansını sürdürdü. Prag maçlarında 2 gol atan Norveçli, Kasımpaşa karşılaşmasını da boş geçmezken sahada basmadık yer bırakmadı.
Trabzonspor'un golcüsü Sörloth bildiğiniz gibi!Trabzonspor kariyerine fırtına gibi başlayan Alexander Sörloth, her geçen gün performansının üstüne biraz daha koymaya devam ediyor. 23 yaşındaki futbolcu, UEFA Avrupa Ligi’nde oynanan Prag maçlarının ardından Kasımpaşa karşılaşmasını da boş geçmedi. Abdülkadir Ömür’ün pasında topla buluşan Norveçli, şık bir vuruşla takımının ilk golünü kaydetti. Karadeniz ekibi, mücadeleden 1-1’lik beraberlikle ayrılsa da Sörloth maçın yıldızı olmayı başardı. Genç futbolcu, sahada basmadık yer bırakmazken neredeyse her topu indirdi.

‘Galibiyeti kaçıran bizdik’

Maçın ardından konuşan Norveçli, “Tabii ki her zaman gol attığım için mutlu oluyorum. Kendi adıma işlerin iyi gittiğini söyleyebilirim. Ama bugün maçı kazanmaya çok yakındık. Bugün maçı kazanabilirdik. Kötü bir performans sergiledik. Galibiyeti kaçıran tarafın kesinlikle biz olduğumuzu söyleyebilirim. Avrupa’da da yolumuza devam etmek istiyoruz” dedi.
Canlı Maç İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.08.12 11:44 Haberfutbol24 12 Ağustos 2019 Pazartesi Spor Haberleri

12 Ağustos 2019 Pazartesi Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'tan transfer atağı! İşte listedeki 4 yıldız!
Siyah-Beyazlılar, Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda kadroya yeni takviyeler yapmak için çalışmalarını sürdürüyor. İlk etapta hücumhattını güçlendirmeyi planlayan yönetim, forvet için Aboubakar, kanat için de Elyounoussi’nin peşinde! Kaleye de Türk bir isim almak isteyen yönetim, Başakşehirli Volkan Babacan’ı renklerine bağlamak için düğmeye bastı. Beşiktaş, ek olarak Süper Lig ekibi Sivasspor’un genç oyuncusu Emre Kılınç için de nabız yoklamaya başladı.
Yeni sezon öncesinde kadrosunu; Tyler Boyd, Douglas ve Pedro Rebocho’yla güçlendiren Siyah-Beyazlılar, transferde gaza basmaya devam ediyor. Teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporunun ardından çalışmalara başlayan ve Avusturya kampında yaşanan üst üste sakatlıklar sebebiyle hedef alanını genişleten Beşiktaş yönetimi, son olarak 4 isim üzerine yoğunlaştı. Avcı’nın ısrarla istediği sol stoper transferi için yoğun mesai harcayan Kara Kartal, Burak Yılmaz’ın sakatlığı sonrası forvet, Loris Karius’un da yaklaşık sahalardan 1 ay uzak kalacak olması sebebiyle kaleye de takviye yapacak. Ek olarak Beşiktaş, genç isimler üzerine de çalışmalarını sürdürüyor. İşte Kartal’ın listesi...
1- VINCENT ABOUBAKAR
Siyah-Beyazlı formayı 2016-17 sezonları arasında kiralık olarak giyen Vincent Aboubakar, Burak Yılmaz’ın sakatlığının ardından tekrar Kara Kartal’ın transfer hedefleri arasına girmişti. Kendi kulübünde teknik direktör Sergio Conceiçao’nun kadro alternatifleri arasında yer almayan Kamerunlu futbolcu da geri dönüş için yeşil ışığı yakmıştı. Bu gelişmenin ardından Mavi-Beyazlılar’la oyuncunun menaceri aracılığıyla ilk teması kuran yönetim, ‘7 milyon Euro’luk cevap almıştı. Kulübüyle 2021 yılına kadar sözleşmesi bulunan oyuncuyu ilk etapta kiralık olarak kadrosuna katmak isteyen Beşiktaş’ın, bu cevabın ardından Porto’yu satın alma opsiyonlu kiralama formülüne ikna etmeye çalıştığı belirtildi.
2- MOHAMED ELYOUNOUSSI
Almanya ekibi Schalke’yle yol ayrımında bulunan Ukraynalı kanat oyuncusu Yevhen Konoplyanka için uzun süredir çalışmalarını sürdüren Kara Kartal, yıldız ismin 3 milyon Euro’luk maaş talebinden geri adım atmaması sonrasında bu oyuncuyla yapılan görüşmeleri askıya almıştı. Bu gelişmenin ardından hedefini İngiltere Premier Lig ekibi Southampton’ın Fas asıllı Norveçli kanat oyuncusu Mohamed Elyounoussi olarak belirleyen yönetim, 25 yaşındaki futbolcu için menacerler aracılığıyla sürdürüyor. Siyah- Beyazlılar’ın, yeni haftada Ada ekibiyle resmi olarak görüşmelere başlayacağı ifade edildi. Sevilla ve Celta Vigo’nun radarında bulunan tecrübeli oyuncu, Beşiktaş’a gitmek istiyor.
3- VOLKAN BABACAN
Tolga Zengin’le yollarını ayırmasının ardından yeni bir Türk kaleci arayışlarını sürdüren Siyah-Beyazlılar, Loris Karius’un da sakatlanmasının ardından temaslarını hızlandırdı. Bu doğrultuda ilk hedef olarak Bursaspor’un genç kalecisi Muhammed Şengezer’i belirleyen Beşiktaş’a, bu transferde Başakşehir rakip olarak çıktı. Bu gelişme sonrasında iki kulübün arasındaki iyi ilişkileri kullanma kararı alan yönetimin, Muhammed’in Başakşehir’e transferine engel olmayıp bunun karşılığında Volkan Babacan’ı isteyeceği ifade edildi. İstanbul temsilcisinde Mert Günok’un gölgesinde kalan 31 yaşındaki file bekçisinin de bu transfere olumlu baktığı bildirildi.
4- EMRE KILINÇ
Kara Kartal’da yeni sezon öncesinde transfer çalışmaları tüm hızıyla devam ederken yönetim, yaşlanan kadroyu gençleştirmek için de hamlelerini sürdürüyor. Spor Toto Süper Lig ek iplerinden Sivasspor’un 24 yaşındaki sol kanat oyuncusu Emre Kılıç’ı hedefleri arasına ekleyen Beşiktaş’ın, temaslarını sürdürdüğü ifade edildi. Orta sahada sol kanada ek ol arak orta sahanın merkezinde ve sağ bölgesinde de forma giyebilen genç oyuncu için 500 bin Euro’luk bütçe belirleyen yönetimin, bu hafta içerisinde Sivasspor’la resmi görüşmelere başlaması bekleniyor. Başarılı futbolcunun da kariyerinde böyle önemli bir adım atmaya kendisini hazır hissettiğini yönetime ilettiği kaydedildi.
Beşiktaş'ın gençlerinde hayat var!
Beşiktaş'ın genç oyuncuları, Panathinaikos karşısında sergiledikleri performansla teknik direktör Abdullah Avcı’nın beğenisini kazandı. Tecrübeli çalıştırıcı, gençleri yeni sezonda birçok Süper Lig karşılaşmasında da görevlendirmeyi hedefliyor.
Spor Toto Süper Lig öncesindeki son hazırlık maçına önceki akşam Atatürk Olimpiyat Stadı’nda Panathinaikos karşısında çıkan Siyah-Beyazlılar, rakibiyle 2-2 berabere kalmıştı. Oyunun ilk bölümünde Erdem Seçgin ve Muhayer Oktay’ın golleriyle 2-0 öne geçen ancak ikinci yarıda Christos Donis’in gollerine engel olamayan Beşiktaş, sahadan beraberlikle ayrılsa da gençlerin performansı alkış topladı. Panathinaikos karşısında genç ağırlıklı kadro sahaya süren Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı da oyuncularının genel olarak performansından memnun kaldığı ve birçok genç oyuncuyu yeni sezonda kullanma kararı aldığı kaydedildi.
‘Hayalim gerçek oldu’
Yunanistan temsilcisi karşısında takımın ilk golünü kaydeden Erdem Seçgin, maçın ardından Twitter hesabından açıklamada bulundu. 19 yaşındaki orta saha oyuncusu, “Bu formayı ilk giydiğim günden beri hep taraftarımızın önünde gol attığım günü hayal ettim. Çok şükür bugün en büyük hayalim gerçek oldu. Kuzenim Yiğit’in hastalığını öğrendiğimiz bu tatsız günlerde, bu gol ona savaşma gücü versin, Yiğit’imize şifa getirsin. Benim için en güzel deneyimlerimden birisi oldu. Her şeyiyle çok özel bir akşamdı. Devamının gelmesi için çok çalışmaya devam” sözlerini sarf etti.
Beşiktaş sahasına kavuştu
Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri'ndeki ana idman sahasının zemini yenilendi.
Siyah-Beyazlılar, geçen sezon Vodafone Park ve Nevzat Demir Tesisleri’nde kötü zemin sorunu yaşanmıştı. Hibrit çim uygulamasıyla Türkiye’de fark yaratan ve büyük beğeni alan zemin, geçen sezon başında etkisini kaybetmişti. Yeni sezon öncesi yapılan çalışmalarla Nevzat Demir Tesisleri’ndeki 1 numaralı ana saha, adeta hayran bıraktı. Ortaçizgi.com’un ulaştığı görüntülere göre, Nevzat Demir Tesisleri’ndeki idman sahası, yeni sezon öncesinde ilk günkü haline getirildi.
Beşiktaş'ta kombineler 22 bini aştı
Kara Kartal, Spor Toto Süper Lig’de ilk hafta maçında cumartesi günü Sivasspor deplasmanına gidecek.
Beşiktaş’ın yeni sezon kombine kartlarının satışları ise devam ediyor. Şu ana kadar 22 bin 200 kombine kart satışının yapıldığı öğrenildi. Siyah-Beyazlılar, taraftarı önündeki ilk maçına ise ligin ikinci haftasında 23 Ağustos Cuma günü Göztepe karşısında çıkacak.
Şenol Güneş'ten Abdullah Avcı sözleri!
A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş, Demirören Haber Ajansı'na (DHA) özel önemli açıklamalarda bulundu. Güneş, "Abdullah Avcı'nın karakter olarak Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum" dedi.
Milli takımda birçok iyi kaleci olduğunu ancak özellikle sol stoper ve sol bekte sayıca az oyuncu olduğunu belirten Şenol Güneş, "Kaleci sayımız çok fazla, bu yüzden en iyi olanları seçmeye çalışıyoruz. Kötüden veya yokluktan seçmektense varlıktan en iyisini seçmek bizim için daha iyi. Zaten bunun sayılabilmesi ve kadroyu 11 yapabilmek çok önemli. 11 - 15 kişi saydıktan sonra rekabet geliyor. Arka taraftan gelen adamın asıl oyuncuyu geçmesi gerekli diye düşünüyorsunuz. Şu anda Mert, Uğurcan, Gökhan, Altay ve Muhammed de milli takımda olan arkadaşlar ve hepsi de iyi. Tecrübeli olan kaleciler de var, çok sıkışırsak onları da alabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her arkadaşımızı burada oynatabiliriz. Yeter ki o başarıyı bize göstersinler. Dolayısıyla kalecide şu anda çok büyük sorun olduğunu düşünmüyorum. Mesela sol bekte ve sol stoperde sayıca az oyuncularımız var. Stoperde iyi arkadaşlarımız var ama sol ayaklı bir stoperimiz yok. Sol bekte ideal anlamda şu anda sayısal bir fazlalığımız da yok. Lige baktığımızda takımlarda da bunu görüyoruz. Onun dışında diğer mevkilerde bir sorunumuz yok ve bu güzel bir şey. Şimdi onu da dizayn etmemiz gerekiyor. Mesela diyelim ki sol ayaklı bir sol stoper ve sol bek eksiğimiz var, bunu genç takımlarla ve kulüplerle diyalog kurarak şimdiden tohumunu atmamız gerekiyor. Bu bir eksikliktir. Geçmişte mesela takımımızda defans oyuncumuz çok vardı, ancak forvet oyuncumuz yoktu. Şimdi forvette de oyuncularımız var ki bunların birçoğunu Avrupa'ya gönderiyoruz. Üretimi biraz planlayarak yapmamız lazım, şansa bırakmamak gerekiyor" dedi.
"AVRUPA'DA EN BÜYÜK SORUMLULUK GALATASARAY'A DÜŞÜYOR"
Avrupa'da bu sezon ülkemizi temsil edecek olan takımlar hakkında da konuşan Güneş, "UEFA Avrupa Ligi'nde Yeni Malatyaspor iyi bir başlangıç yaptı. İlk defa katıldığı bir kupada moral, güven ve tecrübe kazandı. Partizan takımını da eleyebilir, başarılar diliyorum. Trabzonspor da Sparta Prag'ı eleyebilir. Trabzonspor, geçen sene iyi bir kadro oluşturdu. Bu sene de iyi bir başlangıç yapmasını bekliyorum. Değişim var ama çok köklü bir değişim yok. Başakşehir'e de başarılar diliyorum. Olympiakos'la denk bir maç olacağını düşünüyorum. Olympiakos'un tecrübesi var ama Başakşehir de eleme maçlarını birkaç defa oynadı. İnşallah bu sefer geçer. Çünkü bu konuda hep başarısız olduk, genelde elemeye katılan Şampiyonlar Ligi'ndeki takımımız maalesef kaybediyordu. İnşallah bu sefer onlar da katılır ve Galatasaray'la birlikte Şampiyonlar Ligi'nde iki takımımız olur. Beşiktaş da Avrupa Ligi gruplarına direkt katılacak. O da başarılı olacak inşallah, daha rakipleri de belli olacak. Şu anki takımlarımıza baktığımızda Avrupa kupalarında yarışmaya hazırlar. Burada en büyük sorumluluk Galatasaray'a düşüyor, çünkü Şampiyonlar Ligi çok önemli. En üst seviyede bir yarışma yani. Dünya Kupası milli takımlar için neyse, Şampiyonlar Ligi de kulüpler için önemli turnuvalar diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
"ABDULLAH AVCI'NIN BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
Tecrübeli hoca, eski kulübü Beşiktaş'ın yeni hocası Abdullah Avcı'nın yeni kulübünde yabancılık çekmeyeceğini ifade ederek, "Abdullah Avcı ile ligde Beşiktaş'la yarışırken rakip olduk. Ligde son yıllarda çok başarılı bir antrenör, başarılarını kimse inkar edemez. Daha önce İstanbulspor'da kısa süre beraber olduğum bir oyuncuydu. Karakter olarak da Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum. Kulüpteki yöneticileri ve oyuncuları da tanıyor. Dolayısıyla yabancılık çekeceğini düşünmüyorum" şeklinde konuştu.
"ÖDEME SORUNU AZ OLAN TAKIMLARIN DAHA BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
DHA'ya yaptığı açıklamada, kulüplerdeki başarının anahtarının ekonomik dengeler olduğunu vurgulayan Şenol Güneş, "Kulüpte başarı, aslında ekonomik dengeler olacaktır. Bunu yaşadığım için söylüyorum. Bu yeni bir şey değil. Geldiğim ilk gün de bu sorun vardı, bugün de aynı sorun var. Kulüplerin belirli bir bütçesi olur ve ona göre harcarsınız. Avrupa'daki birinci madde; hiçbir oyuncu ve hiçbir hoca anlaşmanın gereğinden çıkamaz. Bizde ise anlaşmaya hiç uyulmaz. Bu düzeltilmeden futbolun özünü konuşamayız. Yaptığımız işte bir yanlışlık var. Bunu yönetici de hoca da personel de herkes biliyor. Bu çözülmeden olmaz. Mesela futbolcularımız Avrupa'ya, Uzak Doğu'ya gidiyor ve oraların hep tarihinde vardır. Hiçbir oyuncunun 'paramı kulüpten alır mıyım, alamaz mıyım' diye düşünmemesi lazım. Oyuncuyla ya da hocayla anlaştıysanız, o ödeme tarihi de bellidir ve o para gider. O yüzden hep duyuyoruz işte 'ödemeler yapılmadı, kriz var' gibi. Bazen dışarıya yansıyor, bazen de yansımıyor ve bu durum takım dengelerini bozuyor. Takım içi dengeyi de bozuyor. Bir kısmına veriliyor, bir kısmına verilmiyor, bir kısmı ihtarname çekip alıyor. Bu huzur kaçırıyor. Hoca eğer yeniyse bir süre dayanıyor. Sonra hocanın da, yöneticinin de, oyuncunun da fonksiyonu kalmıyor. Sapla saman karışıyor. Onun için ekonomik dengelerin yarışı etkileyeceğini düşünüyorum. Ödeme sorunu az olanların daha başarılı olacağını düşünüyorum, ancak kadroları iyiyse tabii. Diyeceksiniz ki ekonomik olarak iyi oyuncuları alıyorlar çünkü paraları var ama paraları öderlerse başarı gelir. Ödemezlerse o kendilerine problem olur" diye konuştu.
"BEŞİKTAŞ ŞAMPİYONLUK YARIŞININ DA DOĞAL ADAYIDIR, İSİMLERİ YETER"
Süper Lig'deki büyük takımların gelecek sezondaki durumları hakkında yorumlar yapan Güneş, şunları kaydetti:
"Ligin heyecanı ve kalitesi için maçları görmek lazım. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne hazırlandığı için daha farklı transferler yapıyor. Fenerbahçe eksikleri itibarıyla transferler yapıyor. Beşiktaş da aynı şekilde. Trabzonspor'un da iyi bir kadrosu var. Yusuf'u kaybetmesine rağmen yeni oyuncular aldı. Gördüğüm kadarıyla şampiyonluk yarışında olabileceğini hissettirmek istiyor. Beşiktaş zaten göreve geldiğim ilk gün de söyledim, her büyük takımda olduğu gibi onlar da şampiyonluk yarışının da doğal adayıdır, isimleri yeter. Başakşehir de şampiyonluğu zorlayacaktır."
"TRABZONSPOR'DA 'KENDİM BURADAN GİDEYİM' DEMEDİM, GİTMEK ZORUNDA KALDIM"
Şu an teknik direktörlük kariyerine yeni başlayan bir antrenör olsa, Avrupa'ya giderek kariyerini sürdürmek istediğini belirten Şenol Güneş, "Bu işe yeni başlasam Avrupa'ya gidip başarılı olurum diye düşünüyorum ama işin sonuna geldik. Futbolculuğu da kalecilik dönemimde geç devreye soktum. Genç takımlarda olmadan A Milli Takıma geldim. Aynı şekilde antrenörlük olarak da son dönemlerimde bir çizgi yakaladım. 2002'de Dünya Kupası'ndan sonra gidebilirdim. Ancak çalıştığım ve yaptığım iş itibarıyla hep bir kulüpte kalma imkanım oldu, o da en çok Trabzonspor oldu. Ben Trabzonspor'dan dışarıya pek gitmedim. Gitmek zorunda kaldım. Trabzonspor'dan ayrılışım hep öyle oldu, ben kendim buradan gideyim demedim. Oyuncuyken de ben Trabzonspor'dan ayrılmadım. Antrenörken ayrılmak zorundasınız çünkü tek adamsınız ve başarısız olarak göründüğünüzde sizi istemediklerinde gideceksiniz. Öyle ayrılıklarım oldu. Bir tek yurt dışına Güney Kore'ye gittim. Uzak olmasını istedim çünkü Türkiye'de o günkü koşullar altında kaldığımda hem kendime, hem de bulunduğum ortama zarar vereceğimi düşündüm. Bu yüzden uzağa gittim. Avrupa farklı bir dünya, ona hazırlanmanız lazım. Yeni arkadaşların da ona göre hazırlanmaları gerekir, aynı oyuncular gibi. Eğer onlara hazırlanmazsanız benim gibi geç kalırsınız. Çünkü onlar da sizi alırlarken kendilerine göre hesap yapacak ve belirli bir beklentileri olacak. Yeni bir antrenör çıkarmak istiyorsak ligde çalışan antrenörlerimizin Avrupa'da çalışacak tarzda hazırlanmaları lazım. Bizim zamanımızda şartlar çok kısıtlıydı ve böyle bir hazırlanma imkanımız yoktu. Kendi koşullarımızla büyümeye çalıştık. Bugün ise kendinizi uluslararası olarak hazırlıyorsunuz. Dünya çapında düşünürsek zaten en önemli Avrupa ve orayı düşünmeliler. Orada çalışan antrenör de her yerde çalışabilir" açıklamasında bulundu.
Beşiktaş’ın yeni transferi Pedro Rebocho İstanbul'da
Beşiktaş'ın Fransa'nın Guingamp takımında kadrosuna kattığı yeni transfer Pedro Rebocho, İstanbul'a geldi. Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
İlk kez FANATİK’in duyurduğu Beşiktaş’ın yeni sol beki Rebocho akşam saatlerinde İstanbul’a geldi. Portekiz'in Lizbon kentinden kalkan uçakla saat 22.20'de İstanbul Havalimanı'na ulaşan Pedro Rebocho'yu siyah beyazlı kulübün yetkilileri karşıladı. Fransız ekibi Guingamp'dan satın alma opsiyonlu bir yıllık kiralık olarak kadroya katılan sol bek oyuncusu Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
24 yaşındaki oyuncuyu Marsilya’nın elinden kapmayı başaran Siyah-Beyazlılar’ın, Portekizli futbolcuyu hemen takımla çalışmalara başlatacağı öğrenildi.
Beşiktaş Maçı Canlı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin Tv, Şifresiz Maç İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Fenerbahçe Haberleri

Berke Özer: Güçlü döneceğim

Fenerbahçe’den kiralık olarak Westerlo’nun yolunu tutan Berke Özer, “Kimseye asla bir kırgınlığım olamaz. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu. Bu sene oynamam gerekiyordu. Hem Avrupa’yı tecrübe etmek hem de kendimi geliştirmek için burayı seçtim. Çok daha güçlü döneceğim” dedi.
"Fenerbahçe’nin önce taraftarı, sonrada futbolcusuyum. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu malesef. Bu sezon daha geriye gitmemek için oynayacabileceğim bir takım seçmem gerekiyordu, ben de öyle yaptım. Hem de bana göre en doğru seçimi yaptım. Çünkü Avrupa’da oynamak her zaman hayalimdi. Westerlo’da bu tecrübeyi yaşama fırsatı buldum. Mümkün olduğunca fazla forma şansı bulmak ve Fenerbahçe’ye daha güçlü dönmek istiyorum. İki maçımızı geride bıraktık ve şansı buldum. Fenerbahçe’ye yeni sezon için başarılar diliyorum. Seneye şampiyon bir takıma döneceğimden şüphem yok.”

‘Altınordu sayesinde...’

“Belçika’ya uyum sağlamak hiç de zor olmadı. Aksine çok çabuk adapte oldum. Çünkü dil problemim yok. Altınordu her oyuncusunu Avrupa’yı düşünerek hazırlıyor. Saha içi kadar saha dışı donanımı da kazanmamızı sağlıyor. Buraya gelince dolayısıyla yaptığımız bu çalışmaların deneyimini daha iyi anlıyoruz.”

Ferdi Kadıoğlu göze girdi!

Fenerbahçe'de süre alamadığı için ayrılmak isteyen Ferdi Kadıoğlu, daha sonra oynadığı maçlarda başarılı bir performans sergileyerek teknik ekibin gözüne girdi.
Genç futbolcu, ilk hazırlık maçlarında süre alamamıştı. Bu nedenle sosyal medyadaki Fenerbahçe fotoğraflarını silip, ayrılmak istedi. Audi Cup’la birlikte forma şansı bulmaya başlayan Ferdi Kadıoğlu son olarak Sivasspor karşısında da başarılı bir performans sergiledi. Maça 11’de başlayan 19 yaşındaki oyuncunun ikinci yarının başına oyundan alınması, taraftarın tepkisini çekti.

Victor Moses hayal kırıklığı!

Geçtiğimiz sezona iyi başlayan Victor Moses bu sezon takımla birlikte kampın tamamında yer alsa da beklenen performansı gösteremedi.
Nijeryalı futbolcu, geçtiğimiz sezon ocak ayında geldiği Fenerbahçe’ye güzel bir başlangıç yaptı. Ancak haftalar geçtikçe formu düştü. Victor Moses, kampın tamamında takımla çalışmasına rağmen bir türlü form tutamadı. Sivasspor karşısında 71 dakika sahada kalan 28 yaşındaki futbolcu, Kruse’ye asist yapsa da Fenerbahçe’nin en etkisiz oyuncularından biri oldu.

Alper Potuk sabır taşırdı

Taraftarlar, bir türlü beklentileri karşılayamayan Alper Potuk’un sürekli şans bulması nedeniyle kızgın.
Alper’in Real Madrid maçında kaptan olarak sahaya çıkması, tribünlerde Ersun Yanal arasındaki iplerin gerilmesine neden olmuştu. Kadıköy’deki Cagliari maçında yoğun protestoya maruz kalan 28 yaşındaki oyuncunun Sivas karşısında da oynaması, sosyal medyada eleştiri konusu oldu.

Khedira'nın derdi başka!

Sami Khedira, ilk görüşmede Fenerbahçe’yi reddetti. Tecrübeli orta saha oyuncusu, Juventus’un sözleşmesini feshetmesini istiyor. Bu sayede hem 4 milyon Euro kazanacak hem de Arsenal’e imza atabilecek.
Fenerbahçe, Alman yıldız için Juventus ile temas kurdu. İtalyan ekibi, Khedira konusunda her türlü kolaylığı sağlamaya hazır olduğunu belirtip, oyuncuyla görüşmeye izin verdi. Ancak İtalyan basınına göre 32 yaşındaki futbolcu, gelen tüm teklifleri geri çevirdi. Khedira’nın bu tavrı, Juventus Yönetimi’ni kızdırdı. Tunus asıllı oyuncunun, İtalyan ekibinden tazminatı vererek sözleşmeyi feshetmelerini istediği kaydedildi. Khedira bu sayede bir taşla iki kuş vuracak.

Juventus soğuk bakıyor

Hem Juventus’tan 1 senelik maaşı olan 4 milyon Euro’yu alabilecek. Hem de sadece serbest olan oyuncuların transferine izin verilen Premier Lig’de, Arsenal ile anlaşabilecek. İtalyan devi ise tazminat vermemek adına utbolcusunu gerekirse hiç bonservis almadan başka bir kulübe satmak istiyor. Ancak şimdilik Khedira, talebinde geri adım atacak gibi görünmüyor.
Fenerbahçe Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Galatasaray Haberleri

Feghouli'ye İtalya dönüşü operasyon!

Galatasaray'ın Cezayirli futbolcusu Feghouli, Fiorentina ile oynanan maç sonrasında İstanbul'da böbreklerinden ameliyat oldu.
alatasaray'da Fatih Terim'den sonra bir isim daha ameliyat edildi. Sarı kırmızılıların Cezayirli futbolcusu Sofiane Feghouli, İstanbul'a dönüş sırasında yaşadığı böbrek sancısı sonrasında, takımın sponsor hastanesinde bıçak altına yattı.
Kulübün resmi internet sitesinden Feghouli'nin durumu ile ilgili şu açıklama yapıldı:
Floransa dönüşü uçakta renal kolik (böbrek sancısı) şikayeti olan oyuncumuz Sofiane Feghouli sponsor hastanemiz Liv Hospital Üroloji kliniğinde Prof. Dr. Orhan Tanrıverdi başkanlığında endoskopik üreter taşı çıkarılması ameliyatı geçirmiştir.
Oyuncumuzun sağlık durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Galatasaray Kostas Mitroglou'nun maaşından kurtuluyor!

Galatasaray'ın geçen sezon devre arasında Marsilya'dan 1,5 sezonluğuna kiraladığı ancak bir türlü istenilen seviyeye ulaşamayan Kostas Mitroglou'dan iyi haber geldi.
Özellikle Fransa'dan talipleri olan ayrıca İtalya'dan Lecce ve İspanya'dan da Getafe'nin transferi için uğraştığı 31 yaşındaki Yunan forvet için Nantes bir adım öne geçti.
Galatasaray'la transfer konusunda anlaşan Fransızların, başarılı golcünün maaşının tamamını, yani 2,7 milyon euroyu ödemeyi kabul ettiği öğrenildi.
Böylece Galatasaray'ın maaş yükünde nefes alacağı bir boşluk oluşacak. Bilindiği üzere Mitroglu Marsilya'nın sözleşmeli oyuncusu ancak Galatasaray'la olan kiralık sözleşmesi de 2020 yılı haziran ayına kadar. Dolayısıyla Nantes'ın Sarı Kırmızılılar'ı ikna etmesi gerekiyor. Mitroglou'nun Marsilya'yla olan sözleşmesi ise 2021 yılı haziran ayında bitiyor.
Tecrübeli golcü geçen sezon ocak ayında kadroya katılmış ancak performansı beklentilerin çok ötesinde kalmıştı. 7 lig maçında 1 gol, 1 asistle oynayan oyuncu Akhisar maçında uzatma dakikalarında attığı gol ile takıma galibiyeti getirmiş ve şampiyonluk yolunda önemli katkı sağlamıştı.

Galatasaray'da Fatih Terim ameliyat oldu!

Galatasaray, teknik direktör Fatih Terim'in bel fıtığı ameliyatı olduğunu açıkladı.

Galatasaray'dan yapılan açıklama şu şekilde:

Teknik Direktörümüz Sayın Fatih Terim, bir süredir belinde yaşadığı rahatsızlık nedeniyle takımımızın İstanbul’a varışıyla sponsor hastanemiz Liv Hospital Beyin Cerrahisi kliniğine getirilmiş ve Prof. Dr. Mustafa Kemal Hamamcıoğlu başkanlığında başarılı bir bel fıtığı ve dar kanal ameliyatı geçirmiştir.
Hocamızın durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Bir bomba da orta sahaya: Fred

Falcao’nun ardından artık gözler tamamen ön libero transferine çevrildi. İngiliz basını, Manchester City’nin yıldızı Fred’in kiralık olarak Galatasaray’a transfer olabileceğini yazdı.
3 kupalı şampiyon Galatasaray, Devler Ligi kadrosunun son halkalarını tamamlıyor. Avrupa’nın en iyi golcülerinden Falcao’yu bitiren Sarı Kırmızılılar’da, şimdi sıra orta sahaya geldi. Seri’nin yanına en az onun kadar kaliteli bir transfer yapmayı hedefleyen Cim Bom’un gündeminde önemli isimler bulunuyor. Bunlardan biri de Fred. Manchester United’ın 26 yaşındaki Brezilyalı yıldızı, 2018 yılında Shakhtar Donetsk’ten 59 milyon Euro bonservis bedeliyle İngiltere’nin yolunu tutmuştu. Fakat Fred için Ada macerası pek de iyi geçmiyor.

Seri ile müthiş ikili

The Sun Gazetesi, Galatasaray’ın kiralık olarak Fred’i istediğini ve oyuncunun da Şampiyonlar Ligi faktörü nedeniyle bu teklife soğuk bakmadığını yazdı. Bu transferin gerçekleşmesi halinde Cim Bom, Fred-Seri ikilisiyle rakiplerine karşı iyice psikolojik üstünlük kurmuş olacak.

Emre Mor: Daha iyi oynamalıydık

Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Çok zorlu bir maçı geride bıraktıklarını dile getiren Emre Mor, "Herkesin bildiği gibi çok sıcak. Fakat evet güzel bir maç çıkarttım. Tabii ki daha iyi oynamalıydık. Biz bugün gösterdiğimizden daha iyi bir takımız. Fakat hava çok sıcaktı. Zemin çok zorluydu" dedi.
Galatasaray Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV
12 Ağustos 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Niasse'de kıran kırana pazarlık!

Alexander Sörloth’un ardından kadrosunu bir santrforla daha güçlendirmek isteyen Trabzonspor’da en büyük hedef Oumar Niasse...
Everton, Senegalli oyuncu için kapıyı 5 milyon Euro’dan açarken, Fırtına kıran kırana pazarlıklara başladı. 29 yaşındaki oyuncunun transfere sıcak bakması, görüşmelerde Trabzonspor’un elini güçlendiriyor.

Trabzonspor'da bilet çılgınlığı: Vallahi Billahi bilet kalmadı!

Bordo-Mavili taraftarlar, perşembe günü Sparta Prag ile oynanacak rövanş maçında da Akyazı’yı cehenneme çevirecek. 40 bin bilet kısa süre içerisinde tükenirken, Trabzon’da bulunan Passolig gişesine ‘Vallahi de billahi de yok, yemin ederiz biletler bitti” şeklinde yazı asıldı.
Bordo-Mavili taraftarlar sezonu müthiş açacak... Geçen yıl hiçbir maçta Fırtına’yı yalnız bırakmayan, yağmur çamur demeden hem Akyazı’ya hem de deplasmanlara giden Fırtınalı futbolseverler, Trabzon’daki yeni sezonun ilk resmi karşılaşmasında da Medical Park Stadyumu’nu tamamen dolduracak. UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu mücadelesinde perşembe günü 2- 2’nin rövanşında Çek ekibi Sparta Prag ile kozlarını paylaşacak olan Karadeniz ekibinde taraftarlar, stadyumu rakip için adeta bir cehenneme çevirecek. Tam 40 bin kişinin tribünde olacağı karşılaşmada yer yerinden oynayacak, müthiş bir atmosfer oluşturulacak.

‘VIP bile bitti’

Trabzonsporlu futbolseverlerin kritik karşılaşmaya gösterdiği yoğun ilgiden Passolig gişesi de nasibini aldı. Tüm koltukların tükenmesi nedeniyle internet üzerinden bilet alamayan taraftarlar, soluğu Passolig gişesinin önünde aldı. Burada yetkililer de yüzlerce kişiye aynı derdi anlatmaktan bıktı ve cama biletlerin tükendiğine dair bir yazı astı. O yazıda, “Bir tane bile kalmadı, evet 4 saatte bitti. VIP bile bitti, vallahi de billahi de yok, yemin ederiz bitti” ifadeleri yer aldı.

Trabzonspor taraftarları Yusuf Yazıcı'yı ilk maçında yalnız bırakmadı

Trabzonspor'dan Fransa Ligue 1 ekiplerinden Lille'e transfer olan Yusuf Yazıcı'yı Trabzonspor taraftarları ilk maçında yalnız bırakmadı.
Fransa Ligue 1'in ilk haftasında Mehmet Zeki Çelik ve Yusuf Yazıcı'nın formasını giydiği Lille, sahasında Nantes'i konuk ediyor. Mücadeleye Zeki Çelik ilk 11'de çıkarken, Yusuf Yazıcı ise karşılaşmaya yedek kulübesinde başladı.
Lille'nin Nantes'i konuk ettiği karşılaşmada Trabzonspor taraftarları da Yusuf Yazıcı'ya destek olmak için stadyumdaki yerlerini aldı. Lille kulübünün sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Trabzonspor formalı bir grup taraftarın fotoğrafı yer alırken, fotoğrafın altına "Yusuf Yazıcı, tribünlerde hoş bir karşılaşma ile ağırlandı" notu düşüldü.

Oumar Niasse harekatı

Gelecek sezon öncesinde son bir santrfor daha almayı hedefleyen Fırtına, Everton’da istediği şansı bulamayan Oumar Niasse bir kez daha ile görüşecek. Başkan Ağaoğlu ve kurmayları hafta içerisinde resmi temaslara başlayacak.
Geçtiğimiz hafta içerisinde Crystal Palace’den Alexander Sörloth’u kiralık olarak kadrosuna katan Bordo- Mavililer, forvet için yeniden harekete geçiyor...
Daha önce İngiltere Premier Lig ekiplerinden Everton’da forma giyen ancak istediği şansı bulamayan Oumar Niasse için Fırtına resmi temaslara başlayacak. Teknik direktör Ünal Karaman’ın da kadrosunda görmeyi çok istediği Senegalli santrfor için Trabzonspor Yönetimi, bir kez daha düğmeye basacak.

Bonservisini istiyorlar

Ahmet Ağaoğlu ve kurmaylarının önümüzdeki günlerde İngiltere’ye uçması bekleniyor. Karadeniz ekibinin hedefi daha önce ülkemizde Akhisarspor forması giyen 29 yaşındaki futbolcuyu bonservisiyle kadrosuna katmak. Böylece Bordo-Mavililer, Niasse transferiyle hücum hattındaki seçeneklerini en üst seviyeye çekmek istiyor. Geçen sezon 20 maça çıkan Niasse, gol sevinci yaşayamamıştı.

Fırtına’dan müthiş seri

Karadeniz ekibi, 26 Şubat’ta Türkiye Kupası çeyrek finalinde Ümraniyespor’a boyun eğdi. Bordo-Mavililer, bu tarihten beri yenilgi yüzü görmedi.
2018-19 sezonunda ligde oynadığı son 11 maçında 8 galibiyet ve 3 beraberlik alan Trabzonspor, daha sonra yeni sezon hazırlıkları kapsamında Avusturya’da oynanan 4 hazırlık maçından da beraberlikle ayrıldı. Fırtına, son olarak Avrupa Ligi Eleme maçında Sparta Prag ile 2-2 berabere kaldı ve yenilmezlik serisini 16 maça çıkardı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe Tv, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.08.06 11:07 Haberfutbol24 6 Ağustos 2019 Salı Spor Haberleri

6 Ağustos 2019 Salı Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'ın yeni transferi Victor Ruiz kimdir?
Beşiktaş, Abdullah Avcı'nın çok istediği sol stoper transferini bitirdi. Siyah-Beyazlılar, Villarreal forması giyen 30 yaşındaki stoper Victor Ruiz'i transfer etti. Peki Victor Ruiz kimdir?Beşiktaş, stopere Vida'nın yanına Villarreal'den Victor Ruiz'i transfer etti.
İşte Victor Ruiz'in futbol hayatı:
Futbola Espanyol alt yapısında başlayan Victor Ruiz 25 Ocak 1989 doğumlu. 2008 yılında profesyonel oldu ve Espanyol B takımına yükseldi. Buradaki başarısıyla bir sezon içinde Espanyool A takımına yükselen Ruiz, 2011 yılının devre arasında 8.5 milyon Euro karşılığnda Napoli'ye transfer oldu. Ancak İtalya'ya adapte olamayan Victor Ruiz, 8 milyon Euro'ya Valencia'ya aynı sene içinde transfer oldu. Valencia'da geçen üç sezonun ardından Villarreal'e kiralanan ispanyol stoper, sezon sonunda ise 2.70 milyon Euro'ya Villarreal'e transfer oldu.
Beşiktaş'ın bütçesi Dorukhan Toköz
Beşiktaş, transfer bütçesini oluşturmak için Dorukhan’ı elden çıkarma kararı aldı. Sıcak parayla stoper, sol bek, sol açık ve forvet transferi yapılacak.
Maddi sıkıntı içerisinde bulunan Beşiktaş, transfer bütçesini oluşturmak için Dorukhan Toköz’ü elden çıkarma kararı aldı.
Başarılı oyuncuyu Liverpool başta olmak üzere İngiltere’den 2 kulüp daha istiyor. Ada’da transfer dönemi 8 Ağustos’ta son buluyor. Genç oyuncu için İtalyanlar da devrede.
Dorunkhan’ın satışından gelecek sıcak para ile stoper, sol bek, forvet transferi yapılacak. Dorukhan’ın satışı gerçekleşirse, yerine en büyük aday Stuttgart’ın 21 yaşındaki orta sahası Orel Mangala. Mangala’nın kiralanma ihtimali var.
Manchester City'li oyuncudan Konoplyanka'ya "Come to Beşiktaş" mesajı!
Beşiktaş'ın transfer gündeminde olan Yevhen Konoplyanka ile ilgili sosyal medyada ilginç bir olay yaşandı.Manchester City forması giyen Oleksandr Zinchenko, vatandaşı Konoplyanka için "Come to Beşiktaş" yorumu yaptı.
Yevhen Konoplyanka, Instagram hesabından bir video paylaştı ve Zinchenko'yu etiketledi.
22 yaşındaki oyuncu, Konoplyanka'nın bu paylaşımına "Come to Beşiktaş" yazması büyük dikkat çekti.
Bolasie Joker
Beşiktaş'ta Burak Yılmaz'ın sakatlığı planları altüst ederken, forvet hattı için gündeme gelen Yannick Bolasie için görüşmeler devam ediyor.
Futbol Direktörü Ali Naibi, İngiltere çıkarmasında Everton ile temasa geçti ve oyuncuyu kiralamak istediklerini resmen iletti.
30 yaşındaki Kongolu oyuncunun hücumun her bölgesinde forma giymesi teknik direktör Abdullah Avcı'nın da bu transfere olumlu bakmasını sağladı. Sol kanada bir takviye isteyen Avcı, gerektiğinde sol kanatta da kullanabileceği forvetin kadro kalitesi açısından önemli olacağını belirtirken, Cenk Tosun'un da takım arkadaşıyla görüşerek Beşiktaş'ı anlattığı ve transferinde önemli rol oynadığı kaydedildi.
Beşiktaş Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin TV İzle, Canlı Maç İzle

6 Ağustos 2019 Salı Fenerbahçe Haberleri

Martin Skrtel Rangers yolunda

Slovak stoperin, İskoçya’nın Glasgow Rangers kulübüne yakın olduğu aktarıldı.
Fenerbahçe ile sözleşmesi sona eren Martin Skrtel için yeni bir gelişme yaşandı. Henüz hiçbir kulüple anlaşamayan Slovak stoperin, İskoçya’nın Glasgow Rangers kulübüne yakın olduğu aktarıldı.
Liverpool’dan eski takım arkadaşı Skrtel’i kadrosunda görmek isteyen Rangers teknik direktörü Steven Gerrard’ın bu transfer için ısrarlı olduğu ifade edildi. Fenerbahçe’nin sözleşme yenileme önerisini maddi konulardaki anlaşmazlık nedeniyle geri çeviren Skrtel’in de kariyerini İskoçya’da noktalamaya sıcak baktığı öğrenildi.

Inter’in gözü de Kolarov’da!

Sarı-lacivertli kulübün transfer listesinde yer alan Aleksander Kolarov’u Inter de renklerine bağlamaya çalışırken, Roma da oyuncusunu kadrosunda tutmaya çabalıyor.
Sarı-lacivertli kulübün transfer listesinde yer alan Aleksander Kolarov’u Inter de renklerine bağlamaya çalışırken, Roma da oyuncusunu kadrosunda tutmaya çabalıyor.
Sezon başında Inter’le anlaşan teknik direktör Antonio Conte, Sırp yıldızı ısrarla transfer etmek istiyor. İtalyan çalıştırıcının Kolarov ile de detaylı bir görüşme yaptığı ileri sürüldü. İtalya basınında yer alan haberlerde, Conte’nin, Şampiyonlar Ligi hedeflerinden bahsettiği ve kendisini direkt oynatmak istediğini Kolarov’a aktardığı bildirildi.
Conte’nin Kolarov’u hem sol bek hem de stoper gibi görevlendirmeyi düşündüğü de ifade edildi. 33 yaşındaki savunmacının mevcut kulübü Roma’da da teknik patron Paulo Fonseca, ayrılmasını istemiyor. Hem tecrübesi hem de savunmadaki çok yönlülüğüyle Kolarov’un kalmasını hedefliyor.
Fenerbahçe’de ise Ersun Yanal takımın şampiyonluk yarışındaki iddiasının Kolarov tarzı futbolcuları transfer etmekle olacağını düşünüyor. Deneyimli oyuncunun sol bek ve sol stoper olarak takıma kazandırılması için yoğun çaba harcanıyor.

Fonseca mesaj verdi

Teknik Direktör Ersun Yanal’ın, Hasan Ali Kaldırım’ın sakatlığında sol bekte, iyileştiğinde ise stoperde oynatmayı planladığı Kolarov’un transferi için pazarlıklar sürüyor.
Ancak bonservis bedeli istenmesinin yanı sıra Roma’nın yeni teknik direktörü Fonseca da futbolcudan vazgeçmiyor. Israrla merkez stopere ihtiyacı olduğunu belirten Portekizli teknik adam, son oynanan Lille maçında Kolarov’u 90 dakika sahada tuttu. Sırp futbolcunun planları içinde yer aldığını her fırsatta belirten Fonseca, Kolarov’un taliplerine adeta mesaj yolladı.

Fenerbahçe'nin tüm transfer için bütçesi 9 milyon euro

Eljif Elmas’ı Napoli’ye 16 milyon euroya gönderen Fenerbahçe’nin elinde transfer için harcayabileceği 9 milyon euro bulunuyor. Sarı-lacivertli yönetim bu parayla Kolarov, Gustavo ve Zanka’nın yanı sıra bir de golcü almanın planlarını yapıyor.
Fenerbahçe dört takviye daha yaparak transfer dönemini kapatmak istiyor.
Finansal Fair Play çerçevesinde hareket eden yönetimin elinde transfer için şu anda 9 milyon euroluk bütçe bulunuyor. UEFA anlaşması gereği sattığı kadar oyuncu alabilen sarı-lacivertliler, Eljif Elmas transferinden 16 Milyon euroyu kasasına koydu. Vedat Muriç için 3.5 milyon euro, Deniz Türüç için 2 milyon eurove Altay Bayındır için 1.5 milyon euro bonservis bedeli ödeyecek olan kulübün transfer için elinde 16 milyon euroluk bonservis gelirinden bu harcamalar düşüldüğünde 9 Milyon euro kalıyor. Dört bölge için 9 Milyon euro ödeyebilecek olan sarı-lacivertliler bu nedenle bazı isimleri bonservis bedelsiz takıma kazandırmayı umuyordu. Bu isimlerden en önemlisi Kolarov. Ancak Roma kulübünün ısrarla bonservis istemesi nedeniyle buradaki plan tam olarak tutmamıştı. Daha önce Sırp oyuncunun bonservisini alıp geleceği düşünülmüştü.
Kolarov’u bonservissiz alarak eldeki paranın büyük bölümünü Luiz Gustavo için harcamayı planlayan yönetimin bu planı henüz gerçekleşmedi. 9 Milyon euro bonservis isteyen Marsilya’nın bu miktarı aşağıya çekmesi bekleniyor. Tıkanan görüşmelerin tekrar başladığı ifade ediliyor. Sarı-lacivertliler forvet transferi için de kiralama modelini düşünüyor. İngiltere’de erken kapanacak transfer döneminin ardından bazı oyuncuların kiralama, bedelsiz kiralama veya sadece yüksek maaşlarının ödenmesi yoluyla kadroya katılması hesaplanıyor.
Stoperde ise ilk hedef Zanka... 29 yaşındaki Danimarkalı futbolcuyla anlaşılsa da Huddersfiled kulübü bonservis bedeli talep ediyor. Sonuç olarak sarı-lacivertliler; Kolarov, stoper ve forvet transferlerini bonservis ödemeden yaparsa Gustavo için Fransız kulübüne karşı masada eli daha güçlü olacak.

Fenerbahçe'nin son bombası Lucas Silva

Fenerbahçe son 3 sezonu Cruzeiro’da kiralık geçiren ancak bonservisi İspanyol ekibi Real Madrid'de olan 26 yaşındaki Lucas Silva'yı kiralamak için teklif yaptı. Real onay verdi, Silva da yıllık 2.5 milyon euroyu kabul etti.
Yeni sezonun startını şampiyonluk parolasıyla veren ve bu uğurda tüm imkanlarını seferber eden Fenerbahçe’nin yeni bombası Lucas Silva olacak. Transfer döneminde kadrosuna Muriç, Rodrigues, Kruse, Emre Belözüoğlu, Deniz Türüç gibi önemli isimleri katan Sarı-Lacivertliler’in Real Madridli ön libero Lucas Silva transferinde de önemli mesafe kat ettiği öğrenildi.

1 MİLYON EURO İNDİRİM YAPTI

Kanarya, Audi Cup’ta üçüncülük maçında karşılaştığı Real Madrid ile Brezilyalı oyuncu için ilk görüşeyi yapmıştı. Son 3 sezonu Cruzeiro’da kiralık olarak geçiren 26 yaşındaki oyuncuyu yeniden kiralamak için Kanarya’ya yeşil ışık yakan İspanyol ekibi ile devam eden görüşmelerin de olumlu geçtiği ve 1-2 gün içinde sonuç alınabileceği ifade edildi. Fenerbahçe, ilk olarak 3.5 milyon euro isteyen Silva’yı da senede 2.5 milyon euroya ikna etti.

SATIN ALMA OPSİYONU OLACAK

Mukaveleye satın alma opsiyonunun da konacağı ancak, bu konuda taraflar arasında henüz net bir mutabakatın sağlanmadığı da vurgulandı.Lucas Silva, kiralık olarak görev yaptığı Cruzeiro’da 3 sezonda 107 maça çıkarken 3 gol attı, 3 de asist yaptı.Lucas Silva, Brezilya’nın genç milli takımlarında 10 maça çıkıp, 2 de gol attı ancak A Takım seviyesinde oynayamadı. Asıl mevkisi ön libero olan Sambacı, 10 numara da da görev yapabiliyor.
Fenerbahçe Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin TV İzle, Canlı Maç İzle,

6 Ağustos 2019 Salı Galatasaray Haberleri

Bakayoko'dan Galatasaraylı taraftarları heyecanlandıran hareket!

Galatasaray'ın transfer listesinde yer aldığı iddia edilen Tiemoue Bakayoko, sarı-kırmızılı bir taraftarın 'Galatasaray'a gel' mesajını beğendi. Fransız oyuncunun bu hareketi Galatasaraylı taraftarları heyecanlandırdı.
Transfer çalışmalarını sürdüren Galatasaray'da gündem Chelsea'nin 24 yaşındaki oyuncusu Tiemoue Bakayoko. Sarı-kırmızılılar Fransız oyuncuyu kiralık olarak kadrosuna katmak istiyor.
Galatasaraylı yöneticiler Chelsea ile görüşmelerini sürdürürken, Bakayoko'nun sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı hareket transfere yeşil ışık verdiği şeklinde yorumlandı.
24 yaşındaki oyuncu, Galatasaraylı bir taraftarın 'Galatasaray'a gel' mesajını beğendi. Bakayoko'nun bu hareketi sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

Galatasaray'dan Falcao fedakarlığı

Kolombiyalı oyuncunun transferi için geri adım atan Galatasaray yönetimi Monaco'ya 3 milyon euro vermeye razı oldu.
Galatasaray’da Radamel Falcao bekleyişi sürüyor. Sarı-kırmızılı kulüp adına görüşmeleri gerçekleştiren menajer Ahmet Bulut önceki gece İstanbul’a dönerken sarı-kırmızılı yöneticilere bilgilendirme yaptı.
Monaco’nun Falcao transferine izin vermesi için bir veya iki takviye yapması gerektiğini anımsatan Bulut, bonservis konusunda ise rakamı 3 milyon euroya indirdiklerini aktardı.
Ahmet Bulut’un sunumu sonrası Başkan Mustafa Cengiz transferin gerçekleşmesi talimatı verdi. Buna göre daha önce Falcao’yu kesinlikle bonservis vererek transfer etmeme eğiliminde olan sarı-kırmızılılar taraftarın da beklentisini dikkate alarak bu konuda fedakârlık yapmaya hazır.
Kolombiyalı yıldızın transferi için nakit arayışına giren yöneticilerin ilk planda Monaco’ya ve futbolcuya yapılması planlanan ödeme için girişimlere başladığı bildirildi.
Galatasaray’da Falcao transferi için bugün veya yarın net bir sonuca varılması hedefleniyor.
Kolombiyalı futbolcunun menajeri Mendes ise sarı-kırmızılı yetkililere Valencia iddialarını yalanladı.
Öte yandan Radamel Falcao’nun instagram’da, “Binlerce kişi merak ediyor. Falcao Galatasaray’da oynayacak mı?” gönderisini beğenmesi sarı-kırmızılı taraftarları heyecanlandırdı.

Galatasaray’da hedef kupaları 3’lemek

2019 yılında Süper Lig şampiyonu olup, Ziraat Türkiye Kupası’nı müzesine götüren Galatasaray, TFF Süper Kupa’yı alıp hem yeni sezona moralli başlamak hem de bu yılki kupa sayısını 3'e çıkarmak istiyor.
Geride kalan futbol sezonunda Süper Lig ve Ziraat Türkiye Kupası şampiyonlukları yaşayan Galatasaray, yeni sezona da kupa ile başlayıp 2019 yılını 3 kupa ile tamlamak istiyor. Geçtiğimiz sezon yine bu kupada Akhisarspor ile mücadele eden sarı-kırmızılılar, penaltılarla kupayı kaybetmişti. İki takım son olarak Türkiye Kupası finalinde karşılaşmış, Galatasaray 1-0 geriye düştüğü maçtan 3-1 galip ayrılarak kupayı müzesine götürmüştü.

Cimbom ilk 2008’de kazandı

Yeni adıyla 2006 yılında oynanmaya başlanan Süper Kupa’da bugüne kadar 8 kez mücadele eden Galatasaray, bunların 5’inde zafere ulaşan ekip oldu. Bu kupayı ilk olarak 2008 yılında Kayserispor karşısında kazanan sarı-kırmızılılar, son olarak ise 2016 yılında Beşiktaş’ı geçerek kupaya uzandı.

4 hazırlık maçında 2 galibiyet

Galatasaray, yaz hazırlık döneminde 4 hazırlık maçı yaptı. Sarı-kırmızılılar, bu müsabakalarda 2 galibiyet alırken, 2 kez de mağlup oldu. Aslan; Avusturya kampında RB Leipzig'e 3-2, Augsburg'a 4-1 yenilirken, Bordeaux'u 3-1 mağlup etti. Son olarak İstanbul’da Panathinaikos ile mücadele eden Cimbom, sahadan 2-1 galip ayrıldı.

Yenilerin ilk resmi maç heyecanı

Sarı-kırmızılılar, 2019-2020 yaz transfer döneminde kadrosuna şu ana kadar 8 isim dahil etti. Cimbom; Adem Büyük, Ryan Babel, Valentine Ozornwafor, Jimmy Durmaz, Şener Özbayraklı, Okan Kocuk, Jean Michael Seri ve Emre Mor’u transfer etmişti. Bu isimlerden sakatlığı devam eden Şener haricindeki diğer futbolcular, Teknik Direktör Fatih Terim’in görev vermesi halinde Akhisarspor maçıyla birlikte ilk resmi maçına çıkacak.

Fatih Terim cezalı

Süper Lig'de geride kalan sezonun 33. haftasında oynanan Galatasaray - Medipol Başakşehir maçında hakem tarafından tribüne gönderilen ve Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) tarafından 3 maç men cezası alan Fatih Terim, Akhisarspor karşısında takımın yanında olamayacak. Terim’in yerine yedek kulübesinde yardımcı antrenör Levent Şahin yer alacak.

Terimli Galatasaray 19 kupa kazandı

Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, sarı-kırmızılıların başında bugüne kadar 19 kupa kazandı. Terim’in öğrencileri, Türkiye’ye 2000 yılında UEFA Kupası’nı getirirken, 8 Süper Lig, 3 Türkiye Kupası, 3 TSYD Kupası, 2 TFF Süper Kupa, 2 kez de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazandı.

Cuellar'ın gönlü Galatasaray'da!

Galatasaray'ın ön libero adayları arasında yer alan Gustavo Cuellar’ın Galatasaray’da forma giymek için çok istekli olduğu belirtildi.
Brezilya basınında yer alan haberlerde, “Cuellar, Galatasaray’ın teklifini kabul etmeye hazır. Uzun süredir Avrupa’da oynamak istiyordu. Bu onun için büyük bir fırsat” ifadelerine yer verildi.
Sözleşmesinde serbest kalma maddesi 50 milyon euro olarak yer alan 26 yaşındaki ön libero için Galatasaray’ın 3 milyon euro teklif ettiği, görüşmelerin sürdüğü öğrenildi.
Galatasaray Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin TV İzle, Canlı Maç İzle,

6 Ağustos 2019 Salı Trabzonspor Haberleri

Yusuf Yazıcı Lille'de ne kadar kazanacak?

17.5 milyon Euro karşılığında Trabzonspor'dan Lille'e transfer olan Yusuf Yazıcı'nın kazanacağı yıllık ücret de belli oldu.
Yusuf Yazıcı, 17.5 milyon Euro, bir sonraki satıştan yüzde 20 pay ve Edgar Le'nin bonservisinin yüzde 50'si karşılığında Lille'e transfer oldu.
Trabzonspor'da yıllık 2.5 milyon TL kazanan 22 yaşındaki oyuncu Fransız ekibinden vergilen hariç 1.1 milyon (6 milyon 800 bin TL) kazanacak.
İkinci yıldan itibaren maaşı bonuslarla birlikte artacak Yusuf Yazıcı'nın sözleşmesinde serbest kalma maddesi ise bulunmuyor.
"En fazla 2 yıl buradasın"
Bu arada imza töreninde Lille Sportif Direktörü Luis Campos Yusuf'u bu sözlerle onore etti. “Kontratın 5 yıllık ama en fazla 2 sene bizimlesin. Dünya starı olma yolunda ilk imzan”

Trabzonspor Diego Rolan ile görüşüyor

Trabzonspor, Diego Rolan ile görüşüyor! Spor Toto Süper Lig ekiplerinden Trabzonspor, İspanya Ligi takımlarından Deportivo forması giyen Uruguaylı forvet Diego Rolan ile görüşüyor.
Yahoo Sport FR'de yer alan habere göre; Karadeniz ekibi, Deportivo forması giyen 26 yaşındaki forvet oyuncu Diego Rolan'ı kiralık olarak kadrosuna katmak istiyor.

Diego Rolan kimdir?

26 yaşında, 1.77 boyundaki Uruguaylı forvet geçen sezon La Liga ekiplerinden Deportivo Alaves'te kiralık olarak forma giymişti. Uruguaylı golcü çıktığı 17 maçta gol atamadı. Rolan'ın bonservisi Deportivo La Coruna'da bulunuyor.

Kampa katıldı

Öte yandan Uruguaylı forvet, Deportivo La Coruna'nın kampına katıldı.

Trabzonspor'un rakibi Sparta Prag, moral depoladı

UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu’nda karşılaşacağı rakibi Sparta Prag, Çekya Ligi’nin 4. haftasında Pribram'ı 3-0 mağlup etti.
Fırtına’nın perşembe günü UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu’nda karşılaşacağı rakibi Sparta Prag, Çekya Ligi’nin 4. haftasında Pribram ile kozlarını paylaştı.
Milli futbolcumuz Semih Kaya’nın 90 dakika forma giydiği karşılaşmada Bordo- Beyazlılar, rakibini 3-0’lık skorla devirdi ve Trabzonspor maçı öncesinde moral depoladı.
Prag bu sonuçla 4. haftada 2. galibiyetini aldı ve puanını 7’ye yükseltti.

Trabzonspor Oumar Niasse transferini bitiriyor

Alexander Sörloth’un ardından Trabzonspor bir golcü daha alacak... Gündemdeki isim oldukça tanıdık: Oumar Niasse. 2014 ve 2016’da Fırtına’nın kapısından dönen 29 yaşındaki Senegalli yıldız, bu kez Bordo-Mavili formaya hiç olmadığı kadar yakın.Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu’nun, “Lig başlayana kadar 2 forvetin transferini bitirmek istiyoruz” sözlerinin ardından Bordo- Mavililer ilk olarak Alexander Sörloth’u duyurdu. Radardaki diğer golcüyü FANATİK açıklıyor: Oumar Niasse. 2014’te Akhisar forması giydiği dönemde ciddi şekilde görüşülen ancak transferi son anda yatan Niasse, 2016’da tekrar kiralık olarak gündeme gelmişti. Ancak bu kez de kulübü Everton transfere izin vermemişti. Aradan yıllar geçmesine rağmen Fırtına’nın Niasse aşkı bitmedi. Yusuf Yazıcı’yı Lille’e satan Fırtına, Senegalli yıldızı bu kez renklerine bağlamak istiyor.

Everton gönderecek

Oyuncu cephesiyle temaslar hız kazanırken, ikna çabaları sürüyor. Everton’da yeni sezonda forma şansı bulması çok zor gözüken Niasse, 1 yıl mukavelesinin kaldığı Premier Lig ekibinden ayrılacak. İngilizler’in bonservis konusunda sıkıntı çıkartmayacağı öğrenilirken, Trabzonspor Yönetimi Niasse’yi bitirmek için tüm kozları oynuyor.
Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV, Net Spor, Taraftarium 24 İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.07.11 10:57 Haberfutbol24 11 Temmuz 2019 Perşembe Transfer Haberleri

11 Temmuz 2019 Perşembe Beşiktaş Transfer Haberleri
Dorukhan Toköz transferinde son dakika! İtalyanlar açıkladı...
Beşiktaş'ın yıldız ismi Dorukhan Toköz'ün Udinese'ye transferinde sıcak saatler yaşanıyor. İtalyan basınından konuyla ilgili gündeme bomba gibi düşen bir son dakika haberi geldi. Beşiktaş'ın geçtiğimiz yaz Eskişehirspor'dan kadrosuna kattığı Dorukhan Toköz, yeni takımı için artık gün sayıyor. İtalyanların dünyaca ünlü spor gazetesi La Gazzetta dello Sport, bugün okuyucularıyla paylaştığı son dakika haberinde 23 yaşındaki milli futbolcunun Serie A ekiplerinden Udinese'ye transferinin bittiğini duyurdu.
Haberde defansif orta saha oyuncusu için Siyah Beyazlılar'a ödenecek olan bonservis bedelinin 10 milyon euro olacağı kaydedilirken konuyla ilgili resmi açıklamanın çok kısa bir süre içerisinde yapılacağı ifade edildi. Gazete, Beşiktaş'ın dün resmi internet sitesi aracılığıyla Udinese ile hazırlık maçı yapacağını duyurmasının da tesadüfi bir gelişme değil, doğrudan doğruya Dorukhan'ın transferiyle ilgili olduğunu yazdı.
Beşiktaş ilk transferini açıklıyor! Andres Lioi İstanbul'a geliyor.
Yaz transfer döneminin sessiz takımı Beşiktaş, siftahı 22 yaşındaki bir Arjantinliyle yapmaya hazırlanıyor. Siyah Beyazlılar'ın Rosario Central forması giyen sağ kanat oyuncusu Andres Lioi'yi imza için İstanbul'a getireceği öğrenildi.
Yaz transfer döneminin sessiz takımı Beşiktaş'la ilgili Arjantin'den gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi. Ülkede yayım yapan Diario Panorama gazetesi, Rosario Central forması giyen sağ kanat oyuncusu Andres Lioi'nin Avrupa'dan ciddi bir teklif aldığı için Central Cordoba'ya kiralanmaktan son anda vazgeçtiğini yazarken söz konusu teklifi yapan takımınsa Beşiktaş olduğu ortaya çıktı.
Arjantinli gazeteci Adriano Savalli, kendisine ait Twitter hesabından paylaştığı haberde "Andres Lioi, Beşiktaş'la şu an kontrat detaylarını görüşüyor. Central Cordoba'ya gitmeye çok yakındı ancak son anda devreye giren Türk kulübü işi bitirdi. Kendisi, yarın takımdan ayrılacak ve satın alma opsiyonuyla birlikte bir yıllığına kiralanacak." ifadelerini kullandı.
İşte Abdullah Avcı'nın aradığı stoper! Resmi teklif yapıldı
Beşiktaş, yeni sezon için transfer çalışmalarını sürdürüyor.
Siyah beyazlıların gündemine gelen Timothée Kolodziejczak transferinde önemli gelişmeler yaşanıyor.
Teknik Direktör Abdullah Avcı'nın öncelik verdiği sol stoper transferini gerçekleştirmek isteyen siyah beyazlılar, geçtiğimiz sezon Saint-Étienne'de kiralık olarak forma giyen Fransız stoper Timothée Kolodziejczak için teklifini yapmıştı.
Ortacizgi.com'un haberine göre; Beşiktaş yönetimi'nin 27 yaşındaki oyuncunun bonservisini elinde bulunduran Meksika ekibi Tigres'e 3,5 milyon Euro teklif ettiği öğrenildi.
Tigres ise Fransız oyuncu 4 milyon Euro bonservis bedeli talep ediyor.
Türkiye'de oynamaya sıcak bakan Timothée Kolodziejczak için siyah beyazlı yönetimin Meksika ekibinden haber beklediği belirtildi.
Wolverhampton istedi, Quaresma reddetti
Premier Lig ekibi, Beşiktaş’ın Portekizli süperstarının peşine düştü. Kartal’ın yıldızına menaceri aracılığıyla teklifte bulunan Ada ekibi, Q7’den olumsuz aldı. Tecrübeli futbolcu, 1 yıllık kontratına sadık kalma kararı aldı. Kara Kartal’ın Portekizli yıldızı Ricardo Quaresma’ya, İngiltere Premier Lig ekiplerinden Wolverhampton’ın talip olduğu ortaya çıktı. Beşiktaş’la 1 yıllık daha kontratı bulunan 35 yaşındaki kanat oyuncusu için menaceri aracılığıyla ilk teması kuran Ada ekibine, tecrübeli futbolcudan jet yanıt gitti. Beşiktaş’taki alacakları sebebiyle kulüple zaman zaman sorun yaşasa da ailesiyle birlikte İstanbul’daki hayatından memnun olduğunu belirten Q7’nin, menaceri aracılığıyla gelen bu öneriyi reddettiği bildirildi.
Avcı’yı da sevindirdi
Siyah-Beyazlılar’ın dün Riva’da yaptığı takım çalışmasında hırsı ve yüksek performansıyla dikkat çeken Ricardo Quaresma, yeni hocası Abdullah Avcı’yı da sevindirdi. Bireysel futbol anlayışında değişim gözlenen Q7, Avcı’nın takım oyunu üzerine kurduğu taktiğe adapte olduğu hemen fark edildi. Sık sık Avcı’yla performansıyla ilgili konuşan Portekizli süperstarın, yeni sezonda da Beşiktaş’ın en önemli hücum silahlarından birisi olması bekleniyor.
Canlı Maç İzle, Bein Sport Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV Taraftarium24 İzle,

11 Temmuz 2019 Perşembe Fenerbahçe Transfer Haberleri

Trezeguet resti çekti!

Reuters, Trezeguet'in Kasımpaşalı yöneticilerle görüştüğünü ve takımdan ayrılmak için izin istediğini yazdı. Mısırlı oyuncuya Fenerbahçe ve Aston Villa'nın talip olduğu biliniyor. Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal’ın transfer listesinde kanat için ilk sırada yer alan Mısırlı Mahmud Trezeguet ile ilgili Reuters’ten ilginç bir haber geldi.
Afrika Kupası’ndan Mısır’ın elenmesinden sonra Trezeguet’nin, Kasımpaşa yönetimiyle görüştüğü ve “Ayrılmam için izin verin. Beni isteyen önemli kulüpler var. Buradaki görevimi tamamladım. Şimdi gitmek istiyorum” dediği bildirildi.
Trezeguet’nin, Kasımpaşa tecrübesinin ardından daha fazla deneyim için bir başka kulübü istediği de belirtildi.
ASTON VİLLA 10 MİLYON VERİYOR
Haberde Mısırlı oyuncunun Kasımpaşa ile etkileyici bir performans ortaya koyduğu ve Türkiye Ligi’nin en iyi oyuncularından biri seçildiği belirtildi.
France Football tarafından da oyuncunun Mart ayında Avrupa’daki en iyi Afrikalı seçildiği vurgulandı. Trezeguet’yi Türk kulüpleri Fenerbahçe ve Galatasaray’ın dışında, Aston Villa, Watford, Lyon ve Marsilya gibi kulüplerin de istediği hatırlatıldı. Aston Villa’nın oyuncuya 10 milyon euro vermeye hazır olduğu da bildirildi.

Napoli Başkanı Elif Elmas transferini açıkladı!

Napoli Kulübü'nün Başkanı Aurelio De Laurentiis, Fenerbahçe'nin Makedon futbolcusu Eljif Elmas'ı transfer edebilmeleri için oyuncu satmaları gerektiğine dikkat çekti. İtalyan basınına açıklamalarda bulunan Laurentiis, 19 yaşındaki orta saha oyuncusu Eljif Elmas transferini çok önemsediklerini söyledi. Napoli Başkanı, transfer ile ilgili olarak şöyle konuştu;
"Eljif Elmas'ın transferini çok önemsiyoruz, bunu da inkar etmiyoruz. Bu transfer görüşmesinde ileri seviyeye geçtik. Ancak kadromuz çok geniş ve daha da kalabalıklaşmasını önlemek için satış yapmamız gerekiyor."

Kolarov'da şok gelişme! Fenerbahçe...

Ersun Yanal'ın gözdesi Aleksandar Kolarov'un Roma Teknik Direktörü Paulo Fonseca ile görüştüğü ve 1 yıl daha İtalyan kulübünde kalmaya sıcak baktığı iddia edildi. Fenerbahçe Kolarov transferini bitirmeye yaklaşmışken, Roma’nın başına geçen ve yönetime ‘kalsın’ raporu veren yeni teknik direktör Paulo Fonseca, dün futbolcuyla özel bir görüşme gerçekleştirdi.
Taraflar arasındaki görüşmenin neticesinde Sırp futbolcunun bir sene daha sarı-kırmızılı ekipte kalma konusuna soğuk bakmamaya başladığı ve şimdilik kendisine takımda yola devam edeceği gözüyle bakıldığı öğrenildi.
Portekizli teknik adamın, futbolcunun görev mevkisinde yapmayı düşündüğü değişiklik hakkında da kendisini bilgilendirdiği ve Kolarov’un bunu kabul ettiği belirlendi.
Buna göre Kolarov’u doğal bölgesi sol bek yerine stoperde kullanacağı bilgisinin deneyimli oyuncuya verildiği, takımda kaldığı takdirde bu bölgede oynayacağının farkında olduğu kaydedildi. Ancak tüm bu gelişmelere karşın oyuncunun Fenerbahçe’ye transferinin tamamen imkansız hale gelmediği ortaya çıktı. Sarı-lacivertlilerin ısrarını sürdürdüğü transfer sürecinin, önümüzdeki günlerde yeni gelişmeler ortaya çıkarmasının da sürpriz olmayacağı aktarıldı.
Roma teknik direktörü Fonseca’nın, futbolcusunu yeni görev bölgesinde oynarken görmeyi istediği, bunun için önümüzdeki haftalarda yapacakları hazırlık maçlarında kendisini burada oynatarak test etmek istediği tespit edildi. Ancak bunun uzun bir süre alacak olmasının getirdiği belirsizlik durumunun, futbolcunun soluğu yeni bir takımda almasıyla sonuçlanacak süreci başlatabileceğine de dikkat çekildi.

Ndiaye Fenerbahçe'ye gelmek istiyor!

Son olarak Muriç ve Altay’ı kadrosuna katan Fenerbahçe’de yeni hedef Badou Ndiaye. Kanarya, yıldız ismi kiralamak istiyor. 28 yaşındaki yıldızın Sarı-Lacivertliler'e sıcak baktığı, oyuncunun kulübü Stoke City ile ise görüşmelerin sürdüğü öğrenildi. Fenerbahçe'de yeni hedef Badou Ndiaye… Son olarak Vedat Muriç ve Altay Bayındır'a imza attıran, Garry Rodrigues transferini de bitirme noktasına gelen Sarı-Lacivertliler, Senegalli Ndiaye'yi de kadrosuna katarak orta alanı daha da güçlendirmek istiyor.

KİRALAMA TEKLİFİ YAPILACAK

Sarı-lacivertliler, geçen sezon Galatasaray forması giyen ve bonservisi Stoke City'de olan Ndiaye için İngiliz ekibine satın alma opsiyonlu, kiralama teklifinde bulunacak.

F.BAHÇE'YE SICAK BAKIYOR

Şu anda Senegal Milli Takımı ile Afrika Kupası'nda olan Ndiaye'nin Fenerbahçe'ye gelmeye sıcak baktığı öğrenildi. Bu da Sarı-Lacivertliler'in transferdeki şansını artırıyor.

ERSUN YANAL ÇOK BEĞENİYOR

F.Bahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal'ın Ndiaye'yi çok beğendiği ve takımında görmek istediği öğrenildi. Sarı-Lacivertli yönetim de 28 yaşındaki oyuncu için şartla zorlama kararı aldı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Bein Sport Şifresiz İzle, Futbol Cafe TV

11 Temmuz 2019 Perşembe Galatasaray Transfer Haberleri

Son dakika! Fernando Türkiye'den ayrıldı!!!

İspanya La Liga ekiplerinden Sevilla'ya transfer olan Galatasaray'ın yıldız futbolcusu Fernando Reges, ailesiyle birlikte Türkiye'den ayrıldı. Geçtiğimiz günlerde İspanyol ekiple anlaşma sağlayan Brezilyalı futbolcu, İstanbul Havalimanı'ndan Lizbon'a gitti. Fernando'nun daha sonra Sevilla kentine geçeceği öğrenildi.
Bu arada Fernando Reges, transferiyle ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtsız bıraktı.

Onyekuru Galatasaray'ı istiyor! Menajeriyle tartıştı!

Galatasaray forması giymek isteyen Onyekuru, CSKA Moskova’yla masaya oturan temsilcisi Barmada’yla tartıştı!. Transferin hızlı takımı Galatasaray, sürekli olarak yeni isimleri açıklarken taraftarlar, Onyekuru’nun durumunu merak ediyor. Bonservisi Everton’da bulunan 22 yaşındaki sol kanat oyuncusu için pazarlıklar sürerken menajeri Barmada, “CSKA Moskova’yı reddettiğimiz yönündeki haberler gerçeği yansıtmıyor. Görüşmeleri sürdürüyoruz” demişti. İşte bu sözler üzerine Henry Onyekuru ve menajerinin arasına soğukluk girdi.

GÖRÜŞMELER DONDURULDU

Nijeryalı futbolcu, temsilcisiyle bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek, “Everton beni 1 yıl daha kiralayacaksa bu takımın Galatasaray olmasını istiyorum. Rusya’yı kesinlikle düşünmüyorum. Galatasaray’la Şampiyonlar Ligi’nde vitrin yapabilirim” dedi. Bunun üzerine Barmada’nın Rus ekibiyle görüşmeleri dondurduğu belirtildi. G.Saray-Everton pazarlığı ise sürüyor.

Galatasaray'da ya Mariano ya da Linnes yolcu!

Galatasaray orta sahaya transfer yapmak için sağ bekteki Mariano ya da Linnes’den birini satmayı planlıyor. Öncelik ise Mariano’nun satılması...
Transferde yol haritasını belirleme uğraşı veren Galatasaray, orta sahaya transfer yapmak için Mariano ve Linnes'den birini göndermeyi planlıyor. Sağ bek pozisyonu için Şener Özbayraklı'nın transferinden sonra Mariano ve Linnes'ten birinin gönderilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

İLK TERCİH MARIANO

Galatasaray'da yıllık 2.2 milyon Euro olan Mariano'nun gönderilecek oyuncular arasında ilk sırada olduğu öğrenildi. Bu futbolcu için yapılan teklifler mercek altına alındı. Linnes için de bazı kulüplerin devrede olduğu belirlendi. G.Saray Yönetimi'nin bu konuda en kısa sürede karar vereceği öne sürüldü.

Galatasaray'dan sürpriz hamle... Muslera'nın yanına Okan Kocuk!

Galatasaray'dan sürpriz kaleci hamlesi... Yerli kaleci transferinde Galatasaray’ın gündeminde Okan Kocuk var. 23 yaşındaki başarılı file bekçisi için Bursaspor ile görüşme yapılacak. Okan'ın Galatasaray'a transfer olmayı çok istediği öğrenildi. Sarı-Kırmızılılar, bu yaz döneminde Muslera’nın arkasına artık iyi bir yerli kaleci almak istiyor. Yıllardır Uruguaylı file bekçisinin kadroda sağlam alternatifi bulunmazken, Galatasaray teknik heyeti Okan Kocuk’un ismini yönetime iletti. Küme düşen Bursaspor’la yeni sezon hazırlıklarına başlayan 23 yaşındaki Okan’ın bonservis bedeli 2.5 milyon TL. Geçen sezon Süper Lig’de 22 maça çıkıp, kalesinde 23 gol gören 1.87’lik genç eldiven, daha önce A Milli Takım’ın aday kadrosuna da çağrılmıştı. İkinci Başkan Abdurrahim Albayrak, önümüzdeki günlerde Bursaspor Yönetimi ile görüşecek ve Okan’ı resmen isteyecek. Genç eldiven ise Galatasaray’a gelmek için adeta can atıyor.
Canlı Maç İzle, Futbol Cafe TV, Bein Sport Şifresiz Maç İzle, Taraftarium24 İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.07.04 11:10 Haberfutbol24 4 Temmuz 2019 Perşembe Transfer Haberleri

4 Temmuz 2019 Perşembe Beşiktaş Transfer Haberleri
Boateng, Beşiktaş'a gelmek istiyor!
Kartal Kevin Boateng’i kiralamak için İtalyan kulübüyle aralıksız olarak görüşüyor. Yıldız futbolcunun da Beşiktaş’a gelmek istemesi bu transferin bitme ihtimalini çok güçlendirdi. Beşiktaş ​Boateng için görüşmelerine hız verdi. Takıma yararı olacak oyuncuların yanı sıra ses getirecek bir ismi renklerine bağlamak isteyen Siyah-Beyazlı yönetim Ganalı forvet için kulübü Sassoulo ile görüşmelerini aralıksız olarak sürdürüyor.
Yönetimin tecrübeli oyuncu için İtalyan kulübüne kiralama teklifinde bulunduğu gelen bilgiler arasında.
Ganalı starın Beşiktaş'ta oynamak istemesi Siyah- Beyazlı yönetimin elini güçlendirmiş durumda. Geçtiğimiz sezon İtalya Ligi'nde 13 maçta oynayan Boateng kiralık gittiği Barcelona'da ise 4 maçta forma giydi.
Beşiktaş Mehmet Topal'a teklif yaptı!
Mali sıkıntılar nedeniyle Dorukhan Toköz’ü satış listesine koyan Beşiktaş, Fenerbahçe ile olan sözleşmesini fesheden ve bonservisi elinden olan 33 yaşındaki oyuncu Mehmet Topal’a 2 yıllık sözleşme teklif etti. Beşiktaş'ta dün sürpriz bir gelişme yaşandı. Siyah beyazlıların uzun süre önce anlaştığı ancak Mısır kulübü Pyramids'in peşinat istemesi sebebiyle bir türlü imza attırılamayan Okechukwu Azubuike, Medipol Başakşehir ile anlaştı.
Mali sıkıntısı nedeniyle Dorukhan Toköz'ü satmaya karar veren ve İtalyan ekipleriyle temas halinde olan siyah-beyazlılar, mutlak bir ön libero için Mahmut Tekdemir'i gündemine alsa da Başakşehir'in oyuncusunu bırakmayacağını açıklaması üzerine ibrenin değişmesine neden oldu.
ABDULLAH AVCI ÇOK GÜVENİYOR
Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe ile sözleşmesini karşılıklı olarak fesheden Mehmet Topal ile resmi temaslara başlayan siyah-beyazlılar, Topal'ın da kariyerine Türkiye'de devam etme isteğiyle birlikte transferi hızlandırdı. 33 yaşındaki tecrübeli oyuncuyu teknik direktör Abdullah Avcı'nın istediği ve takıma büyük fayda sağlayacağına inandığı kaydedildi. Deneyimli isme iki yıllık sözleşme teklifi götürüldüğü öğrenilirken, transferde hafta başına kadar neticeye varılması bekleniyor. Futbolculuk kariyerinde 480 maç bulunan Mehmet Topal, bu maçlarda 31 gol atarken 30 da asist kaydetme başarısı gösterdi.
22 milyondan vazgeçmişti
Mehmet Topal, F.Bahçe'de yaşadığı yorucu olayları gerekçe göstererek, 3.4 milyon Euro (yaklaşık 22 milyon TL) alacağından vazgeçip sözleşmesini feshetmişti.
Beşiktaş'ta ikinci feda dönemi
Beşiktaş halihazırda kadrosunda bulunan 26 oyuncuya toplam 30 milyon 500 bin Euro garanti ücret ödüyor. Siyah beyazlı yönetim takımdan gidecekler ve yerlerine geleceklerle birlikte, maaş bütçesini bu rakamın da altına çekmeye çalışacak. Mali kriz nedeniyle takım bütçesinde küçülmeye giden Beşiktaş, adeta ikinci Feda dönemini başlattı. Siyah beyazlı yönetim, halihazırda elindeki 26 futbolcuya toplam 30 milyon 500 bin Euro garanti ücret veriyor. Henüz yeni bir transfer yapmayan Beşiktaş, takımdan ayrılacak oyuncular da hesaba katıldığında takım bütçesinde 30.5 milyon Euro’nun da altına düşmeye çalışacak. Bunun için de transferde acele edilmeyecek. Mümkün olduğunca bonservisi elinde olan oyunculara yönelecek olan Beşiktaş, oyunculara verilecek ücretlerde de istisnai durumlar hariç, 2 milyon Euro’nun üzerine çıkmayacak.
Uzatmak isteyen feda eder
Yönetim, gelecek sezon mukavelesi sona erecek olan ve takımda kalma arzusu olan ve halihazırda 2 milyon Euro’nun üzerinde ücret alan oyunculara da daha düşük kontrat önerecek. Bunu kabul eden isimlerin sözleş
meleri uzatılacak. Siyah beyazlı takımda Quaresma, Vida, Medel, Ljalic, Lens 2 milyon Euro’nun üzerinde yıllık garanti ücret alıyor. Bu oyunculardan Ljajic hariç diğerlerinin hepsine uygun teklifler gelirse elden çıkarılacak. Bu da hem kulübe gelir sağlayacak hem de yüksek kontrat yükünü azaltacak.
Cyle Larin’den tasarruf
1.6 MİLYon Euro yıllık garanti ücret alan ancak yeterli verimi sağlamayan 24 yaşındaki Cyle Larin, en kötü ihtimalle kiralık olarak gönderilecek. Gerekirse bu oyuncunun yıllık ücretinin bir kısmını Beşiktaş ödemeye devam edecek. Yönetim, “Larin’den ne kadar tasarruf yapsam kârdır” mantığıyla bakıyor. Kanadalı golcünün Belçika ekibi Zulte Waregem’e kiralandığı öğrenilse de bu konuda henüz resmi açıklama yapılmış değil. Kadroda bulunan 11 yabancıya 19.6 milyon Euro ödenirken, 15 yerliye ise 70.8 milyon lira (10.9 milyon Euro) ödeniyor.
Beşiktaş Ali Adnan için girişimlere başladı!
Beşiktaş, Umut Meraş’taki belirsizlik nedeniyle Udinese’de oynayan Ali Adnan’a yöneldi. Yönetim İtalyan kulübüne resmi teklifte bulundu. Beşiktaş Yönetimi'nin Abdullah Avcı'nın isteği üzerine bu transferi bitirmek için çaba sarfettiği gelen bilgiler arasında yer alıyor. Beşiktaş'tan yeni bir atak... Yeni sezonda sol bekte sıkıntı yaşamak istemeyen Siyah- Beyazlı yönetim Bursaspor'da oynayan Umut Meraş'taki belirsizlik nedeniyle rotayı daha önce Çaykur Rizespor forması giyen Ali Adnan'a çevirdi.
Bonservisi İtalyan kulübü Udinese'de olan Iraklı futbolcu Vancouver'da kiralık olarak forma giyiyordu. Beşiktaş Yönetimi'nin Abdullah Avcı'nın isteği üzerine bu transferi bitirmek için çaba sarfettiği gelen bilgiler arasında yer alıyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle

4 Temmuz 2019 Perşembe Fenerbahçe Transfer Haberleri

Bryan Dabo'nun menajerinden flaş Fenerbahçe açıklaması!

Önümüzdeki sezona iddialı bir kadroyla girebilmek için çalışmalarını hız kesmeden sürdüren Fenerbahçe'nin Fiorentina forması giyen Bryan Dabo'yu transfer etmek istediği öne sürülmüştü. Oyuncunu menajeri Patrick Mendy de çıkan iddialar üzerine bir açıklamada bulundu. Önümüzdeki sezona iddialı bir kadroyla girebilmek için çalışmalarını hız kesmeden sürdüren Fenerbahçe'nin merkez orta saha bölgesini Serie A ekiplerinden Fiorentina'da forma giyen Bryan Dabo'yla güçlendireceği öne sürülmüştü.
Kulübüyle 2022 yazına kadar kontratı bulunan 27 yaşındaki Burkina Fasolu futbolcunun menajeri Patrick Mendy'den çıkan bu iddialar üzerine bir açıklama geldi. İtalya'da yayım yapan "Fiorentina.it" adlı internet sitesine konuşan Mendy, oyuncunun Sarı Lacivertliler'e transfer olup olmayacağına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
"Fenerbahçe'yle hiçbir görüşmemiz olmadı. Bunların yalnızca birer dedikodudan ibaret olduğunu düşünüyorum. Zira Fenerbahçe'nin sportif direktörü Damien Comolli'yi çok tanıyorum ve oyuncumu istese beni kesinlikle arardı. Bryan şu anda Fiorentina'ya odaklanmış durumda ve başarılı bir sezon geçirmeyi hedefliyor. Yeni yönetimle şimdiye dek görüşmedim. An itibarı ile de planlanmış bir görüşmemiz yok."

Fenerbahçe Yasir Subaşı'nı kadrosuna kattı! Sıra Rodrigues'te...

Kadrosuna daha önce Murat Sağlam, Allahyar Sayyadmanesh, Emre Belözoğlu ve Max Kruse’yi kattığını açıklayan sarı lacivertli kulüp, 23 yaşındaki sol beki de transfer edecek. Ayrıca Garry Rodrgues için görüşmeler sürüyor. Fenerbahçe'de transfer harekatı sürüyor. 1. Lig ekibi Ümraniyespor’da forma giyen Yasir Subaşı, 14 bin Euro’ya transfer olduğu İstanbul ekibindeki başarılı performansıyla dikkat çekti. Bunun üzerine F.Bahçe, eski oyuncusunun sözleşmesindeki, “1 milyon TL’ye geri alınabilir” maddesini devreye soktu ve Yasir’i renklerini kattı.
2 yıl için 5 milyon Euro ödenecek
F.Bahçe'nin , Suudi Arabistan ekibi Al Ittihad’ın gelecek sezon planlamasında yer almayacak Garry Rodrigues’i kiraladığı ifade edildi.
Yeşil Burun Adalı 28 yaşındaki kanat oyuncusunun transferinin kısa süre içerisinde duyurulması bekleniyor. Rodrigues ile 2 sezonluk sözleşme imzalanacağı ve futbolcunun da yaklaşık 2-2.5 milyon Euro civarı yıllık ücret alacağı belirtildi.

İngilizlerden Ozan Tufan'a büyük övgü!

İngilizler, derinlemesine Ozan Tufan’ı analiz etti. Türkiye’de oldukça ses getiren Ozan’ın, şimdi yeteneklerini Avrupa’ya ispatlaması gerektiği yazıldı.
İngilizler'in ünlü analiz platformu ‘totalfootballanalysis’, F.Bahçeli Ozan Tufan’ı inceledi. Kiralık gittiği Alanya’da ve Milli Takım’daki verileri üstünden gidilen grafiklerde, şu detaylar vardı:
Bir merkez orta sahaya göre atak ve savunmada çok rahat. Aynı zamanda saldırma ve patlama oranı yüksek. Anahtar pasları iyi. Cesaretini toplarsa, iyi bir oyuncu olacak. 24 yaşına kadar Milli Takım, F.Bahçe ve Bursa deneyimleriyle, ulusal düzeyde ses getirdi. Becerilerini kullanırsa, Avrupa’da ses getirecek. Türk futbolu için önemli bir sanatçı.

Elif Elmas Fenerbahçe'nin kasasını dolduracak

Fenerbahçe yönetimi, Makedon oyuncusunun transferinde hedefi bir hayli yükseğe çekti, planını değiştirdi. Birçok Avrupa ekibinin yakın takibinde olan Eljif Elmas için bonservisindeki çıkış maddesi olan 23 milyon euronun kulübe kazandırılması düşünülüyor. Bu nedenle genç yıldızın bir sezon daha sarı-lacivertli takımda kalıp, gelecek sezon satılması düşüncesi üzerinde ciddi ciddi duruluyor
Fenerbahçe Yönetimi Eljif Elmas transferinde hedef büyüttü. Birçok Avrupa kulübünün yakın takibinde olan genç futbolcu için bonservisindeki çıkış maddesi olan 23 milyon euronun kulübe kazandırılması hedefleniyor.
Sezon başı ve ortasındaki kötü performansı sebebiyle büyük hayal kırıklığı yaşayan yönetim, ardından Eljif ile biraraya gelmişti. Kötü gidişatın sebepleri masaya yatırılmıştı. Bu görüşme sonrası kendi pozisyonunda oynamaya başlayan Makedon futbolcunun performansı müthiş şekilde arttı. Daha önce 5-6 milyon euroya satma fikri hakimken bu miktar 15’lere yaklaştı.
Şimdiyse yönetimde Eljif’in 15 milyon euronun da üzerinde bir rakama satılma ihtimalinden bahsediliyor. Genç futbolcunun satışı için öncelikle UEFA kararı bekleniyor. Ancak yönetimin kafasında Eljif’ten maksimum bonservis geliri kazanmak var.
Bu nedenle futbolcunun satılmayıp bir sezon daha oynatılması ve 23 milyon euroya gönderilmesi planı üzerinde de ciddi ciddi duruluyor.
Baba faktörü
Genç futbolcunun babası Cevat Elmas ise bir İtalyan bir de Makedon menajerle tek tek külüpleri geziyor. Özellikle İtalyan kulüpleri ile yakın ilişki içine girilse de henüz hiçbir kulüpten resmi bir teklif gelmedi. Sadece menajerler aracılığıyla sarı - lacivertli kulübün ne kadar bonservis bedeli istediği soruluyor. Teklif edilebilecek rakamlar aktarılıyor
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle

4 Temmuz 2019 Perşembe Galatatasaray Transfer Haberleri

Galatasaray'dan Gustavo Cuellar bombası! 6 milyon euroluk teklif...

Yaz transfer döneminin hareketli takımı Galatasaray'la ilgili Brezilya'dan gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi. Sarı Kırmızılı kulübün 26 yaşındaki Kolombiyalı futbolcu Gustavo Cuellar için kulübü Flamengo'nun kapısını çok ciddi bir teklifte çaldığı öne sürüldü
Yaz transfer döneminde Ryan Babel, Jimmy Durmaz, Valentine Ozornwafor, Şener Özbayraklı ve Adem Büyük'ü kadrosuna katan Galatasaray ile ilgili Brezilya'dan gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi
Transferin en hareketli takımı olan Sarı Kırmızılılar'ın Flamengo'da forma giyen 26 yaşındaki Kolombiyalı defansif orta saha oyuncusu Gustavo Cuellar için transfer teklifinde bulunduğu öne sürüldü.

Son dakika! Galatasaray'dan Başakşehir'e flaş transfer!

Medipol Başakşehir, altyapının başına Galatasaray'dan ayrılan Nedim Yiğit'i getirdiğini resmen açıkladı. eni sezon hazırlıklarını sürdüren Medipol Başakşehir'den geleceğe yönelik büyük bir adım atıldı. Son olarak Galatasaray altyapısının başında bulunan Nedim Yiğit, Başakşehir'in altyapsının başına geçti.
Medipol Başakşehir'in yaptığı açıklama şöyle;
İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü Akademi Direktörlüğü görevine Nedim Yiğit getirilmiştir. Uzun yıllar Genç Milli Takımlar ve A Milli Takım’da da görev yapmış olan Nedim Yiğit’e ailemize hoş geldin diyor, başarılar diliyoruz.

Flaş iddia! Yusuf Erdoğan'ın transferi askıya alındı.

Galatasaray'da yönetimin, transfer bitmeden Sarı-Kırmızılı formayla fotoğrafı ortaya çıkan Yusuf Erdoğan'ın transferini askıya aldığı iddia edildi. Yusuf Erdoğan'ın Galatasaray formasıyla verdiği fotoğraf başına bela oldu.
Cimbom; Jimmy Durmaz, Babel, Şener Özbayraklı, Adem Büyük, Ryan Babel, Ozornwafor gibi isimlerin transferini açıklarken, Yusuf Erdoğan'da flaş bir gelişme yaşandı.
Bonservisi elinde olan ve İstanbul’da hazırlıklarını sürdüren Yusuf’un, henüz imzayı atmadan askerde iken Galatasaray forması giymesinin sarı kırmızılı yöneticiler tarafından doğru bulunmadığı ve transferin askıya alındığı öne sürüldü.

Mbaye Diagne bu yüzden Arabistan'a transfer olamıyor!

Suudi Arabistan'daki futbol kulüpleri ve yönetimleriyle ilgili derin araştırmada Diagne'nin menajeri D'Avila'nın da adı geçti. Galatasaray, transfere kaynak bulabilmek için dört gözle Diagne’nin satışını beklerken, Suudi Arabistan kapısı kapandı. Genişletilen yolsuzluk soruşturmasında Diagne’nin menajeri William D’Avila’nın da isminin bulunması transferin başka ülkelere kaymasına neden oldu.
Suudi Arabistan’da futbol kulüplerinde yaşanan yolsuzluklar nedeniyle kulüp yönetimlerinin değişmesi ve Diagne transferinin de buna takılması olayı bununla da kalmadı. Derin soruşturmaya Türk futbol piyasasının yakından tanıdığı bir menajer de takıldı.
Suudi devletinin geçmişteki birçok transferi mercek altına aldığı ve Diagne’nin transferi için aracı olan menajer William D’Avila’nın adının da bu soruşturmalarda geçtiği ifade edildi. Bu durum nedeniyle Diagne’nin Suudi Arabistan Ligi Şampiyonu Al Nassr’a transferinin neredeyse imkansız bir hal aldığı ifade edildi. Suudi Arabistan’daki sıkıntılar nedeniyle Diagne için başka pazarlara kaydıkları, sarı-kırmızılıların da bir takım arayışının olduğu bildirildi. Galatasaray’daki birçok yapılacak transferin Diagne’nin satışıyla ilgili olması da yine bazı planların ertelenmesine neden olabilecek gibi görünüyor.
Derdiyok da gidemedi
Suudi pazarındaki duraklama nedeniyle birçok transfer de süreçten olumsuz etkilendi. Galatasaray ile sözleşmesi biten Eren Derdiyok’un da bir Suudi kulübü ile anlaşmasına karşın, yaşanan süreç nedeniyle bu transferin gerçekleşmediği dile getirildi.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.07.04 11:09 Haberfutbol24 4 Temmuz 2019 Perşembe Transfer Haberleri

4 Temmuz 2019 Perşembe Beşiktaş Transfer Haberleri

Boateng, Beşiktaş'a gelmek istiyor!
Kartal Kevin Boateng’i kiralamak için İtalyan kulübüyle aralıksız olarak görüşüyor. Yıldız futbolcunun da Beşiktaş’a gelmek istemesi bu transferin bitme ihtimalini çok güçlendirdi. Beşiktaş ​Boateng için görüşmelerine hız verdi. Takıma yararı olacak oyuncuların yanı sıra ses getirecek bir ismi renklerine bağlamak isteyen Siyah-Beyazlı yönetim Ganalı forvet için kulübü Sassoulo ile görüşmelerini aralıksız olarak sürdürüyor.
Yönetimin tecrübeli oyuncu için İtalyan kulübüne kiralama teklifinde bulunduğu gelen bilgiler arasında.
Ganalı starın Beşiktaş'ta oynamak istemesi Siyah- Beyazlı yönetimin elini güçlendirmiş durumda. Geçtiğimiz sezon İtalya Ligi'nde 13 maçta oynayan Boateng kiralık gittiği Barcelona'da ise 4 maçta forma giydi.
Beşiktaş Mehmet Topal'a teklif yaptı!
Mali sıkıntılar nedeniyle Dorukhan Toköz’ü satış listesine koyan Beşiktaş, Fenerbahçe ile olan sözleşmesini fesheden ve bonservisi elinden olan 33 yaşındaki oyuncu Mehmet Topal’a 2 yıllık sözleşme teklif etti. Beşiktaş'ta dün sürpriz bir gelişme yaşandı. Siyah beyazlıların uzun süre önce anlaştığı ancak Mısır kulübü Pyramids'in peşinat istemesi sebebiyle bir türlü imza attırılamayan Okechukwu Azubuike, Medipol Başakşehir ile anlaştı.
Mali sıkıntısı nedeniyle Dorukhan Toköz'ü satmaya karar veren ve İtalyan ekipleriyle temas halinde olan siyah-beyazlılar, mutlak bir ön libero için Mahmut Tekdemir'i gündemine alsa da Başakşehir'in oyuncusunu bırakmayacağını açıklaması üzerine ibrenin değişmesine neden oldu.
ABDULLAH AVCI ÇOK GÜVENİYOR
Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe ile sözleşmesini karşılıklı olarak fesheden Mehmet Topal ile resmi temaslara başlayan siyah-beyazlılar, Topal'ın da kariyerine Türkiye'de devam etme isteğiyle birlikte transferi hızlandırdı. 33 yaşındaki tecrübeli oyuncuyu teknik direktör Abdullah Avcı'nın istediği ve takıma büyük fayda sağlayacağına inandığı kaydedildi. Deneyimli isme iki yıllık sözleşme teklifi götürüldüğü öğrenilirken, transferde hafta başına kadar neticeye varılması bekleniyor. Futbolculuk kariyerinde 480 maç bulunan Mehmet Topal, bu maçlarda 31 gol atarken 30 da asist kaydetme başarısı gösterdi.
22 milyondan vazgeçmişti
Mehmet Topal, F.Bahçe'de yaşadığı yorucu olayları gerekçe göstererek, 3.4 milyon Euro (yaklaşık 22 milyon TL) alacağından vazgeçip sözleşmesini feshetmişti.
Beşiktaş'ta ikinci feda dönemi
Beşiktaş halihazırda kadrosunda bulunan 26 oyuncuya toplam 30 milyon 500 bin Euro garanti ücret ödüyor. Siyah beyazlı yönetim takımdan gidecekler ve yerlerine geleceklerle birlikte, maaş bütçesini bu rakamın da altına çekmeye çalışacak. Mali kriz nedeniyle takım bütçesinde küçülmeye giden Beşiktaş, adeta ikinci Feda dönemini başlattı. Siyah beyazlı yönetim, halihazırda elindeki 26 futbolcuya toplam 30 milyon 500 bin Euro garanti ücret veriyor. Henüz yeni bir transfer yapmayan Beşiktaş, takımdan ayrılacak oyuncular da hesaba katıldığında takım bütçesinde 30.5 milyon Euro’nun da altına düşmeye çalışacak. Bunun için de transferde acele edilmeyecek. Mümkün olduğunca bonservisi elinde olan oyunculara yönelecek olan Beşiktaş, oyunculara verilecek ücretlerde de istisnai durumlar hariç, 2 milyon Euro’nun üzerine çıkmayacak.
Uzatmak isteyen feda eder
Yönetim, gelecek sezon mukavelesi sona erecek olan ve takımda kalma arzusu olan ve halihazırda 2 milyon Euro’nun üzerinde ücret alan oyunculara da daha düşük kontrat önerecek. Bunu kabul eden isimlerin sözleş
meleri uzatılacak. Siyah beyazlı takımda Quaresma, Vida, Medel, Ljalic, Lens 2 milyon Euro’nun üzerinde yıllık garanti ücret alıyor. Bu oyunculardan Ljajic hariç diğerlerinin hepsine uygun teklifler gelirse elden çıkarılacak. Bu da hem kulübe gelir sağlayacak hem de yüksek kontrat yükünü azaltacak.
Cyle Larin’den tasarruf
1.6 MİLYon Euro yıllık garanti ücret alan ancak yeterli verimi sağlamayan 24 yaşındaki Cyle Larin, en kötü ihtimalle kiralık olarak gönderilecek. Gerekirse bu oyuncunun yıllık ücretinin bir kısmını Beşiktaş ödemeye devam edecek. Yönetim, “Larin’den ne kadar tasarruf yapsam kârdır” mantığıyla bakıyor. Kanadalı golcünün Belçika ekibi Zulte Waregem’e kiralandığı öğrenilse de bu konuda henüz resmi açıklama yapılmış değil. Kadroda bulunan 11 yabancıya 19.6 milyon Euro ödenirken, 15 yerliye ise 70.8 milyon lira (10.9 milyon Euro) ödeniyor.
Beşiktaş Ali Adnan için girişimlere başladı!
Beşiktaş, Umut Meraş’taki belirsizlik nedeniyle Udinese’de oynayan Ali Adnan’a yöneldi. Yönetim İtalyan kulübüne resmi teklifte bulundu. Beşiktaş Yönetimi'nin Abdullah Avcı'nın isteği üzerine bu transferi bitirmek için çaba sarfettiği gelen bilgiler arasında yer alıyor. Beşiktaş'tan yeni bir atak... Yeni sezonda sol bekte sıkıntı yaşamak istemeyen Siyah- Beyazlı yönetim Bursaspor'da oynayan Umut Meraş'taki belirsizlik nedeniyle rotayı daha önce Çaykur Rizespor forması giyen Ali Adnan'a çevirdi.
Bonservisi İtalyan kulübü Udinese'de olan Iraklı futbolcu Vancouver'da kiralık olarak forma giyiyordu. Beşiktaş Yönetimi'nin Abdullah Avcı'nın isteği üzerine bu transferi bitirmek için çaba sarfettiği gelen bilgiler arasında yer alıyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle

4 Temmuz 2019 Perşembe Fenerbahçe Transfer Haberleri

Bryan Dabo'nun menajerinden flaş Fenerbahçe açıklaması!

Önümüzdeki sezona iddialı bir kadroyla girebilmek için çalışmalarını hız kesmeden sürdüren Fenerbahçe'nin Fiorentina forması giyen Bryan Dabo'yu transfer etmek istediği öne sürülmüştü. Oyuncunu menajeri Patrick Mendy de çıkan iddialar üzerine bir açıklamada bulundu. Önümüzdeki sezona iddialı bir kadroyla girebilmek için çalışmalarını hız kesmeden sürdüren Fenerbahçe'nin merkez orta saha bölgesini Serie A ekiplerinden Fiorentina'da forma giyen Bryan Dabo'yla güçlendireceği öne sürülmüştü.
Kulübüyle 2022 yazına kadar kontratı bulunan 27 yaşındaki Burkina Fasolu futbolcunun menajeri Patrick Mendy'den çıkan bu iddialar üzerine bir açıklama geldi. İtalya'da yayım yapan "Fiorentina.it" adlı internet sitesine konuşan Mendy, oyuncunun Sarı Lacivertliler'e transfer olup olmayacağına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
"Fenerbahçe'yle hiçbir görüşmemiz olmadı. Bunların yalnızca birer dedikodudan ibaret olduğunu düşünüyorum. Zira Fenerbahçe'nin sportif direktörü Damien Comolli'yi çok tanıyorum ve oyuncumu istese beni kesinlikle arardı. Bryan şu anda Fiorentina'ya odaklanmış durumda ve başarılı bir sezon geçirmeyi hedefliyor. Yeni yönetimle şimdiye dek görüşmedim. An itibarı ile de planlanmış bir görüşmemiz yok."

Fenerbahçe Yasir Subaşı'nı kadrosuna kattı! Sıra Rodrigues'te...

Kadrosuna daha önce Murat Sağlam, Allahyar Sayyadmanesh, Emre Belözoğlu ve Max Kruse’yi kattığını açıklayan sarı lacivertli kulüp, 23 yaşındaki sol beki de transfer edecek. Ayrıca Garry Rodrgues için görüşmeler sürüyor. Fenerbahçe'de transfer harekatı sürüyor. 1. Lig ekibi Ümraniyespor’da forma giyen Yasir Subaşı, 14 bin Euro’ya transfer olduğu İstanbul ekibindeki başarılı performansıyla dikkat çekti. Bunun üzerine F.Bahçe, eski oyuncusunun sözleşmesindeki, “1 milyon TL’ye geri alınabilir” maddesini devreye soktu ve Yasir’i renklerini kattı.
2 yıl için 5 milyon Euro ödenecek
F.Bahçe'nin , Suudi Arabistan ekibi Al Ittihad’ın gelecek sezon planlamasında yer almayacak Garry Rodrigues’i kiraladığı ifade edildi.
Yeşil Burun Adalı 28 yaşındaki kanat oyuncusunun transferinin kısa süre içerisinde duyurulması bekleniyor. Rodrigues ile 2 sezonluk sözleşme imzalanacağı ve futbolcunun da yaklaşık 2-2.5 milyon Euro civarı yıllık ücret alacağı belirtildi.

İngilizlerden Ozan Tufan'a büyük övgü!

İngilizler, derinlemesine Ozan Tufan’ı analiz etti. Türkiye’de oldukça ses getiren Ozan’ın, şimdi yeteneklerini Avrupa’ya ispatlaması gerektiği yazıldı.
İngilizler'in ünlü analiz platformu ‘totalfootballanalysis’, F.Bahçeli Ozan Tufan’ı inceledi. Kiralık gittiği Alanya’da ve Milli Takım’daki verileri üstünden gidilen grafiklerde, şu detaylar vardı:
Bir merkez orta sahaya göre atak ve savunmada çok rahat. Aynı zamanda saldırma ve patlama oranı yüksek. Anahtar pasları iyi. Cesaretini toplarsa, iyi bir oyuncu olacak. 24 yaşına kadar Milli Takım, F.Bahçe ve Bursa deneyimleriyle, ulusal düzeyde ses getirdi. Becerilerini kullanırsa, Avrupa’da ses getirecek. Türk futbolu için önemli bir sanatçı.

Elif Elmas Fenerbahçe'nin kasasını dolduracak

Fenerbahçe yönetimi, Makedon oyuncusunun transferinde hedefi bir hayli yükseğe çekti, planını değiştirdi. Birçok Avrupa ekibinin yakın takibinde olan Eljif Elmas için bonservisindeki çıkış maddesi olan 23 milyon euronun kulübe kazandırılması düşünülüyor. Bu nedenle genç yıldızın bir sezon daha sarı-lacivertli takımda kalıp, gelecek sezon satılması düşüncesi üzerinde ciddi ciddi duruluyor
Fenerbahçe Yönetimi Eljif Elmas transferinde hedef büyüttü. Birçok Avrupa kulübünün yakın takibinde olan genç futbolcu için bonservisindeki çıkış maddesi olan 23 milyon euronun kulübe kazandırılması hedefleniyor.
Sezon başı ve ortasındaki kötü performansı sebebiyle büyük hayal kırıklığı yaşayan yönetim, ardından Eljif ile biraraya gelmişti. Kötü gidişatın sebepleri masaya yatırılmıştı. Bu görüşme sonrası kendi pozisyonunda oynamaya başlayan Makedon futbolcunun performansı müthiş şekilde arttı. Daha önce 5-6 milyon euroya satma fikri hakimken bu miktar 15’lere yaklaştı.
Şimdiyse yönetimde Eljif’in 15 milyon euronun da üzerinde bir rakama satılma ihtimalinden bahsediliyor. Genç futbolcunun satışı için öncelikle UEFA kararı bekleniyor. Ancak yönetimin kafasında Eljif’ten maksimum bonservis geliri kazanmak var.
Bu nedenle futbolcunun satılmayıp bir sezon daha oynatılması ve 23 milyon euroya gönderilmesi planı üzerinde de ciddi ciddi duruluyor.
Baba faktörü
Genç futbolcunun babası Cevat Elmas ise bir İtalyan bir de Makedon menajerle tek tek külüpleri geziyor. Özellikle İtalyan kulüpleri ile yakın ilişki içine girilse de henüz hiçbir kulüpten resmi bir teklif gelmedi. Sadece menajerler aracılığıyla sarı - lacivertli kulübün ne kadar bonservis bedeli istediği soruluyor. Teklif edilebilecek rakamlar aktarılıyor
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle

4 Temmuz 2019 Perşembe Galatatasaray Transfer Haberleri

Galatasaray'dan Gustavo Cuellar bombası! 6 milyon euroluk teklif...

Yaz transfer döneminin hareketli takımı Galatasaray'la ilgili Brezilya'dan gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi. Sarı Kırmızılı kulübün 26 yaşındaki Kolombiyalı futbolcu Gustavo Cuellar için kulübü Flamengo'nun kapısını çok ciddi bir teklifte çaldığı öne sürüldü
Yaz transfer döneminde Ryan Babel, Jimmy Durmaz, Valentine Ozornwafor, Şener Özbayraklı ve Adem Büyük'ü kadrosuna katan Galatasaray ile ilgili Brezilya'dan gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi
Transferin en hareketli takımı olan Sarı Kırmızılılar'ın Flamengo'da forma giyen 26 yaşındaki Kolombiyalı defansif orta saha oyuncusu Gustavo Cuellar için transfer teklifinde bulunduğu öne sürüldü.

Son dakika! Galatasaray'dan Başakşehir'e flaş transfer!

Medipol Başakşehir, altyapının başına Galatasaray'dan ayrılan Nedim Yiğit'i getirdiğini resmen açıkladı. eni sezon hazırlıklarını sürdüren Medipol Başakşehir'den geleceğe yönelik büyük bir adım atıldı. Son olarak Galatasaray altyapısının başında bulunan Nedim Yiğit, Başakşehir'in altyapsının başına geçti.
Medipol Başakşehir'in yaptığı açıklama şöyle;
İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü Akademi Direktörlüğü görevine Nedim Yiğit getirilmiştir. Uzun yıllar Genç Milli Takımlar ve A Milli Takım’da da görev yapmış olan Nedim Yiğit’e ailemize hoş geldin diyor, başarılar diliyoruz.

Flaş iddia! Yusuf Erdoğan'ın transferi askıya alındı.

Galatasaray'da yönetimin, transfer bitmeden Sarı-Kırmızılı formayla fotoğrafı ortaya çıkan Yusuf Erdoğan'ın transferini askıya aldığı iddia edildi. Yusuf Erdoğan'ın Galatasaray formasıyla verdiği fotoğraf başına bela oldu.
Cimbom; Jimmy Durmaz, Babel, Şener Özbayraklı, Adem Büyük, Ryan Babel, Ozornwafor gibi isimlerin transferini açıklarken, Yusuf Erdoğan'da flaş bir gelişme yaşandı.
Bonservisi elinde olan ve İstanbul’da hazırlıklarını sürdüren Yusuf’un, henüz imzayı atmadan askerde iken Galatasaray forması giymesinin sarı kırmızılı yöneticiler tarafından doğru bulunmadığı ve transferin askıya alındığı öne sürüldü.

Mbaye Diagne bu yüzden Arabistan'a transfer olamıyor!

Suudi Arabistan'daki futbol kulüpleri ve yönetimleriyle ilgili derin araştırmada Diagne'nin menajeri D'Avila'nın da adı geçti. Galatasaray, transfere kaynak bulabilmek için dört gözle Diagne’nin satışını beklerken, Suudi Arabistan kapısı kapandı. Genişletilen yolsuzluk soruşturmasında Diagne’nin menajeri William D’Avila’nın da isminin bulunması transferin başka ülkelere kaymasına neden oldu.
Suudi Arabistan’da futbol kulüplerinde yaşanan yolsuzluklar nedeniyle kulüp yönetimlerinin değişmesi ve Diagne transferinin de buna takılması olayı bununla da kalmadı. Derin soruşturmaya Türk futbol piyasasının yakından tanıdığı bir menajer de takıldı.
Suudi devletinin geçmişteki birçok transferi mercek altına aldığı ve Diagne’nin transferi için aracı olan menajer William D’Avila’nın adının da bu soruşturmalarda geçtiği ifade edildi. Bu durum nedeniyle Diagne’nin Suudi Arabistan Ligi Şampiyonu Al Nassr’a transferinin neredeyse imkansız bir hal aldığı ifade edildi. Suudi Arabistan’daki sıkıntılar nedeniyle Diagne için başka pazarlara kaydıkları, sarı-kırmızılıların da bir takım arayışının olduğu bildirildi. Galatasaray’daki birçok yapılacak transferin Diagne’nin satışıyla ilgili olması da yine bazı planların ertelenmesine neden olabilecek gibi görünüyor.
Derdiyok da gidemedi
Suudi pazarındaki duraklama nedeniyle birçok transfer de süreçten olumsuz etkilendi. Galatasaray ile sözleşmesi biten Eren Derdiyok’un da bir Suudi kulübü ile anlaşmasına karşın, yaşanan süreç nedeniyle bu transferin gerçekleşmediği dile getirildi.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2018.11.28 23:39 akunal reply

Tevbe 5: Bu ayetten şikayetiniz herhalde müşrikleri nerede bulursanız öldürün demesi. Bütün müşrikleri kastetseydi hak verirdim ama önceki ayetlere bakarsak sadece yapılan anlaşmaları bozan müşrikleri kapsadığını anlayabiliriz.
1: Allah ve Resûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır.
2: (Ey anlaşmalarında durmayan müşrikler!) İşte size fırsat! Bu günden itibaren yeryüzünde dört ay süreyle istediğiniz gibi dolaşıp elinizden gelen her türlü hazırlığı yapın; fakat bilin ki, hiçbir şekilde Allah’a karşı koyamaz ve O’nun kudretinden kaçıp kurtulamazsınız. Hiç şüphesiz Allah, kâfirleri rüsvay edecektir.
3: Ve, Büyük Hac gününde Allah ve Rasûlü’nden insanlara bir duyurudur bu: Muhakkak ki, Allah’ın ve aynı zamanda O’nun Rasûlü’nün (anlaşmalarında durmayan) o müşriklerle hiçbir alâkası kalmamıştır. Fakat (ey müşrikler), eğer tevbe eder de mevcut tutumunuzdan vazgeçerseniz, bu elbette hakkınızda hayırlı olandır. Yok, yine yüz çevirmeye devam edecek olursanız, şunu iyi bilin ki, asla Allah’a karşı koyabilecek, O’ nun kudretinden kaçıp kurtulabilecek değilsiniz. (Ey Rasûlüm!) Küfürde ısrar edenleri pek acı bir azapla müjdele!
4: Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
5: Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Maide 51: Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
Bu konuda Said Nursi’nin açıklamasını kullanacağım.
“Âyette geçen "Yahudi" ve "Hıristiyan" kelimeleri türevdir. Bu kelimelerin kaynağı ise “Yahudilik” ve "Hıristiyanlık"tır. Âyetteki hüküm türev üzerine bina edildiği için kâide gereğince Yahudi ve Hıristiyanlar, dinleri için, dinlerini yansıttıkları için sevilmez. Yahudilik ve Hıristiyanlık açısından onlarla dostluk kurmak ve onları sevmek haramdır. Öyleyse mühendislik, mucitlik, doktorluk, güzellik, yöneticilik gibi dinlerine ait olmayan diğer güzel ve meşru nitelikleri sevilebilir ve bu yönleriyle onlarla dostluk kurulabilir. Çünkü bu nitelikleri âyetin yasak kapsamı dışında kalır. Şayet âyet-i kerime şöyle buyursaydı, dostluk ve muhabbet onların bütün niteliklerini kapsardı: "Yahudi ve Hıristiyanların kendilerini dost edinmeyin!" Çünkü o zaman, dinlerine ait olsun veya olmasın, kendileriyle her bakımdan dostluk ve muhabbet yasak olmuş olurdu.”
Ayrıca islam tarihi boyunca Müslümanların Gayrimüslimler ile barış içinde yaşadığı bilinen bir gerçek.
Ahzab 37: Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.
38 : Peygambere Allah'ın takdir ettiği, mübah kıldığı şeyde bir darlık yoktur. Bundan önce geçen bütün peygamberler hakkında Allah'ın sünneti böyledir. Allah'ın emri ise biçilmiş bir kaderdir.
Bu ayetin inişi ve Hz. Muhammed’in Zeynep ile evliliğinin nedeni Araplarda cahiliye döneminden kalan bir törenin kaldırılmak istenmesidir. Töre gereği bir insan evlatlığının eşi ile evlenemezdi.
Olayın geçmişine baktığımızda Hz. Muhammed azad edilmiş bir köle olan evlatlığı Zeyd’i halasının kızı olan Zeynep ile toplumsal tabakaları yıkmak için evlendirmiştir. Ancak aradaki farktan dolayı evlilik yürümemiştir ve Zeyd Hz. Muhammed’e gelip boşanmak istediğini söylemiştir. Hz Muhammed ise “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyerek reddetmiştir ancak sonuç olarak Zeyd eşini boşamıştır. Gelen ayet üzerine de Hz. Muhamed Zeynep ile evlenmiştir ki cahiliye devrinden kalan adetin geçersizliği ispatlansın.
Hz. Muhammed'in Zeynep'in güzelliğinden etkilenip onu Zeyd'den boşayıp kendisine eş olarak alması tarzı asılsız iddialar var. Zeynep Hz. Muhammed'in zaten halasının kızıdır, isteseydi zamanında pekala kendine alabilirdi. Zaten Zeyd ile Zeynep'i tabuları yıkmak için kendisi evlendirmiştir.
Nisa 144:
139: Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir.
140: Allah size Kitab (Kur'an)da: "Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
141: Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa: "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Şayet kâfirlerin zaferden bir payı olursa: (Bu defa da onlara): "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
142: Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.
143: Münafıklar, küfür ile iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere bağlanırlar, ne de şu kâfirlere. Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, sen artık ona kurtuluş yolu bulamazsın.
144: Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
Bu ayeti "körle yatan şaşı kalkar"a benzetebiliriz. Kafirler gibi olmamak için onlarla dost olmamanın nesi yanlış?
Maide 33:
27: Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine):" Seni öldüreceğim" demişti. Diğeri ise şöyle demişti: "Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder".
28: "Allah'a yemin ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım.
29: "Ben isterim ki sen, benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur".
30: Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi kendisini, kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.
31: Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. "Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan oldu.
32: Bunun içindir ki, İsrâiloğulları'na: "Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur" hükmünü yazdık (farz kıldık). Şüphesiz ki onlara peygamberlerimiz açık delillerle geldiler. Yine de bundan sonra onların birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
33: Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.
34: Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tevbe edenler başka. Bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
Allaha ve Resulüne karşı savaşıp fesat çıkaranlara neden ceza verilmesin? Zaten sonraki ayette tevbe edenleri cezadan hariç tutuyor. Bunların dışında 32. Ayeti es geçerek İslam öldürmeyi emrediyor demek çok da mantıklı olmaz.
Ali Imran 28:
28: Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri (işlerine vekil, müsteşar, başlarında idareci ve küfürleri sebebiyle) dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa (bilsin ki o), kaynağı Allah olan bir yol, bir sistem üzerinde değildir ve Allah’tan göreceği bir yardım ve sahiplenme de yoktur; ancak (hakim konumda bulunan) o kâfirlerden (dininize, toplumunuza, mukaddeslerinize ve canınıza gelecek önemli bir tehlikeden) bir şekilde korunmanız hali müstesna. Her halükârda Allah, sizi Kendisi’ne karşı gelmekten sakındırır. Ancak Allah’adır nihaî varış.
29: De ki, göğüslerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Hiç şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.
Ayette müminlerin diğer müminleri bırakıp da İslam’a düşmanlığı apaçık olan kafirlerin emri altına girmelerinin, işlerini onlara bırakmalarının ve küfür noktasında onlarla dostluk kurmalarının, müminleri Allah’ın yolundan uzaklaştıracağını belirtmiş. Nisa 144 ile benzer bir ayet.
Nahl 75:
73: Ve (kendileri dahil herhangi bir varlığı) rızıklandırma adına göklerden ve yerden hiçbir şeyin mülkiyetine sahip bulunmayan, esasen böyle bir şeyi yapabilecek güçte de olmayan birtakım varlıklara mı ibadet ediyorlar?
74: Artık birtakım benzetmelerde bulunarak, temsiller, misaller getirerek Allah’a benzerler icat etmeyin. (Kendisini, Kendisi hakkındaki gerçeği ve başka her bir varlığın gerçek mahiyetini tam olarak ancak) Allah bilir, siz bilmezsiniz.
75: Allah, (Kendisine kul olup başka her türlü kulluktan kurtulan gerçek hürlerle, Kendisine kulluğu bırakıp pek çok ma’budlar edinen ve böylece köle gibi hürriyetlerini teslim edenler arasındaki farkı açıklamak için) bir misal veriyor: Bir yanda, bir şahsın kölesi olup kendine ait bir yetkisi ve herhangi bir şey üzerinde tasarruf hakkı bulunmayan âciz bir adam; diğer yanda, tarafımızdan kendisine güzel ve bol rızık verdiğimiz ve bundan gizli açık infak eden (hür) bir adam: bu ikisi hiç bir olur mu? Bütün hamd, (insanları hür yaratan, hürriyetlerini korumak için kendilerine Din gönderen, bütün kâinatın hakimi ve mülkün yegâne sahibi) Allah içindir. Ne var ki, insanların çoğu bunu bilmezler (de, pek çok ma’bud edinip, onlara kölelikte bulunur ve dalkavukluk ederler).
Yetmiş beşinci ayetteki köle kavramı normal köle manasında olmayıp Allah’tan başkasına kul olan müşriklere ve dalkavuklara yapılan bir benzetmedir. Günümüzdeki bazı şeyhlerin müritleri veya reisin etrafındakiler gibi.
Nisa 34:
32: (Dünyada geçimlikler farklı farklıdır. Erkek veya kadın olmak da elinizde değildir. Dolayısıyla,) Allah’ın bazınıza bazınızdan daha fazla verdiği (makam, servet, fizikî cazibe gibi) dünyalıklar hususunda, (“Keşke bizim de olsaydı!”) şeklinde temennide bulunmayın ve (aranızda kıskançlığa düşmeyin; Allah’ın yaptığı paylaştırmaya da itiraz etmeyin). Erkekler için çalışıp kazandıklarından bir pay (ve işledikleri amellerden dolayı sevap veya günah) olduğu gibi, kadınlar için de çalışıp kazandıklarından bir pay (ve işledikleri amellerden dolayı sevap veya günah) vardır. (Bununla birlikte, mevcutla yetinmeyin; meşrû dairede ve Allah rızası istikametinde olmak kaydıyla, gayretinizi ve hedefinizi büyük tutup, çalışarak ve dua ile) Allah’ın lütf u kereminden isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilir ve her yaptığını bilerek yapar.
33: Annebaba ve diğer yakın akrabanın ölümlerinden sonra bırakacakları terike için vârisler belirledik. (Bu vârislerin terikede kendilerine verilmesi gereken belli hakları olduğu gibi,) yeminlerinizle aranızda mukavele akdettiğiniz kişilerin de haklarını verin. Şüphesiz Allah, her şeye (ve bu arada, yaptığınız her işe ve her anlaşmaya) hakkıyla şahittir.
34: (Sahip kılındıkları birtakım sıfatlar ve yüklendikleri vazife ve sorumluluk açısından erkeklik vasfına tam sahip bulunan) erkekler, kadınlar üzerinde koruyucu ve yöneticidirler. Bu, (yöneticilik ve koruyuculuk noktasında) Allah’ın bazı insanları bazılarından, (bu arada genellikle erkekleri de kadınlardan) daha kapasiteli yaratmasından ve bir de erkeklerin (mehir verme ve evin bütün masraflarını yüklenme gibi) mâlî sorumluluklarından dolayıdır. Gerçekten iyi kadınlar, Allah’a karşı itaatkâr, (meşrû çerçevede ve günahta olmamak kaydıyla) kocalarının hukukuna da riayet eden ve Allah nasıl gizli ve mahrem kalması gereken hususları koruyor ve onların açılmasına müsaade etmiyor ise, aynı şekilde (namuslarını, aile sırlarını, ailenin mal, şeref ve haysiyetini ve kocalarının hukukunu) bilhassa kimsenin görmeyeceği yerlerde ve kocalarının yokluğunda koruyan kadınlardır. Dikbaşlılığından yıldığınız kadınlara gelince: önce onlara öğüt verin; ıslah olmazlarsa, onları yatakta yalnız bırakın ve yine yola gelmezlerse (hafifçe) dövün. Eğer (Allah hakkı, aile fertlerinin eğitimi ve yetiştirilmesi başta olmak üzere, kendinize de ait meşrû isteklerinizde) size itaat ederlerse, onlara yüklenmek için bir sebep ve mazeret aramayın. Unutmayın ki Allah, mutlak yücedir aşkındır, mutlak büyüktür.
“Yine, kadın-erkek münasebetleri ve aile hukuku açısından bu çok önemli âyet, özetle şu gerçeklere parmak basmaktadır:
• Allah (c.c.), insanları bir ve her bakımdan birbirlerinin aynısı yaratmamış, hayatın gereği, meselâ toplumda iş bölümü ve meslek seçiminin esası olarak, herkese başkalarına göre bir noktada üstünlük vermiştir. Bunun gibi, her kadın ve erkek için aynı şekilde ve derecede olmamakla birlikte, genellikle bazı hususlarda kadınları erkeklerden daha üstün yarattığı gibi, bazı konularda ve bu arada idarecilik ve koruyuculuk hususunda da erkeklere kadınlar üzerinde bir mevki tanımıştır.
• Allah, kadınlara göre daha güçlü yarattığı, kendilerine daha üstün idare kabiliyet ve kapasitesi verdiği, bir de ailenin mâlî sorumluluğunu üzerlerine yüklediği için erkeği evde reis kılmıştır. Fakat bu reislik, mutlak bir hakimiyet değil, “Bir topluluğun efendisi, idarecisi, ona hizmet edendir.” hadis-i şerifinde ifade buyurulduğu üzere, hizmetini görme, bakım ve görünümünü yapma, sahip çıkma, koruma ve evin dirlik ve düzenliğini sağlama görev ve fonksiyonudur. Tabiî, “nimet ölçüsünde sorumluluk veya sorumluluk ölçüsünde nimet” kaidesince, bu görev ve fonksiyonu yerine getirmede, her idarecinin emretme ve itaat isteme yetkisi olacaktır.
• Aile fertlerinin terbiyesi, bilhassa bir âyet-I kerimede buyurulduğu üzere (Tahrîm Sûresi/66: 6), âhiretlerini kurtaracak şekilde dinî yönden yetiştirilmesi ve evin idaresi, dirlik ve düzeni öncelikle erkeğe ait ağır bir vazife ve sorumluluk olduğu için, erkek bunu yerine getirmede bir eğitimci gibi davranmak durumundadır. Kur’ân, kadınlarla ilgili olarak bu konuda erkeğe önce tavsiye, sonra yatakta ondan ayrı durma ve bu da işe yaramazsa hafifçe dövme şeklinde kademeli bir eğitim yolu göstermektedir. Son derece önemli olan bu husus, ne yazık ki bazı sözde kadın hakları savunucularınca tenkit edilmektedir. Halbuki bunun eğitim gayeli olduğu açıktır. İkinci olarak, dövülecek olan kadın değil, dikbaşlılık yapan, evde kendine düşen vazifeyi yerine getirmeyen, ahlâk ve maneviyatına önem vermeyip kendine zulmeden varlıktır. Üçüncü olarak, dövmenin derecesi hadis-i şeriflerle ortaya konmuş, yüze vurma yasaklanmış (Ebû Davud, “Nikâh”, 42), bunun bir son çare olduğu önemle vurgulanmış ve erkekler, bundan mümkün olduğunca sakındırılmıştır. Nitekim, âyette de hemen arkadan gelen ikaz bu yöndedir."
Bakara 223:
Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir, (onlara temiz tohum bırakır ve hasılat olarak nesil elde edersiniz;) o halde ekinliğinize dilediğiniz zamanda dilediğiniz biçimde varınız ve kendiniz için (ileriye dönük, geliri hiç tükenmeyecek hasılat) göndermeye çalışınız. (Her hususta olduğu gibi, kadınlarla münasebetinizde ve nesil yetiştirme konusunda da) Allah’a isyandan, O’nun koyduğu hükümlere riayetsizlikten sakınınız. Bilin ki, mutlaka O’nun huzuruna çıkacaksınız. (O’nun huzurunda görecekleri muameleden dolayı) mü’minleri müjdele.
“Âyet-i kerime, çok özlü ifadelerle, kadın-erkek beşerî münasebetlerdeki asıl maksadın şehveti tatmin değil, tenasül, yani çoğalma ve hayırlı nesiller yetiştirme olduğunu ihtar etmektedir. Şehveti tatmin, böyle bir netice için verilmiş, o neticeye götürücü, onu kolaylaştırıcı, nesil yetiştirmedeki zorluklara katlanılmasını sağlayan, hattâ onu zevkli bir meşgale haline getiren bir avanstır. Evlilikte, bunun yanısıra, daha başka âyetlerde ifade buyurulduğu üzere, eşlerin bilhassa günahlara karşı birbirlerine örtü olmaları, birbirlerini (mânen) güzelleştirmeleri, dertlerini ve sevinçlerini paylaşarak, kalbden kalbe sevgi ve saygı bağıyla birbirlerine hayat arkadaşlığı yapmaları gibi daha pek çok fayda ve hikmetler de vardır. Bu bakımdan, evlilikte en önemli unsur, bir önceki âyette geçtiği ve bir hadis-i şerifte de buyurulduğu üzere, eşlerin dindar olması, bunun yanısıra, bilhassa geçimde eşlerin birbirlerini aşağılamamaları, karşılıklı saygı ve anlaşma adına önemli bir faktör olarak, yine hadis-i şerifin parmak bastığı üzere, küfüv, yani (en azından kültür, bilgi, anlayış gibi hususlarda) belli ölçülerde de olsa denkliktir.”
Yapılan tarla benzetmesi bazıları tarafından kadına hakaret sanılıyor ama ‘tarla’ kelimesinde ne gibi bir sıkıntı var? Gayet de yerinde bir benzetme, eğer tarlana ve tohumuna düzgün bakarsan verimli mahsul elde edersin.
https://www.youtube.com/watch?v=iICeKNiDhVo
Nisa 3:
2: Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.
3: Himayenizdeki yetim kızlarla evlendiğinizde eğer haklarını gerektiği ölçüde gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bu takdirde, size helâl olup da arzu ettiğiniz başka kadınlardan iki, üç veya dört tanesiyle evlenebilirsiniz. Eğer, birden fazla hanımınız olur da aralarında (nafakalarını temin ve birlikte geceleme gibi, hukuki açıdan) adalet yapamamaktan korkarsanız, bu durumda bir tanesiyle veya elinizin altında bulunan cariyelerle yetinin. Böyle davranmanız, zulme ve haksızlığa meyletmemeniz için daha uygun, daha elverişlidir.
http://www.sonsuzlukkulesi.com/kuranda-cok-eslilik-cariye-kavrami/
“Bazıları bilgi noksanlığından, bazıları da kasıtlı olarak, İslâm’ı 4’e kadar kadınla evlenmeye müsaade ettiği için eleştirmektedir. Oysa bu eleştiriler, pek çok açıdan haksızdır. Şöyle ki:
• Birden fazla kadınla evlenme (çok eşlilik), bütün tarih boyu hemen hemen bütün insan topluluklarında görülen bir uygulamadır. Ahd-i Atik, onu yasaklamak şöyle dursun, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın çok sayıda hanımları olduğundan bahseder (Samuel 2, 5: 13) İncil'de ise çok evliliği yasaklayan hiçbir ifade yoktur. Peder Eugene Hillman, Polygamy Reconsidered (Çok Eşliliği Yeniden Değerlendirme) adlı eserinde, “Yeni Ahid’in hiçbir yerinde tek evliliği emreden veya çok evliliği yasaklayan herhangi bir ifade yoktur” der. Kaldı ki, kendi zamanında Yahudi toplumunda çok evlilik uygulandığı halde, Hz. İsa buna ses çıkarmamıştır. Roma Kilisesi’nin çok evliliği yasaklaması, Kitab-ı Mukaddes’e dayalı bir yasaklama değil, tek kadınla evlenmeyi öngören, fakat metres ve fuhşa tolerans gösteren Greko-Romen geleneğine dayalı bir yasaklamadır. Kitab-ı Mukaddes, çok eşliliğe sınır getirmezken, Kur’ân bu uygulamayı 4’le sınırlandırmış, bunu emretmemiş, hattâ tavsiye etmemiş, sadece eşler arasında adaleti gözetme şartını da getirerek, bir izin, bir ruhsat olarak vazetmiştir.
• Her zaman için çok kadınla evlenmenin bilhassa gerekli olduğu şartlar, yerler ve dönemler vardır. İslâm, her şart, her dönem ve her yerde geçerli evrensel bir din olduğu için, böylesi şartların, yerlerin ve dönemlerin gerekliliklerini de göz ardı edemez. Meselâ, savaş zamanlarında kadın nüfus erkek nüfusu daima aşar. Amerika’nın Batılılar tarafından keşfinden sonra, Kızılderili toplumlarda erkek nüfus sürekli azalmış ve kadının çok itibarlı bir yere sahip olduğu bu topluluklarda bu problem, çok eşlilikle çözülmeye çalışılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonunda Almanya’da evlenme ve çocuk sahibi olma çağındaki kadın nüfus, erkek nüfustan 7.300.000 fazla olup, bunların 3.300.000’i dul idi. Bilhassa savaş sonrası şartların ağırlığı altında ezilen kadınlar için en geçerli yol, bir erkeğin bakım ve koruması altına girmekti. Evet, bu şartlarda kadınlar, ya Kızılderili toplumlarıııda olduğu gibi ikinci veya üçüncü eş olarak nikâhlanacak veya İkinci Dünya Savaşı sonrası modern Batı’da görüldüğü üzere, özellikle galip kuvvetleri tatmin eden birer metres veya fahişe olmaya itilecekti.
• Sadece savaş şartlarında değil, normal durumlarda da kadın nüfusun erkek nüfusu aştığı dönemler olur. Meselâ, bugün ABD’de evlilik ve çocuk sahibi olma çağındaki kadın nüfus, erkek nüfustan 8-10 milyon daha fazladır (Hillman, 88-93). Bu durumda, bekâr kalma, kadınları öldürme, her türlü gayr-ı meşrû münasebeti serbest bırakma veya çok evliliğe müsaade etme dışında herhangi bir çözüm yolu yok ise, bunlardan hangisini tercih etmek daha İnsanî ve kadının şerefine yakışan bir yoldur? 1987 yılında Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nde bir öğrenci gazetesinin yaptığı ankete katılan öğrencilerin hemen hepsi, “Evlenme çağındaki erkek nüfusun az olduğu şartlarda, erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesi kanunen meşru olmalı mı?” sorusuna “Evet” cevabı vermiştir. (J. Lung, Struggling to Surrender, 172)
• Bugün modern toplumlarda görülen bazı problemlerin çözümü yine çok eşlilikte yatmaktadır. Roma Katolikliği’ne bağlı Amerikalı bir antropolog olan Philip Kilbride, Plural Marriage For Our Time (Günümüzde Çok Eşlilik) adlı eserinde, çok kadınla evlenmeyi Amerikan toplumundaki bazı hastalıkların çözüm yolu olarak sunar. Ona göre, çok kadınla evlilik, çocukların çok menfî olarak etkilendiği boşanma hadiselerinin yol açtığı olumsuzluklara alternatif bir çözüm olabilir. (Kilbride, 118)
• Meselenin psikolojik boyutları da vardır. Meselâ Müslüman, Hıristiyan veya bir başka dinden yeni evlenmiş pek çok Afrikalı hanım, kendisini iyi bir koca olarak ispatlamış bir erkeğe ikinci eş olarak gitmeyi tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Aynı şekilde pek çok kadın, gerek yalnızlıktan kurtulmak, gerekse işbirliği yapmak için evde ikinci, üçüncü bir eşi kabul etmektedir. (Hillman, 92-97) Meselâ, Nijerya’da 15-59 yaş arası kadınlar arasında yapılan bir ankete katıklıların % 60’ı çok eşliliği tasvip ederken, kırsal Kenya’da yapılan bir ankete katılan 27 kadından 25’i, bir erkeğin tek hanımı olmaktansa, birkaç hanımından biri olmayı tercih ettiğini belirtmiştir. (Kilbride, 108-109)
• Burada ilave edilmelidir ki, günümüz İslâm toplumlarıııda çok büyük oranda yaygın olan, tek kadınla evliliktir. Bu toplumlarda çok ka¬ dınla evlilik vakası, Batı toplumlarıııda evlilik dışı ilişkilerden çok daha az sayıdadır. Ünlü Amerikalı Hıristiyan vaiz Billy Graham, şöyle yazıyor: “Günümüzde Hıristiyanlığın çok evlilik konusunda uzlaşmaya gitmemesi, aleyhine bir durumdur. İslâm, birtakım sosyal hastalıklara karşı sınırları ve çerçevesi çizilmiş bir çare olarak çok evliliğe izin vermiştir. Hıristiyan ülkeler, tek kadınla evlilik şovu yapıyorlar ama, uygulamada hepsinde çok eşlilik var. Bugün kimse, Batı toplumlarıııda metreslerin oynadığı rolü bilmiyor. Bu noktada İslâm, temelden iffet, namus ve İnsanî fazileti koruyan bir dindir. Toplumun ahlâkî bütünlüğünü muhafaza etmek için çok kadınla evliliğe izin vermekle birlikte, her türlü gayr-ı meşrû ilişkiye de kapıları kapamaktadır.” (Abdürrahman Doi, Womarı in Shari ‘ah , 76)
• Bütün bunlardan sonra, hepsinden önemli olan şu husus bilhassa belirtilmelidir: “Tabiat”ta bitkiler ve hayvanlar dünyasında da görüldüğü üzere, evlilikten asıl maksat üremedir, çoğalmadır. Evlilik ilişkisinin verdiği lezzet, üremenin gerçekleşmesi adına bir avanstır. Bir kadın, ayın belli günlerinde ve genel olarak 50 yaşından sonra üremeye hizmet etmez. Buna karşılık erkek, ortalama 70 yaşma kadar, hattâ daha da öteye ve yılın her gününde üreme adına müsaittir. Şu halde, evliliği tek kadınla sınırlama, onu asıl maksadına hizmetten alıkoyma demektir. Kaldı ki, yukarıda belirtildiği üzere İslâm, çok kadınla evlenmeyi emretmez, fakat yasaklamaz da. Onu bir izin, bir ruhsat olarak kabul eder ve evliliğin sebep olduğu, ailenin geçimi ve miras gibi konularda hukukî düzenlemeler getirmiş bulunmasının yanısıra, bu ruhsatı uygulamada manevî-ahlâkî kaideler de koymuştur (Şerif Muhammed’den özetle).
Köle-cariye meselesini değerlendirirken, aşağıdaki noktalar göz önüne alınmalıdır:
• İslâm, her şeyden önce, kölelik ve/veya cariyeliği getiren bir din olmayıp, kendisini bu uygulamanın uluslararası çapta ve en acımasız şartlarda sürdüğü bir ortamda bulmuştur. Yine her şeyden önce mesele, bir savaş hali ve savaş esirlerine nasıl muamele edileceği meselesidir. Kölelik, hattâ değişik ad ve usullerde cariyelik dünya toplumlarıııda daha düne kadar görülürken, İslâm, 14 asır öncesinden bu meseleye neşter atmıştır. Tarih içindeki Müslüman toplumlarda görülen ve tasvibi mümkün olmayan bazı uygulamalardan sorumlu olan İslâm değil, kendilerini İslâm’a nisbet eden insanlardır.
• Modern dünyada uluslararası hukukun tarihi birkaç asır öncesine gitmezken, İslâm, gerek savaş gerekse esirlere muamele ve daha başka uluslararası hukuk alanına giren meselelerde kaideler ve yasalar koymuş, öyle ki, 12 asır önce İmam Muhammed eş-Şeybanî, bu sahada Es-Siyeru'l Kebîr adlı eserini kaleme almıştır.
• İslâm, esir edilmiş kadınların da öldürülmesini yasaklarken, onları Müslüman aileler arasında dağıtmış, eğitilmeleri ve kendileriyle evlenme veya başkalarıyla evlendirilmeleri üzerinde hassasiyetle dumıuş ve evlenip de veya efendilerinden çocuk sahibi olanlara hür kadın statüsü tanımıştır. Ayrıca, hürriyetlerine kavuşturulmalarını şiddetle tavsiye etmiş, o kadar ki, Din’i uygulamada yapılan pek çok hatanın karşısına kefaret, yani o hatayı giderici ceza olarak köle veya cariye azad etmeyi koymuş, bunun büyük sevap getiren bir davranış olduğunu beyan buyurmuştur.
• İslâm, kadın olsun erkek olsun hiçbir ayrım yapmadan insana çok büyük değer ve şeref bahşetmiştir. Bu sebeple o, kadınları değerlendirirken, eğitimi, şahsiyeti ve karakteriyle gerçek İnsanî mertebeye yükselmiş kadınları muhsan(a) (korunmuş) kadınlar olarak ele almıştır. Manevî-ahlâkî, dolayısıyla gerçek İnsanî değerlerden yoksun ve kendisini tamamen fizikî bir nesne olarak gören ve takdim eden bir kadın, muhsan(a) bir kadın değildir. İslâm, her insanın, her kadının kâmil insan olmasını hedeflerken, bu seviyeye ulaşmaya öncelikle bir eğitim meselesi olarak bakmış ve bu eğitimin her kademesi içiıı ayrı kaideler koymuştur. Kısaca, kölelik-cariyelik konusunun eğitime ait ve psikolojik bir yönü de vardır.
• İslâm, hukuk alanında, hakim olduğu toplumdaki eski ve kendisine ters düşmeyen yasaları yerinde bırakır; bu yasalardaki yanlışlıkları tashih eder veya yeni yasalar koyar ve bütün bunları yaparken tedricî bir yol takip eder. O kadar ki, bazı kötülüklerin giderilmesi ve güzelliklerin yerleştirilmesi uzun bir zaman, eğer mesele bir toplumun değil, bütün toplumlarm meselesi, yani uluslarası bir mesele ise asırlar alabilir. İşte İslâm, kölelik ve/veya cariyelik meselesinin kökten çözümünü, meselenin bilhassa uluslararası hukuka ve münasebetlere ait yönü olması itibariyle, zamana ve insanlığın olgunlaşmasına bırakmıştır. “
Talak 4:
Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
https://youtu.be/pBsTb04SpKg?t=42
Enfal 1:
(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”
Ganimetlerin taksimiyle ilgili bir surenin giriş kısmı, ayrıca mü’minlere ganimet için savaşılamayacağını asıl önemli olanın Allah’ın rızasının olduğu anlatılır. Buradan bütün malın Peygambere ait olduğu anlamı çıkarılamaz çünkü aşağıda vereceğim diğer ayetlerde zaten nasıl bir taksim yapılacağı açıklanmıştır.
Allah’ın savaşsız olarak onlardan alıp da Rasûlü’ne ganimet olarak bahşettiği mallara gelince –ki, siz o mallar için at da deve de koşturmadınız, fakat Allah, kimleri dilerse, onlar üzerinde rasûllerine hakimiyet verir. Allah, her şeye hakkıyla güç yetirendir. Allah’ın, fethedilen ülkelerin halklarına ait bulunup da savaşsız olarak Rasûlü’ne bahşettiği mallar, (beşte biri) Allah(’a ait olmak üzere Rasûl’ü) için, ayrıca Rasûl için, O’nun yakınları için, yetimler için, yoksullar için ve yolda kalmışlar içindir. Ki o mallar, içinizdeki zenginler arasında devredip duran bir servet haline gelmesin. Rasûl (o mallardan size ne verirse) onu hoşnutlukla alın (ve İslâmî bir hüküm olarak) size neyi getirip tebliğ ederse, onu kabul edin ve sizi neden men ederse ondan da geri durun. Allah’a gönülden saygı besleyin ve O’na karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki Allah, cezalandırması çok çetin olandır. (Bu ganimet malları, ayrıca) o fakir Muhacirlere aittir ki, onlar yurtlarından çıkarılmış, mallarından mahrum bırakılmışlardır; onlar, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk peşindedirler ve Allah’ın dinine ve Rasûlü’ne yardım etmektedirler. Onlar, (imanlarında ve üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmede) gerçekten samimi ve sadıktırlar.
Enbiya 33:
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.
“Yüzmektedirler” ifadesinden boşluğun aslında dolu olduğu çıkarılır. Elimizdeki bilgilere göre tabii ki de uzayda maddesel bir ortam yoktur, ancak orada mutlaka bir şeyler olduğuna ve ileriki tarihlerde keşfedileceğine inanıyorum.
Kainatın sudan yaratıldığına dair bir okuma parçası: http://www.yaklasansaat.com/evren/buyuk_patlama/buyuk_patlama.asp
Evrim:
Bir maymunun sonsuz zaman içerisinde rastgele tuşlara basarak günümüzdeki -insan hariç- her yönüyle hatasız işleyen dünyayı yaratmasına, hiç de inanasım gelmiyor. Ki insanın cüz-i iradesine bırakılmış eylemleri haricinde o bile kusursuz çalışıyor.
Yoktan koca bir evrenin oluştuğuna; yıldızların ve gezegenlerin kendi başlarına mükemmel bir şekilde hizaya girip yörüngelerine oturduklarına inanamıyorum. Cansız bir ortamdan nükleik asitlerin oluştuğuna, nükleik asitlerden bakterilerin, bakterilerden de günümüzdeki canlıların oluştuğuna da inanamıyorum.
Adem ve Havva'nin cocuklarinin ensest iliskileri aciklamasi daha mantıklı geliyor.
İŞTE 2 DAKİKADA EVRİMİ ÇÜRÜTEN O VİDEO!! , şaka şaka ama şu makaleyi okumanı tavsiye ederim:
http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/canlilaevrim.asp
Fen lisesi ile de ispatlanamayan bir görüşü nasıl bağdaştırdığını anlamıyorum.
Kuran’ın çok anlamlı olması:
Bence belirsiz, yoruma açık demek doğru olmaz ancak çok anlamlıdır. Çünkü Kuran’da x hem doğrudur yem yanlıştır gibi bir şey ancak ayetin doğru yorumlanmaması ile ortaya çıkar. Kuran’ın gerek evrensel olması gerek de kendinden sonraki herkese hitap etmesinden dolayı ve de Allah’ın bir varlığı sadece tek bir sebeple yaratmamasından ötürü ayetlerde çok anlamlılık vardır. Mesela aile hukuku ile ilgili emir ve yasakları anlatırken aynı zamanda insanın fıtratına dair ipuçları da verebilir(salladım).
https://www.youtube.com/watch?v=3zQjFdYwwcY
Kutuplara yakın yaşayan insanlar dair:
“İslâm, ibadet vakitlerinin belirlenmesinde, her zaman, her yerde ve her seviyede insanın görebileceği işaretleri esas almıştır. Bu bakımdan, bilimsel ve teknik gelişmelere ve hesaplamalara, onlardan istifade edilse bile, mutlaka gerek duyulmaz. Bazıları, bu şekilde kutuplarda namaz vakitlerinin tesbit edilemeyeceği itirazında bulunmaktadırlar. Böyle bir itiraz, eksik coğrafya bilgisinden kaynaklanmaktadır. Gece ve gündüzlerin 6 ay kadar sürdüğü kutup bölgelerinde 24 saatlik zaman dilimi çerçevesinde sabah ve akşamın işaretleri o kadar açıktır ve bu işaretler o kadar düzenli görülür ki, halk buna göre yatma, kalkma ve diğer işlerini yapma vakitlerini kolayca ayarlayabilmektedir. Saatlerin yaygınlaşmadığı zamanlarda, Grönland, Norveç ve Finlandiya gibi ülkelerde oturanlar, günün ve gecenin saatlerini ufukta beliren çeşitli işaretlere göre ayarlarlardı. Bu işaretler, kendilerine günlük programlarını düzenlemede yardımcı olduğu gibi, ibadet vakitlerini ve bu arada sahur ve iftar yemeklerini tesbit etmelerinde de yardımcı olurdu.”
Ayrıca Ra’d suresi 41. Ayete göz atabilirsin.
Allah neden tütün ürünlerini yasaklamamış:
Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.
Ayette geçenlerin dışında herhangi bir şey konusunda helal/haram diyemeyiz. Ancak Kuran’da Allah’ın insana emaneti olan vücuda zarar verilmesi yasaklanmıştır.
Peygamberin eşleriyle ilgili kısımlar:
“Seks hayatına yer verme” ve “kac kariyla evlenmesi” konusunda açık konuşup ayet örneği verebilirsin çünkü bu konuda kullandığın üslup kadar ekstrem bir ayet hatırlamıyorum. Bir tek Ahzab 37 olabilir o da açıklandı. Peygambere ve eşlerine ait verdiği bazı örnekler vardır, bunlar diğer insanlar Peygamberi örnek alsın diyedir.
Peygamberin çok eşliliği → https://sorularlaislamiyet.com/peygamber-efendimizin-zevceleri-kac-tanedir-cok-evlenmesinin-hikmeti-nedir
Kuran, neden köleliği ve tecavüzü yasaklamıyor:
https://sorularlaislamiyet.com/islamiyetin-koleligi-kaldirmak-icin-tedbirler-aldigini-soylediniz-bu-tedbirler-nelerdir-kolelik-0
Nikahlı eşin dışında ilişkiye girmenin yasak olduğu bir durumda(zina) tecavüze nasıl yasak değil denilebilinir?
Kuran mealinde ‘düşün’ kelimesini arattım 124 sonuç çıktı. 124 kere düşün kelimesinin geçtiği bir kitabın dinine nasıl beyne ihtiyaç yoktur dersin?
Saygılar.
submitted by akunal to u/akunal [link] [comments]